Son bir aylık verilere bakıldığında, özellikle son üç haftalık dönemde hem hisse senedi hem de tahvil piyasasında yabancı yatırımcı ilgisinin tamamen ortadan kalkmadığı görülüyor. Her ne kadar girişler geçmiş dönemlerle kıyaslandığında oldukça sınırlı kalsa da, yabancı yatırımcının Türkiye piyasalarını tamamen terk ettiği yönündeki görüşler mevcut verilerle örtüşmüyor. Özellikle tahvil piyasasında devam eden ilgi, Türkiye’nin uyguladığı sıkı para politikasının ve yüksek reel faiz ortamının uluslararası yatırımcılar açısından hâlâ belirli bir cazibe oluşturduğunu gösteriyor.
Buna karşın hisse senedi piyasasında tablo çok daha farklı bir görünüm sergiliyor. Son dönemde yaşanan satışların temel nedenlerinden birinin MSCI tarafından yapılan uyarılar ve Türkiye piyasalarına ilişkin artan endişeler olduğu düşünülüyor. Özellikle son iki haftada önemli yabancı kurumların yaklaşık 40-50 milyar TL seviyesinde satış gerçekleştirmesi, risk iştahındaki düşüşün somut bir göstergesi olarak öne çıkıyor. Elbette kısa vadeli işlem yapan ve volatiliteden faydalanmaya çalışan yabancı kurumların etkisi de bulunuyor ancak genel eğilime bakıldığında belirleyici unsurun MSCI kaynaklı risk algısı olduğu görülüyor.
Bu sürece daha sonra S&P tarafından yapılan benzer uyarıların eklenmesi, piyasalardaki baskıyı daha da artırdı. Özellikle Türkiye’nin uluslararası endekslerde veya kredi notu görünümünde bir alt kategoriye düşebileceği yönündeki tartışmalar yatırımcı psikolojisi üzerinde ciddi bir olumsuz etki yarattı. Finansal piyasalarda beklentiler çoğu zaman gerçekleşmelerden daha güçlü fiyatlanır ve yatırımcılar henüz gerçekleşmemiş riskleri bile önceden fiyatlama eğilimindedir. Bu nedenle söz konusu uyarılar, yalnızca yabancı yatırımcıların değil yerli yatırımcıların da risk iştahını önemli ölçüde azalttı.
Aslında piyasanın işlem hacimleri de bu uyarılar öncesinde oldukça güçlü sinyaller vermiyordu. Son dönemde gerçekleşen halka arzlar piyasadaki mevcut likiditenin önemli bir kısmını emerek ikincil piyasadaki işlem hacmini baskıladı. Bunun yanında yatırımcıların odağı giderek yaklaşan ikinci çeyrek finansal sonuçlara çevrilmiş durumda. Özellikle yüksek finansman maliyetleri, zayıflayan iç talep ve sıkı para politikası nedeniyle birçok şirketin kârlılık tarafında baskı altında kalması bekleniyor. Piyasa şu an yalnızca kötü bilançoları değil, beklenenden ne kadar kötü gelebileceklerini fiyatlamaya çalışıyor.
Bu nedenle yabancı yatırımcının kısa vadede temkinli duruşunu sürdürmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Uzun süredir olumlu haber akışının bile piyasada güçlü ve kalıcı yükselişler oluşturamayabileceği yönündeki değerlendirmeler giderek daha görünür hale geliyor. Nitekim son dönemde yaşanan gelişmeler de bu görüşü destekliyor. Normal şartlarda piyasayı desteklemesi beklenen birçok haber akışı, mevcut risk algısı nedeniyle fiyatlara sınırlı şekilde yansıyor.
Önümüzdeki hafta ise küresel piyasaların en kritik gündem maddesi ABD enflasyon verileri olacak. Çünkü yatırımcılar bir taraftan petrol fiyatları ve jeopolitik risklerin enflasyon üzerindeki etkilerini değerlendirirken, diğer taraftan da ABD Merkez Bankası’nın para politikası konusunda ne kadar şahin kalacağını anlamaya çalışıyor. Son Fed tutanakları incelendiğinde, doğrudan bir faiz artırımı sinyali verilmediği görülse de bu seçeneğin tamamen masadan kaldırılmadığı açık şekilde ifade edildi. Özellikle hizmet enflasyonu ve ücret artışları kaynaklı enflasyondaki yapışkanlığın devam edip etmediği Fed açısından kritik önem taşıyor.
ABD ekonomisinde enflasyon açısından en zor dönemin geride kalıp kalmadığı önümüzdeki haftalarda daha net anlaşılacak. Eğer fiyat baskılarının beklentilerin üzerinde kalmaya devam ettiği görülürse, piyasalarda yeniden daha şahin Fed senaryoları ön plana çıkabilir. Bu durum yalnızca gelişmekte olan ülke piyasalarını değil, aynı zamanda küresel hisse senedi piyasalarını, emtia fiyatlarını ve kripto varlıkları da doğrudan etkileyebilir.
Bununla birlikte son açıklanan tarım dışı istihdam verisinin beklentilerin altında kalması, Fed’in aşırı şahinleşme ihtimalini belirli ölçüde dengeleyen önemli bir unsur olarak öne çıkıyor. İstihdam piyasasında görülebilecek olası bir yavaşlama, Fed’in ekonomik büyüme tarafındaki riskleri daha fazla dikkate almasına neden olabilir. Bu nedenle önümüzdeki günlerde yalnızca enflasyon verileri değil, Fed üyelerinden gelecek açıklamalar ve istihdam piyasasına ilişkin yeni göstergeler de piyasaların yönü açısından belirleyici olacak.
Borsa İstanbul açısından değerlendirildiğinde ise kısa vadede belirleyici olacak üç temel unsur bulunuyor: yabancı yatırımcı girişlerinin yeniden hız kazanması, ikinci çeyrek bilançolarının beklentilerden daha iyi gelmesi ve küresel risk iştahında toparlanma yaşanması. Bu üç başlıkta belirgin bir iyileşme görülmediği sürece piyasanın güçlü ve kalıcı bir yükseliş trendi oluşturması zor görünüyor.
Bununla birlikte uzun vadeli yatırım perspektifine sahip yatırımcılar açısından her dalgalanmanın aynı zamanda yeni fırsatlar yarattığı da unutulmamalı. Tarihsel olarak bakıldığında, yabancı yatırımcının en temkinli olduğu dönemler çoğu zaman uzun vadeli sermaye için en dikkat çekici değerleme fırsatlarının ortaya çıktığı dönemler olmuştur. Bu nedenle kısa vadeli oynaklık ile uzun vadeli yatırım hikâyesini birbirinden ayırabilmek, önümüzdeki dönemin en önemli yatırım refleksi olmaya devam edecek gibi görünüyor.










