Dünya Ekonomik Forumu (WEF), Türkiye’nin küresel ekonomideki rolüne ilişkin yaptığı son değerlendirmede, ülkenin küresel değer zincirlerinde daha güçlü bir konuma ulaşmak, yatırım çekmek ve ekonomik dayanıklılığını artırmak için son derece elverişli bir noktada bulunduğunu açıkladı. İstanbul’da gerçekleştirilen WEF Türkiye Ülke Stratejisi Toplantısı, değişen küresel dengelerin ortasında kritik bir diyalog zemini olarak öne çıktı.
Toplantı, Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında düzenlenirken, üst düzey devlet yetkilileri ve küresel iş dünyasından önemli isimleri bir araya getirdi. Açıklamada, jeopolitik gerilimler, ticaret akışlarındaki değişim ve ekonomik parçalanmanın küresel öncelikleri yeniden şekillendirdiği bir dönemde bu buluşmanın büyük önem taşıdığı vurgulandı.
WEF değerlendirmesinde Türkiye’nin coğrafi konumuna özel bir parantez açıldı. Avrupa, Asya ve Orta Doğu arasında stratejik bir köprü olan Türkiye’nin, bölgeler arası ticaret ve üretim ağlarında kritik bir bağlantı noktası haline geldiği ifade edildi. Bu konumun yalnızca lojistik avantaj sağlamadığı, aynı zamanda Türkiye’yi küresel tedarik zincirlerinin yeniden şekillendiği süreçte önemli bir merkez haline getirdiği belirtildi.
Açıklamada ayrıca Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısına dikkat çekilerek, ülkenin G20 ekonomileri arasında yükselen etkisiyle üretim, ticaret ve yatırım ağları açısından güvenilir bir merkez oluşturduğu kaydedildi. Bu çerçevede Türkiye’nin, küresel yatırımcılar için alternatif üretim üssü olma potansiyelinin giderek arttığına işaret edildi.
Toplantıya Cevdet Yılmaz, Hakan Fidan, Mehmet Şimşek, Alparslan Bayraktar ve Fatih Karahan gibi ekonomi ve dış politika yönetiminde kritik rol üstlenen isimler de katıldı. Bu geniş katılım, Türkiye’nin ekonomik vizyonunu küresel aktörlerle daha güçlü şekilde entegre etme çabasının bir göstergesi olarak değerlendirildi.
WEF açıklamasında Türkiye’nin yalnızca mevcut avantajlarına değil, geleceğe dönük stratejik hedeflerine de vurgu yapıldı. Buna göre Türkiye, uluslararası ortaklıklarını derinleştirerek küresel ekonomik sistemde daha etkin bir rol üstlenmeyi ve bağlantılı dünyada büyümenin kilit merkezlerinden biri olmayı hedefliyor.
Ek olarak, mevcut küresel eğilimler Türkiye açısından önemli fırsatlar barındırıyor. Özellikle “yakın coğrafyadan tedarik” (nearshoring) ve “dost ülkelerden tedarik” (friendshoring) stratejilerinin öne çıktığı yeni dönemde Türkiye, hem Avrupa pazarına yakınlığı hem de üretim kapasitesi sayesinde yatırımcılar için cazip bir alternatif olarak konumlanıyor. Ancak bu potansiyelin tam anlamıyla hayata geçirilebilmesi için hukuki öngörülebilirlik, makroekonomik istikrar ve yapısal reformların kararlılıkla sürdürülmesi kritik önem taşıyor.
Sonuç olarak WEF’in değerlendirmesi, Türkiye’nin küresel ekonomideki rolünün yalnızca coğrafi avantajlarla sınırlı olmadığını, aynı zamanda stratejik politikalar ve doğru ekonomik adımlarla çok daha güçlü bir konuma taşınabileceğini ortaya koyuyor.










