Emtia Piyasasında Denklem Değişiyor: Petrol Yükseliyor, Altın Baskı Altında

Petrol jeopolitik risklerle yükselirken güçlü dolar ve tahvil faizleri emtiaları baskılıyor; altın ve tarımda ayrışma öne çıkıyor.

Küresel emtia piyasalarında bu hafta yatırımcıların önündeki tablo oldukça netti: Orta Doğu’da artan jeopolitik riskler petrol fiyatlarını yukarı iterken, yükselen tahvil faizleri ve güçlenen dolar değerli metaller başta olmak üzere birçok emtia üzerinde baskı oluşturdu. Bir tarafta arz güvenliği endişesiyle yükselen petrol, diğer tarafta daha yüksek faiz ve güçlü dolar nedeniyle zorlanan altın ve sanayi metalleri… Piyasalar aslında tek bir hikâyeyi değil, birbirinden oldukça farklı dinamiklerin aynı anda çalıştığı bir tabloyu fiyatlıyor.

Özellikle ABD tahvil piyasasındaki hareket dikkat çekici. ABD’nin 10 yıllık tahvil getirisi hafta içerisinde yüzde 5 seviyesine yaklaşarak Ekim 2023’ten bu yana en yüksek seviyeyi test etti. Tahvil faizlerindeki bu yükseliş, yalnızca sabit getirili menkul kıymetleri ilgilendiren bir gelişme değil. Küresel sermayenin risk iştahını, doların değerini ve faiz getirisi olmayan altın gibi varlıkların cazibesini doğrudan etkileyen önemli bir parametre.

Üstelik bu hareketin arkasında yalnızca tahvil piyasasındaki teknik dinamikler bulunmuyor. ABD’den gelen enflasyon verileri, Fed’in para politikasında daha temkinli davranabileceğine ilişkin beklentileri güçlendirdi. ABD’de Tüketici Fiyat Endeksi ağustosta aylık bazda yüzde 0,4, yıllık bazda yüzde 3,4 arttı. Gıda ve enerji fiyatlarının hariç tutulduğu çekirdek TÜFE ise aylık bazda yüzde 0,3 yükselerek beklentileri aştı, yıllık bazda ise yüzde 2,4 arttı.

Üretici Fiyat Endeksi’nde de benzer bir tablo vardı. ABD ÜFE ağustosta aylık yüzde 0,4 artarken yıllık bazda yüzde 5,4 yükseldi ve beklentilerin üzerinde gerçekleşti. Bu veriler, ABD ekonomisinde fiyat baskılarının tamamen ortadan kalkmadığını gösterirken Fed’in önündeki en önemli sorunu da ortaya koyuyor: Ekonomiyi fazla sıkmadan enflasyonu kontrol altına almak.

Para piyasalarında Fed’in gelecek haftaki toplantısında yüzde 87 ihtimalle faiz artırımına gitmesi bekleniyor. Buradaki faiz artırım beklentisi, emtia piyasalarının geleceği açısından son derece önemli. Çünkü yüksek faiz, doları desteklediği ölçüde dolar üzerinden fiyatlanan emtiaların diğer para birimleriyle alımını pahalılaştırıyor. Aynı zamanda yatırımcıya risksiz veya görece düşük riskli faiz getirisi sunulması, faiz getirisi sağlamayan altın gibi varlıkların fırsat maliyetini artırıyor.

Bu nedenle altının uzun vadeli hikâyesi ile kısa vadeli fiyat hareketini birbirinden ayırmak gerekiyor. Altının jeopolitik risklere karşı güvenli liman özelliği hâlâ güçlü ancak güvenli liman talebi tek başına fiyatın sürekli yükselmesi için yeterli değil. Doların güçlendiği, reel faizlerin yükseldiği ve tahvil getirilerinin cazip hale geldiği dönemlerde altının üzerinde doğal olarak baskı oluşuyor.

Nitekim bu hafta değerli metallerin tamamında satış baskısı görüldü. Ons bazında paladyum yüzde 6,3, gümüş yüzde 2,6, platin yüzde 1,2 ve altın yüzde 0,4 geriledi. Burada özellikle paladyumdaki sert düşüş dikkat çekiyor. Gümüşün de altına kıyasla daha yüksek oranda değer kaybetmesi, yalnızca parasal değil, sanayi talebine ilişkin beklentilerin de fiyatlamalarda etkili olduğunu gösteriyor.

Ancak emtia piyasasının tamamını aynı sepete koymak da doğru değil. Çünkü bu hafta petrol ile değerli metaller arasında çok belirgin bir ayrışma yaşandı. Brent petrol haftalık bazda yüzde 7,6 yükseldi. Petrol fiyatlarındaki yükselişin temel nedeni ise klasik bir arz-talep dengesinden çok jeopolitik risk.

ABD ile İran arasındaki gerilimin tırmanması, küresel petrol arzının önemli bölümünü etkileyebilecek yeni risklerin ortaya çıkmasına neden oldu. Özellikle Hürmüz Boğazı, petrol piyasasının neden bu kadar hassas olduğunu bir kez daha hatırlattı. Küresel petrol ticaretinin kritik geçiş noktalarından biri olan bu bölgede yaşanabilecek herhangi bir aksama, petrol fiyatlarında yalnızca birkaç dolarlık değil, çok daha sert hareketlere yol açabilecek potansiyele sahip.

Brent petrolün varil fiyatının 106,2 dolarla 20 Mayıs’tan bu yana en yüksek seviyeyi test etmesi bu nedenle şaşırtıcı değil. Ancak piyasa aynı zamanda diplomatik gelişmeleri de çok hızlı fiyatlıyor. Umman ve İran’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri geçici olarak yönetecek bir anlaşma yapabileceğine yönelik haber akışı sonrasında Brent’in cuma günü 101,7 dolar seviyelerine gerilemesi, petrol piyasasının jeopolitik haberlere ne kadar duyarlı olduğunu gösterdi.

Burada önemli olan nokta şu: Petrol fiyatındaki yükseliş yalnızca enerji maliyetlerini artırmıyor. Petrol 100 doların üzerinde kalıcı hale gelirse küresel enflasyon beklentileri yeniden bozulabilir. Bu da merkez bankalarının faiz indirimlerini ötelemesine, tahvil faizlerinin yüksek kalmasına ve dolara olan talebin güçlenmesine neden olabilir. Başka bir ifadeyle petrol fiyatındaki yükseliş, emtia piyasasında başlayan hareketin çok ötesinde bir makroekonomik zincir yaratabilir.

ABD Enerji Enformasyon İdaresinin de petrol fiyat tahminlerini yukarı yönlü revize etmesi bu açıdan önemli. EIA, Orta Doğu’daki petrol arz kesintilerinin etkisini dikkate alarak hem bu yıl hem de gelecek yıl için fiyat beklentilerini yükseltti. Brent’in ağustos ayında ortalama 91 dolar seviyesine çıkması da enerji piyasasındaki değişimin boyutunu ortaya koyuyor.

Diğer taraftan doğal gaz fiyatlarının haftalık bazda yüzde 3 gerilemesi, enerji piyasasında bütün ürünlerin aynı yönde hareket etmediğini gösteriyor. ABD’de doğal gaz stoklarının artması, petrolün aksine arz tarafındaki baskının azalmasına neden oldu.

Sanayi metallerinde ise daha farklı bir hikâye var. Tezgâh üstü piyasada nikel yüzde 2,2, çinko yüzde 1,8, bakır yüzde 1,6, kurşun yüzde 0,8 ve alüminyum yüzde 0,2 geriledi. Özellikle bakırın hareketi dikkat çekiciydi. ABD’nin ithal ettiği rafine bakıra gümrük tarifesi uygulayacağına yönelik haberlerle fiyat 6,81 dolara kadar çıkarak rekor seviyeye yaklaştı. Ancak tarifelerin ertelenebileceğine ilişkin haberler sonrasında bakır 6,47 dolar seviyelerine kadar geriledi.

Bu hareket bize günümüz emtia piyasalarında fiyatların yalnızca fiziksel arz ve talep tarafından belirlenmediğini bir kez daha gösteriyor. Gümrük tarifeleri, ticaret savaşları, merkez bankalarının kararları, jeopolitik gelişmeler ve hatta tek bir siyasi açıklama bile milyarlarca dolarlık emtia piyasasında sert fiyat hareketleri yaratabiliyor.

Tarım emtialarında ise tablo yine birbirinden farklıydı. Chicago Ticaret Borsasında soya fasulyesi yüzde 0,8, mısır yüzde 0,9 ve buğday yüzde 1,1 gerilerken pirinç yüzde 1,4 yükseldi. Soya fasulyesinin kile başına fiyatının 13,3525 dolarla Aralık 2023’ten bu yana en yüksek seviyeyi görmesi, ardından gelen kâr satışlarıyla 13 doların altına inmesi, güçlü yükselişlerin ardından yatırımcıların pozisyon azaltma eğilimini ortaya koydu.

Buğday tarafında ise Rusya ile Ukrayna arasındaki barış umutları fiyatlamayı doğrudan etkiledi. Bölgede barış ihtimalinin güçlenmesi, arz endişelerinin azalması anlamına geliyor. Bu nedenle jeopolitik risklerin azalması buğday fiyatı açısından olumlu değil, tam tersine arzın normalleşmesi beklentisi nedeniyle aşağı yönlü bir unsur olarak karşımıza çıkıyor.

Şeker fiyatlarında ise tam tersine sert bir yükseliş yaşandı. ABD’de ICE piyasasında şeker fiyatı haftalık bazda yüzde 6 arttı. El Nino kaynaklı arz endişeleri, Hindistan’daki güçlü iç talep ve Avrupa Birliği’nde beklenen üretim düşüşü şeker fiyatlarını destekleyen temel faktörler olarak öne çıktı.

Kahvede ise Brezilya’da 2027 yılı üretiminin artacağı beklentisi fiyatların yüzde 3,8 gerilemesine katkı sağladı. Kakao fiyatları da yüzde 4,4 düştü. Fildişi Sahili’ndeki üretim düşüşüne rağmen küresel arz fazlasının devam edebileceği beklentisi, kakao fiyatlarında aşağı yönlü baskı oluşturdu. Pamukta ise haftalık kayıp yüzde 0,2 ile sınırlı kaldı.

Bütün bu fiyat hareketlerini bir araya getirdiğimizde aslında oldukça önemli bir tablo ortaya çıkıyor. Emtia piyasalarında artık tek yönlü bir trendden söz etmek mümkün değil. Petrol jeopolitik risklerle yükselirken altın güçlü dolar ve tahvil faizleri nedeniyle baskı görüyor. Bakır ticaret politikalarına duyarlı hale geliyor. Buğday barış beklentisinden etkileniyor. Şeker hava koşulları ve arz endişeleriyle yükseliyor. Kahve ve kakao ise üretim beklentilerindeki değişimlere tepki veriyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde yatırımcı açısından en kritik gösterge yalnızca emtia fiyatlarının kendisi olmayacak. Petrol fiyatı, ABD 10 yıllık tahvil faizi, dolar endeksi ve enflasyon beklentileri birlikte izlenmeli. Çünkü bu dört değişken arasındaki ilişki, altın başta olmak üzere pek çok varlığın yönünü belirleyebilir.

Özellikle petrolün 100 doların üzerinde kalıcı olup olmayacağı kritik. Eğer jeopolitik riskler kısa sürede azalır ve arz endişeleri hafiflerse petrol fiyatındaki prim geri verilebilir. Böyle bir senaryoda enflasyon baskısı da bir miktar azalacağı için tahvil faizleri ve dolar üzerindeki baskı hafifleyebilir. Bu durum altın ve gümüş gibi değerli metaller açısından yeniden daha elverişli bir zemin yaratabilir.

Buna karşılık petrolün yüksek seviyelerde kalıcı olması, enflasyonun yeniden güçlenmesi ve ABD tahvil faizlerinin yüzde 5 civarında kalması durumunda altının işi kısa vadede daha zor olacaktır. Fakat bu, altının uzun vadeli hikâyesinin bozulduğu anlamına gelmez. Merkez bankalarının rezerv politikaları, küresel borçluluk, jeopolitik riskler ve para politikalarındaki belirsizlikler altının uzun vadeli talebini desteklemeye devam edebilecek unsurlar.

Türkiye açısından ise tablo biraz daha farklı okunmalı. Çünkü Türkiye’de yatırımcının takip ettiği altın fiyatı yalnızca ons altına bağlı değil; dolar/TL kuru da gram altının kaderinde belirleyici rol oynuyor. Dolayısıyla ons altında yaşanabilecek sınırlı bir geri çekilme, kurdaki hareket nedeniyle gram altında aynı ölçüde hissedilmeyebilir. Aynı şekilde küresel petrol fiyatlarındaki yükselişin Türkiye’nin enerji ithalat faturası, cari denge ve enflasyon beklentileri üzerinden oluşturabileceği etkiler de ayrıca değerlendirilmek zorunda.

Sonuç olarak bu hafta emtia piyasalarının verdiği mesaj oldukça açık: Dünya ekonomisi bir yandan jeopolitik risklerle enerji şokuna, diğer yandan yüksek faiz ve güçlü dolar ortamına aynı anda maruz kalıyor. Bu iki kuvvet birbirinin etkisini zaman zaman dengelese de yatırımcı açısından volatiliteyi artırıyor.

Belki de önümüzdeki dönemin en önemli sorusu “Altın yükselecek mi, petrol düşecek mi?” olmayacak. Asıl soru, petrol fiyatlarının yarattığı enflasyonist baskının mı, yoksa yüksek faiz ve güçlü doların yarattığı deflasyonist baskının mı küresel piyasalar üzerinde daha güçlü olacağı olacak.

Şimdilik piyasa petrol tarafında jeopolitik riski, tahvil piyasasında enflasyon endişesini, dolarda ise güvenli liman talebini fiyatlıyor. Bu denklem değişmediği sürece emtia piyasalarında sert hareketlerin ve ürünler arasındaki ayrışmanın devam etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.