Borsa İstanbul’da son dönemde yatırımcı psikolojisinin giderek daha fazla kısa vadeli fiyat hareketlerine odaklandığını görüyoruz. Günlük ve haftalık kayıplar yatırımcının moralini bozuyor, belirsizlikler arttıkça pozisyon azaltma eğilimi güçleniyor. Ancak piyasaların en zor tarafı da tam olarak burada ortaya çıkıyor: Bugün yaşanan fiyat hareketi ile önümüzdeki birkaç aylık yatırım fırsatı aynı şey değildir.
Ben yakın vadede özellikle Merkez Bankası’nın fonlama koşulları konusunda bir miktar rahatlama sinyali verebileceğini düşünüyorum. Burada önemli bir ayrıntı var. 13 Ağustos 2026 doğrudan bir Para Politikası Kurulu faiz kararı günü değil. TCMB takvimine göre bir sonraki PPK kararı 10 Eylül’de. Ancak 13 Ağustos’ta açıklanacak Enflasyon Raporu ve Başkan’ın vereceği mesajlar, piyasaya fonlama maliyetinin gelecekteki seyri konusunda önemli bir yön gösterebilir.
Bu nedenle 13 Ağustos’u yalnızca yeni bir enflasyon tahmini açıklanacak gün olarak görmemek gerekiyor. Piyasa açısından asıl önemli olan, Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemde para politikasını ne kadar gevşetebileceğine ilişkin vereceği sinyaller olacak. Eğer savaşın çok hararetli olmadığı, enerji fiyatlarının yeniden sert bir şok yaratmadığı ve enflasyon beklentilerinin bozulmadığı bir senaryo oluşursa, fonlama koşullarında daha fazla rahatlama beklentisinin güçlenmesi mümkün.
Bugünkü tabloda politika faizi yüzde 37 seviyesinde bulunuyor. TCMB 23 Temmuz’daki toplantısında politika faizini yüzde 37’de sabit tutarken gecelik borç verme faizini yüzde 40, gecelik borçlanma faizini yüzde 35,5 seviyesinde bıraktı. Banka aynı açıklamada haziran ayında enflasyonun ana eğiliminin sınırlı gerilediğini, ancak temmuz ayında geçici bir yükseliş görülebileceğini ve jeopolitik gelişmeler nedeniyle enerji fiyatlarının yeniden yukarı yönlü hareket ettiğini belirtti.
Dolayısıyla Merkez Bankası’nın önündeki denklem hâlâ oldukça hassas. Bir tarafta dezenflasyon süreci ve iç talepteki zayıflama var. Diğer tarafta ise enerji fiyatları, jeopolitik gelişmeler ve beklentiler bulunuyor. Faiz indirimi için yalnızca gerçekleşen enflasyonun değil, gelecekteki enflasyon patikasının da güven vermesi gerekiyor.
Haziran ayında yıllık TÜFE yüzde 32,11 olarak gerçekleşti. Aylık enflasyon yüzde 0,99 olurken, yılın ilk altı ayındaki kümülatif artış yüzde 17,76 seviyesine ulaştı. Özellikle konut, su, elektrik, gaz ve diğer yakıtlar grubundaki yıllık yüzde 45,14’lük artış ile gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yüzde 35,45’lik yükseliş, enflasyonun neden hâlâ yüksek seviyelerde bulunduğunu gösteriyor.
Bununla birlikte piyasanın geleceğe baktığını unutmamak gerekiyor. Enflasyonun bugün yüzde 32 olması kadar, bundan altı veya on iki ay sonra nerede olacağı da önemli. TCMB’nin piyasa katılımcıları anketinde haziran ayında 2026 yıl sonu enflasyon beklentisi yüzde 29,14, 12 ay sonrası beklenti yüzde 23,81 ve 24 ay sonrası beklenti yüzde 18,29 seviyesindeydi.
Bu beklentiler gerçekleşirse, bugünkü yüzde 37 politika faizi ile gelecekteki enflasyon arasındaki reel faiz farkı oldukça önemli bir alan yaratıyor. Dolayısıyla dezenflasyon süreci devam ettiği sürece faizlerin zaman içinde aşağı gelmesi, sadece Merkez Bankası açısından değil, hisse senedi piyasası açısından da kritik bir gelişme olacak.
Çünkü Borsa İstanbul’da özellikle bankalar açısından faiz döngüsünün yönü son derece önemli. Faizlerin yüksek kaldığı dönemlerde bankaların fonlama maliyetleri, kredi-mevduat dengesi, net faiz marjları ve kredi talebi üzerinde baskı oluşuyor. Buna karşılık faizlerin kontrollü biçimde düşmeye başlaması, bankaların bilanço dinamiklerinde ve gelecekteki kârlılık beklentilerinde ciddi bir değişim yaratabilir.
Bu yüzden bugün bankacılık hisselerinde görülen zayıflığı yalnızca bugünkü bilançolar üzerinden okumamak gerekiyor. Piyasa çoğu zaman geçmiş bilançoyu değil, önümüzdeki birkaç çeyreği fiyatlar. Eğer yatırımcılar 2026’nın sonuna doğru daha düşük fonlama maliyeti, daha düşük enflasyon ve daha güçlü ekonomik aktivite beklemeye başlarsa, bunun hisse fiyatlarına yansıması bilanço rakamları tamamen düzelmeden önce gerçekleşebilir.
Tam da bu nedenle yatırımcının bugün yaşadığı kayıp ile uzun vadeli yatırım tezinin bozulmasını birbirinden ayırması gerekiyor. Bir yatırımcı haftalık veya günlük bazda para kaybediyor olabilir. Fakat birkaç ay sonra aynı yatırımcı “Keşke satmasaydım” noktasına da gelebilir. Borsada en pahalı hatalardan biri, geçici fiyat hareketini kalıcı trend değişimi zannetmektir.
Elbette bu, her hisseyi koşulsuz biçimde elde tutmak gerektiği anlamına gelmiyor. Şirket bazında bilanço bozuluyorsa, borçluluk sürdürülemez hale geliyorsa, nakit akışı zayıflıyorsa veya yatırım hikâyesi ortadan kalkıyorsa pozisyonu gözden geçirmek gerekir. Ancak piyasanın tamamına ilişkin geçici risklerle şirketin temel değerleme hikâyesini birbirinden ayırmak gerekiyor.
Özellikle uzun vadeli yatırımcı açısından bugünlerde pozisyon büyüklüğünden çok pozisyonun niteliği önemli. Güçlü bilançosu, sürdürülebilir nakit akışı, düşük finansal riski ve faiz döngüsünden olumlu etkilenme potansiyeli bulunan şirketlerle spekülatif hareketlerle yükselmiş hisseleri aynı sepete koymamak gerekiyor.
Borsa İstanbul açısından bir diğer kritik başlık ise MSCI süreci. MSCI, haziran ayında Türkiye piyasasına ilişkin değerlendirmesinde özellikle koordineli işlem, serbest dolaşım oranlarının doğruluğu, nihai faydalanıcı sahipliğinin şeffaflığı ve piyasa gözetimi konularındaki endişelerin devam ettiğini belirtti. Yeterli ve somut ilerleme görülmemesi halinde Kasım 2026 incelemesinde Türkiye ve uygun menkul kıymetler için yeni bir değerlendirme sürecinin başlatılabileceğini ifade etti.
Bu nedenle 13 Ağustos sadece TCMB açısından değil, MSCI açısından da önemli. MSCI’nin 2026 Ağustos endeks incelemesinin açıklanma tarihi 12 Ağustos, yürürlük tarihi ise 1 Eylül olarak belirlenmiş durumda.
Dolayısıyla ağustos ayının ikinci yarısında piyasada iki farklı beklenti aynı anda çalışabilir. Bir tarafta Merkez Bankası’nın para politikası patikası, diğer tarafta yabancı yatırımcıların Türkiye piyasasına bakışı olacak. Eğer MSCI tarafında piyasanın beklediğinden daha olumlu bir tablo ortaya çıkarsa ve aynı zamanda para politikasında gevşeme beklentisi güçlenirse, bunun Borsa İstanbul için önemli bir katalizör oluşturması mümkün.
Burada yabancı yatırımcı konusu da ayrıca önemli. Yabancı yatırımcının Türkiye’ye dönüşünü yalnızca hisse senedi alımı olarak düşünmemek gerekiyor. Daha önce de görüldüğü gibi yabancı yatırımcı önce tahvil, para piyasası ve diğer sabit getirili araçlar üzerinden pozisyon alabiliyor. Faiz düşüşü beklentisi güçlendikçe sermayenin hisse senetlerine doğru ikinci aşamada yönelmesi daha güçlü bir senaryo olabilir.
Bu nedenle Borsa İstanbul’daki mevcut fiyatlamayı sadece “borsa neden yükselmiyor?” sorusuyla değerlendirmek eksik kalır. Asıl soru, hangi koşullar gerçekleştiğinde sermayenin yeniden riskli varlıklara dönmeye başlayacağıdır.
Bana göre bu koşulların başında jeopolitik risklerin azalması geliyor. Savaşın geride kalması, enerji fiyatlarının normalleşmesi ve özellikle petrol fiyatlarının yeniden daha makul seviyelere dönmesi Türkiye açısından çok önemli. Çünkü enerji fiyatları sadece enflasyon üzerinden değil, cari denge, beklentiler, Merkez Bankası politikası ve şirket maliyetleri üzerinden de piyasayı etkiliyor.
İkinci koşul, dezenflasyon sürecinin devam etmesi. Üçüncü koşul ise faizlerin kontrollü biçimde aşağı gelmesi. Dördüncü koşul da yabancı yatırımcının Türkiye’ye ilişkin risk algısının iyileşmesi. Bunların birkaçının aynı anda gerçekleşmesi halinde bugün yatırımcıya oldukça sıkıcı gelen Borsa İstanbul’un hikâyesi bir anda değişebilir.
Piyasalar çoğu zaman en yüksek kötümserliğin olduğu dönemde gelecekteki iyileşmeyi fiyatlamaya başlar. Yatırımcının bunu fark ettiği anda fiyatların önemli bir bölümü zaten hareket etmiş olabilir. Bu nedenle bugün pozisyonunu tamamen kapatan yatırımcının daha sonra aynı hisseleri daha yüksek fiyattan geri almak zorunda kalma riski bulunuyor.
2026’nın sonu ve 2027 açısından da bu nedenle daha olumlu bir senaryo görüyorum. Eğer savaş riski geride kalır, enerji fiyatlarında yeni bir şok yaşanmaz, Türkiye’nin dezenflasyon süreci devam eder, Merkez Bankası fonlama koşullarını kademeli biçimde gevşetir ve MSCI tarafında Türkiye’ye yönelik riskler yönetilebilir hale gelirse Borsa İstanbul’da yeni bir fiyatlama dönemi başlayabilir.
Bu senaryoda bankaların ön plana çıkması şaşırtıcı olmaz. Çünkü faiz döngüsünün değişmesi bankacılık sektörünün hem bilançosunu hem de piyasanın gelecekteki kâr beklentilerini doğrudan etkiliyor. Özellikle yüksek faiz döneminin ardından gelen kontrollü faiz indirimleri, bankalar açısından yalnızca finansman koşullarını değil, kredi talebini, net faiz marjlarını ve ekonomik aktiviteyi de değiştirebilir.
Ancak burada önemli bir şart var: Ekstra bir siyah kuğu yaşanmaması. Jeopolitik bir şok, enerji fiyatlarında yeni bir sıçrama, küresel risk iştahında sert bozulma veya Türkiye’ye özgü finansal bir stres bu olumlu senaryonun zamanlamasını değiştirebilir.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken şey ne bütün riskleri görmezden gelmek ne de her düşüşte piyasadan tamamen çıkmak. Uzun vadeli yatırımcı için daha sağlıklı yaklaşım, portföyü risklere karşı dayanıklı hale getirmek ve piyasanın gelecekteki normalleşme ihtimalini tamamen göz ardı etmemek.
Borsada bazen en büyük hata yanlış hisseyi almak değil, doğru hisseyi yanlış zamanda satmaktır. Bugünkü dalgalanma yatırımcıya günlük bazda zarar yazabilir. Fakat eğer temel ekonomik koşullar zaman içinde iyileşirse, bugün sabır göstermenin karşılığı birkaç ay sonra çok farklı olabilir.
Bu nedenle özellikle uzun vadeli yatırımcıların enseyi fazla karartmadan, ancak riskleri de küçümsemeden pozisyonlarını korumalarında fayda olduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki dönemde gözümüz üç temel göstergede olmalı: Merkez Bankası’nın faiz ve fonlama mesajları, jeopolitik gelişmeler ve MSCI’nin Türkiye’ye ilişkin yaklaşımı.
Bu üç başlıkta olumlu bir normalleşme yaşanırsa, bugün yatırımcıların önemli bölümünün risk olarak gördüğü gelişmelerin zaman içinde fırsata dönüşmesi mümkün. Ve o zaman geriye dönüp bakıldığında, bugün satılan hisselerin neden satıldığından çok, neden tutulmadığı tartışılabilir.











