Yüksek Mahkeme’nin Tarife Kararı: Küresel Ticarette Yeni Bir Kırılma Noktası

ABD Yüksek Mahkemesi tarifeleri iptal etti; 175 milyar dolarlık iade riski ve yeni küresel ticaret belirsizliği doğdu.

ABD’de ticaret politikaları bir kez daha hukuk ile yürütme erki arasındaki gerilim üzerinden şekilleniyor. ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump tarafından Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası (IEEPA) kapsamında uygulamaya konulan tarifelerin hukuka aykırı olduğuna hükmederek, yalnızca bir yetki tartışmasına değil, küresel ticaret düzenine dair yeni bir belirsizlik dalgasına kapı araladı. Mahkemenin 6’ya karşı 3 oyla aldığı kararda, gümrük vergisi koyma yetkisinin açık biçimde Kongre’ye ait olduğu vurgulandı. Böylece yürütmenin “acil durum” gerekçesiyle geniş kapsamlı tarife uygulamasına gitmesinin sınırları çizilmiş oldu.

Kararın en çarpıcı yönlerinden biri, bugüne kadar IEEPA kapsamında tahsil edilen devasa tutardaki vergilerin akıbetine ilişkin net bir yol haritası sunulmaması. Penn-Wharton Bütçe Modeli’ne göre, geri ödenmesi gerekebilecek miktar 175 milyar doların üzerinde. Bazı değerlendirmelerde ise yalnızca karşılıklılık esasına dayalı ülke bazlı tarifeler kapsamında ödenmiş tutarın 130 milyar doları aştığı belirtiliyor. Bu büyüklük, yalnızca ithalatçı firmaların bilançolarını değil, ABD Hazinesi’nin nakit akışını ve bütçe projeksiyonlarını da doğrudan etkileyebilecek ölçekte.

Karara muhalefet eden Yargıç Brett Kavanaugh’un işaret ettiği gibi, “milyarlarca doların iadesi” teknik ve hukuki açıdan son derece karmaşık bir süreç anlamına geliyor. Hangi ürün grubuna, hangi tarih aralığında, ne kadar iade yapılacağı sorusu; Gümrük ve Sınır Muhafaza biriminin (CBP) idari kapasitesini zorlayacak. Hâlihazırda ithalatçıların ABD Uluslararası Ticaret Mahkemesi nezdinde açtığı binden fazla dava bulunuyor ve yeni bir toplu dava dalgası bekleniyor. Küçük ölçekli ithalatçıların ise dava masrafları nedeniyle potansiyel iadeden vazgeçebileceği konuşuluyor.

Trump cephesi ise geri adım sinyali vermekten uzak. Başkan, IEEPA dışında “daha güçlü” yetkiler bulunduğunu savunarak 1962 tarihli Ticaret Genişletme Yasası’nın 232. maddesi, 1974 tarihli Ticaret Yasası’nın 301. ve 122. maddeleri gibi alternatif araçlara işaret etti. Nitekim Beyaz Saray, 1974 Ticaret Yasası’nın 122. maddesine dayanarak tüm ülkelere yönelik yüzde 10’luk küresel tarife kararını duyurdu ve bunun 150 gün süreyle uygulanacağını açıkladı. Kritik mineraller, enerji ürünleri, bazı tarım kalemleri, ilaçlar ve belirli teknoloji ürünleri gibi alanların muaf tutulması ise seçici bir sanayi politikası yaklaşımının sürdüğünü gösteriyor.

Buradaki temel mesele, mahkemenin Başkan’ın tarife uygulama yetkisini tamamen ortadan kaldırmamış olması. Karar, esasen “yanlış yasal dayanak” kullanıldığına hükmediyor. Bu da ticaret politikasında sert bir kırılmadan ziyade, araç değişikliğine işaret ediyor. Ancak IEEPA’nın sağladığı hızlı ve tek taraflı hareket kabiliyeti yerine, 232 veya 301 gibi maddelerin daha uzun soruşturmalar, kamuoyu görüşleri ve bürokratik süreçler gerektirmesi, belirsizliğin süresini uzatabilir.

Uluslararası boyutta ise mesele daha karmaşık. Trump yönetimi, IEEPA tarifelerini birçok ülkeyle yürütülen ticaret müzakerelerinde bir “pazarlık kozu” olarak kullanmıştı. Çin’den Birleşik Krallık’a, Japonya’dan Avrupa Birliği’ne kadar geniş bir yelpazede yürütülen trilyonlarca dolarlık ticaret diplomasisi, şimdi hukuki dayanaktan yoksun kalma riskiyle karşı karşıya. Ticaret ortakları açısından en kritik soru şu: ABD Başkanı ile yapılan bir anlaşma, iç hukukta yargı engeline takılabilir mi? Eğer yanıt “evet” ise, bu durum ABD’nin ticari güvenilirliğine dair risk primini artıracaktır.

Kısa vadede tarifelerin düşürülmesi veya iade sürecinin başlaması, ABD iç talebini ve şirket kârlılıklarını destekleyebilir. Özellikle perakende ve ithalata dayalı sektörlerde maliyet baskısının azalması, enflasyon üzerinde sınırlı da olsa aşağı yönlü etki yaratabilir. Ancak orta ve uzun vadede politika belirsizliği, yatırım kararlarını erteleyen, tedarik zinciri planlamasını zorlaştıran ve küresel sermaye akımlarını temkinli hale getiren bir faktör olarak öne çıkıyor.

Daha geniş perspektiften bakıldığında, bu karar ABD’de kuvvetler ayrılığı ilkesinin ekonomik politika alanındaki yansımasını ortaya koyuyor. Kongre’nin vergi koyma yetkisi ile Başkan’ın kriz dönemlerinde hızlı hareket etme arzusu arasındaki gerilim, küresel ticaretin yönünü etkileyebilecek ölçekte sonuçlar doğurabiliyor. Eğer yönetim farklı yasal araçlarla mevcut tarife düzeyini yeniden tesis ederse, oranlar benzer kalsa bile sektörel ve ülke bazlı dağılım değişebilir. Bu da şirketler, yatırımcılar ve hanehalkları için yeni bir belirsizlik dalgası anlamına gelir.

Sonuç olarak, Yüksek Mahkeme’nin kararı tarifeleri anında ortadan kaldırmaktan ziyade, ticaret politikasının hukuki zeminini yeniden tanımlıyor. Ancak milyarlarca dolarlık olası iadeler, alternatif yasal yollarla sürdürülebilecek yeni tarifeler ve uluslararası anlaşmaların güvenilirliği konusundaki soru işaretleri, küresel ticaret sisteminin önümüzdeki dönemde dalgalı bir patikada ilerleyeceğine işaret ediyor. Bu süreç, yalnızca ABD ekonomisi için değil, küresel büyüme görünümü açısından da aşağı yönlü önemli bir risk barındırıyor.