Yüksek Faiz ve Enflasyon Döneminde Kazandıracak Şey Hikâye Değil, Sağlam Bilanço Olacak

Yüksek faiz ve enflasyon ortamında yatırımcıların başarısı, güçlü bilanço ve sağlam nakit akışı seçiminden geçiyor.

Önümüzdeki dönemin en önemli yatırım temalarından biri, hiç şüphesiz şirket bilançolarının çok daha dikkatli okunması ve temel analiz becerisinin yeniden ön plana çıkması olacak. Son yıllarda küresel ölçekte yaşanan yüksek enflasyon, sıkı para politikaları ve yükselen faiz oranları yalnızca tüketicileri değil, şirketlerin finansal yapılarını da derinden etkiledi. Bu nedenle yatırımcıların artık sadece hikâye satın aldığı değil, rakamları ve finansal gerçekleri satın aldığı bir döneme giriyoruz.

Türkiye ekonomisi uzun süredir yüksek enflasyon ve yüksek faiz ikilemi içerisinde yol almaya çalışıyor. Politika faizlerinin uzun süre yüksek seviyelerde kalması, özellikle borçluluk oranı yüksek şirketler üzerinde ciddi bir baskı oluşturdu. Finansman giderleri birçok şirket için faaliyet kârlarının önüne geçmeye başladı. Geçmişte düşük faiz ortamında rahatlıkla çevrilebilen krediler, bugün şirketlerin nakit akışlarını zorlayan önemli bir maliyet unsuruna dönüştü. Bu durum da doğal olarak şirketlerin kârlılıklarını aşağı çekiyor.

Özellikle son birkaç bilanço döneminde birçok şirketin operasyonel anlamda büyümeye devam etmesine rağmen net kâr tarafında ciddi gerilemeler yaşadığı görüldü. Bunun en önemli nedenlerinden biri, hızla artan finansman giderleri oldu. Şirket satışlarını artırsa bile, eğer elde ettiği faaliyet kârı finansman maliyetlerini karşılayamıyorsa ortaya çıkan tablo yatırımcı açısından ciddi bir risk anlamına geliyor. Bu nedenle yatırımcıların artık yalnızca ciro büyümesine değil, faaliyet kârlılığına, FAVÖK performansına, net borç pozisyonuna ve nakit üretme kapasitesine daha fazla odaklanması gerekiyor.

Yüksek enflasyonun yarattığı bir diğer sorun ise şirketlerin gerçek performansının okunmasını zorlaştırmasıdır. Enflasyon muhasebesi uygulamaları nedeniyle bazı şirketler operasyonel olarak güçlü görünmelerine rağmen muhasebe etkileri nedeniyle düşük kâr açıklayabiliyor. Tam tersine bazı şirketler ise operasyonel zayıflıklarını muhasebe etkileriyle bir süre gizleyebiliyor. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca net kâr rakamına bakarak karar vermesi artık yeterli değil. Brüt kâr marjı, faaliyet kâr marjı, özkaynak kârlılığı, net borç/FAVÖK oranı ve işletme sermayesi dinamikleri çok daha kritik hale gelmiş durumda.

Bu süreçte sektör ayrışmaları da oldukça belirginleşiyor. Güçlü ihracat yapan, döviz bazlı gelir elde eden, düşük borçluluk oranına sahip ve yüksek nakit pozisyonu taşıyan şirketler mevcut ekonomik koşulları rakiplerine göre daha rahat yönetebiliyor. Buna karşın iç talebe bağımlı, yüksek işletme sermayesi ihtiyacı bulunan ve finansman yükü ağır şirketler daha fazla baskı altında kalabiliyor. Dolayısıyla artık sadece şirket seçimi değil, sektör seçimi de yatırım performansı açısından belirleyici olacak.

Yatırımcıların belki de en fazla dikkat etmesi gereken nokta ise güvenlik marjı kavramıdır. Boğa piyasalarında hemen her şirket değer kazanabilir ancak zorlu ekonomik dönemler şirketlerin gerçek dayanıklılığını ortaya çıkarır. Bu nedenle güvenli şirketlerde bulunmak, olası yükselişleri yakalamak kadar önemlidir. Çünkü büyük kayıplardan korunmak, uzun vadeli yatırım başarısının temel taşlarından biridir.

Önümüzdeki dönemde faizlerde yaşanabilecek olası normalleşme süreci, güçlü bilançoya sahip şirketler açısından önemli fırsatlar yaratabilir. Finansman yükünün hafiflemesiyle birlikte operasyonel olarak zaten güçlü olan şirketler kârlılıklarını çok daha hızlı artırabilirler. Bu nedenle yatırımcıların bugün yaptıkları bilanço analizleri, gelecekteki getirilerinin temelini oluşturacaktır. Piyasalar çoğu zaman geleceği satın alır ancak geleceği satın alırken de geçmişteki finansal dayanıklılığı ödüllendirir.

Bu nedenle yatırımcıların portföylerini yeniden gözden geçirmeleri gerekiyor. Şirketlerin borç yapısı, vade profili, döviz pozisyonu, nakit üretim kapasitesi ve yatırım harcamaları dikkatle incelenmeli. “Ucuz görünen her hisse fırsat değildir, pahalı görünen her hisse de riskli değildir.” Asıl önemli olan, şirketin mevcut ekonomik koşullar altında ayakta kalabilme ve büyümesini sürdürebilme kapasitesidir.

Önümüzdeki süreçte piyasaların en değerli yatırımcısı, en hızlı işlem yapan değil; bilanço okuyabilen, sabırlı davranabilen ve risk yönetimini doğru uygulayabilen yatırımcı olacaktır. Çünkü yüksek faiz ve yüksek enflasyon dönemlerinde sermayeyi büyütmenin ilk şartı para kazanmaktan önce, sermayeyi koruyabilmektir.