Asya piyasalarında petrol fiyatları, ABD ile İran arasındaki nükleer görüşmelerde ilerleme sağlandığına dair haberlerin ardından önceki seansta yaşanan yaklaşık %2’lik sert düşüşün ardından toparlanma çabası içine girdi. Brent petrol vadeli işlemleri %0,34 artışla 67,65 dolara, ABD Batı Teksas tipi (WTI) ham petrol ise %0,3 yükselişle 62,52 dolara çıktı. Ancak her iki gösterge de halen son iki haftanın en düşük seviyelerine yakın seyrediyor. Bu tablo, piyasanın iyimserlik ile temkin arasında sıkıştığını açık biçimde ortaya koyuyor.
Diplomatik cephedeki gelişmeler fiyatlamaların merkezinde yer alıyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Araqchi’nin, görüşmelerde temel ilkeler üzerinde anlayışa varıldığını ancak bunun nihai bir anlaşmanın yakın olduğu anlamına gelmediğini belirtmesi, piyasalardaki temkinli duruşu güçlendirdi. Yani masada ilerleme var, fakat sonuç belirsiz. Bu belirsizlik enerji piyasalarında her zaman risk primi olarak fiyatlara yansır.
Analistler de benzer şekilde ihtiyatlı. SS WealthStreet kurucusu Sugandha Sachdeva, fiyatların teknik olarak bir tepki yükselişine hazır göründüğünü ancak diplomatik sürecin kalıcılığı konusunda soru işaretleri bulunduğunu ifade ediyor. Daha çarpıcı olan ise Eurasia Group tarafından yapılan değerlendirme. Kurum, Nisan ayı sonuna kadar ABD’nin İran’a yönelik askeri müdahale olasılığını %65 olarak öngörüyor. Bu oran, piyasaların neden güçlü bir yükseliş trendine giremediğini açıklıyor. Diplomasi umudu var, fakat aynı anda askeri gerilim ihtimali de yüksek.
Öte yandan arz tarafındaki gelişmeler de fiyatlar üzerinde baskı oluşturuyor. Kazakistan’daki Tengiz petrol sahasında üretimin yeniden artışa geçmesi ve 23 Şubat itibarıyla tam kapasiteye ulaşma planı, küresel arz endişelerini hafifletiyor. Ocak ayındaki askıya almanın ardından üretimin devreye girmesi, özellikle İran kaynaklı olası arz artışıyla birleştiğinde piyasada fazladan varil beklentisini güçlendiriyor. Bu durum fiyatların yukarı yönlü hareketini sınırlayan temel unsurlardan biri.
ABD stok verileri de kritik önemde. Amerikan Petrol Enstitüsü ve Enerji Bilgi İdaresi tarafından açıklanacak haftalık veriler öncesinde Reuters anketine katılan analistler, 13 Şubat ile biten haftada ABD ham petrol stoklarının yaklaşık 2 milyon 300 bin varil arttığını tahmin ediyor. Eğer bu artış teyit edilirse, talep tarafındaki zayıflık algısı güçlenebilir ve kısa vadede fiyatlar üzerinde baskı devam edebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken temel dinamik şu: Petrol piyasası aynı anda hem jeopolitik risk primi hem de arz fazlası beklentisini fiyatlıyor. İran ile olası bir anlaşma, yaptırımların gevşetilmesi halinde küresel piyasaya günlük yüz binlerce varil ek arz anlamına gelebilir. Ancak anlaşmanın başarısız olması ya da askeri gerilimin tırmanması durumunda Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktaları üzerinden küresel arz riske girebilir. Bu iki uç senaryo arasındaki belirsizlik, fiyatların net bir yön bulmasını engelliyor.
Teknik olarak bakıldığında Brent tarafında 67 dolar civarı kısa vadeli denge alanı görünümünde. 70 doların üzerine kalıcı geçiş sağlanmadıkça yükselişlerin tepki niteliğinde kalması olası. WTI tarafında ise 60–62 dolar bandı psikolojik ve teknik açıdan önemli bir eşik. Bu seviyenin altına sarkmalar satışları hızlandırabilir.
Genel resimde petrol piyasası, klasik arz-talep denkleminden ziyade jeopolitik riskler ve diplomatik manevralar tarafından yönlendiriliyor. Küresel büyüme görünümündeki kırılganlık, Çin talebine ilişkin soru işaretleri ve ABD stoklarındaki artış sinyali fiyatları baskılarken; Orta Doğu’daki her açıklama fiyatlarda ani dalgalanmalara yol açabiliyor. Bu nedenle mevcut toparlanma, güçlü bir trend dönüşünden ziyade kırılgan bir denge arayışı olarak değerlendirilmeli.
Önümüzdeki günlerde açıklanacak stok verileri ve ABD-İran hattından gelecek yeni mesajlar, fiyatların yönü açısından belirleyici olacak. Ancak şu aşamada piyasanın verdiği mesaj net: İyimserlik var ama güven yok.











