NATO Zirvesi, Türkiye açısından yalnızca diplomatik temasların gerçekleştiği rutin bir toplantı olmanın çok ötesinde bir anlam taşıdı. Zirvede yaşanan gelişmeler, Türkiye’nin yalnızca ABD ile ilişkilerinde değil, aynı zamanda İngiltere ile savunma sanayi ve stratejik iş birlikleri açısından da yeni bir dönemin kapısını aralayabilecek nitelikteydi. Özellikle savunma sanayii alanında yürütülen görüşmeler, Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda NATO’nun kritik projelerinde daha görünür ve daha belirleyici bir rol üstleneceğine işaret ediyor. Bu durum, Türkiye’nin ittifak içerisindeki konumunun güçlenmesi açısından son derece önemli bir gelişme olarak değerlendirilmeli.
Bugün NATO’nun geleceğini şekillendirecek hava savunma sistemleri, yapay zekâ destekli askeri teknolojiler, siber güvenlik altyapıları ve yeni nesil mühimmat projelerinde Türkiye’nin aktif şekilde yer alması, ülkemizin jeopolitik ağırlığının arttığını gösteriyor. Savunma sanayi ihracatında son yıllarda yaşanan yükseliş de bu dönüşümün ekonomik ayağını oluşturuyor. Türkiye’nin savunma ihracatı son yıllarda istikrarlı şekilde büyürken, yerli ve milli savunma şirketlerinin küresel pazardaki rekabet gücü de belirgin biçimde yükseldi.
Ancak tüm bu olumlu gelişmelere rağmen aynı iyimserliği Borsa İstanbul fiyatlamalarında görmek oldukça zor görünüyor. Endeksin mevcut seviyeleri dikkate alındığında piyasanın önemli bir kısmının hâlâ yüksek risk primi ile işlem gördüğü anlaşılıyor. Mevcut makroekonomik görünüm, enflasyondaki kademeli gerileme beklentileri, Türkiye’nin jeopolitik önemindeki artış ve savunma sanayi başta olmak üzere ihracat odaklı sektörlerdeki büyüme potansiyeli göz önüne alındığında, birçok yatırımcı açısından BIST 100 endeksinin çok daha yüksek seviyeleri fiyatlaması gerektiği yönünde güçlü bir görüş bulunuyor.
Özellikle tarihsel piyasa çarpanları incelendiğinde Borsa İstanbul’un benzer gelişmekte olan ülke piyasalarına göre belirgin bir iskonto ile işlem gördüğü dikkat çekiyor. Fiyat/Kazanç ve Piyasa Değeri/Defter Değeri oranları uzun dönem ortalamalarının altında bulunurken, yabancı yatırımcı payının geçmiş yıllara kıyasla oldukça düşük seviyelerde seyretmesi de bu iskontonun önemli nedenlerinden biri olarak öne çıkıyor. Buna rağmen jeopolitik avantajların, ihracat performansının ve savunma sanayi başta olmak üzere stratejik sektörlerdeki büyümenin piyasa tarafından yeterince fiyatlanmadığı görülüyor.
Bu noktada sermaye piyasalarına ilişkin soru işaretleri önemli bir sorun alanı oluşturuyor. Piyasaların en sevmediği unsur kötü haber değil, belirsizliktir. Eğer kamuoyunda tartışılan konulara ilişkin hukuka aykırı herhangi bir durum söz konusu değilse, ilgili kurumların bunu açık ve net biçimde ortaya koyması piyasalar açısından son derece kritik olacaktır. Çünkü uzayan belirsizlik ortamı yatırımcı güvenini zedeliyor, risk primini yükseltiyor ve yabancı sermayenin piyasaya girişini geciktiriyor.
Önümüzdeki dönemde dikkatle takip edilmesi gereken bir diğer başlık ise MSCI tarafında yaşanabilecek olası gelişmeler. Özellikle Türkiye’nin endeks statüsüne ilişkin ortaya çıkabilecek olumsuz bir senaryo, yalnızca algısal bir problem yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda ciddi miktarda sermaye çıkışını da beraberinde getirebilecektir. Piyasa hesaplamalarına göre olası bir statü değişikliği halinde yalnızca pasif fonlar kaynaklı yaklaşık 2,5 milyar dolarlık satış baskısı oluşma ihtimali bulunuyor. Bu büyüklükte bir çıkışın kısa vadede piyasa üzerinde önemli etkiler yaratması kaçınılmaz olacaktır.
Halka arzlar konusu da mevcut piyasa koşullarında yeniden değerlendirilmesi gereken alanlardan biri olarak öne çıkıyor. Tarihsel çarpanlara göre hâlâ iskontolu işlem gören bir piyasada şirketlerin ortaklık paylarını mevcut değerlemeler üzerinden satmayı tercih etmeleri yatırımcılar açısından soru işaretleri yaratabiliyor. Ayrıca yeni halka arzların piyasadaki mevcut likiditeyi ikinci el piyasadan çekmesi, özellikle sınırlı yabancı yatırımcı katılımının bulunduğu dönemlerde hisse senedi piyasası üzerinde ilave baskı oluşturuyor.
Borsa İstanbul’un bugün yaşadığı temel sorunlardan biri ekonomik verilerden çok güven ve öngörülebilirlik eksikliği olarak görünüyor. Oysa Türkiye, savunma sanayiindeki yükselişi, NATO içerisindeki artan stratejik rolü, enerji koridorlarındaki kritik konumu ve genç nüfus avantajıyla uzun vadeli yatırım hikâyesi üretmeye devam ediyor. Sorun hikâyenin olmaması değil, hikâyenin fiyatlanamıyor olmasıdır.
Önümüzdeki süreçte hukuk güvenliğinin güçlendirilmesi, kurumsal öngörülebilirliğin artırılması ve yabancı yatırımcı açısından soru işaretlerinin azaltılması durumunda Borsa İstanbul’un mevcut iskonto seviyelerini koruması giderek zorlaşacaktır. Çünkü sermaye piyasaları uzun vadede siyasi tartışmaları değil, şirket kârlılıklarını, büyüme potansiyelini ve ülkenin stratejik konumunu fiyatlar. Türkiye’nin önünde duran tabloya bakıldığında ise asıl soru Borsa İstanbul’un neden yükselmediği değil, bu kadar güçlü hikâyeye rağmen neden hâlâ bu kadar düşük fiyatlandığıdır.











