Borsa İstanbul’da Hikâye Bitmedi, Sadece Ertelendi

Jeopolitik riskler azalırsa Borsa İstanbul yeniden güç kazanabilir. Ancak şimdilik temkinli olmak daha rasyonel görünüyor.

Borsa İstanbul son yıllarda birçok kez iç ve dış şoklarla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen her büyük düşüşün ardından yeniden toparlanmayı başardı. Ancak piyasalarda başarılı olabilmek için sadece şirket bilançolarına bakmak yeterli değildir. Makroekonomik gelişmeler, para politikası, küresel faizler ve jeopolitik riskler de en az şirketlerin finansal performansı kadar belirleyici oluyor. İçinde bulunduğumuz dönemde de fiyatlamaların merkezinde şirketlerden çok küresel gelişmeler yer alıyor.

Eğer ABD-İran arasında yaşanan savaş ve buna bağlı enerji krizi ortaya çıkmamış olsaydı, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın faiz indirim sürecine başlaması kuvvetle muhtemeldi. Enflasyonda görülen yavaşlama eğilimi ve sıkı para politikasının talebi önemli ölçüde baskılaması, faiz indirimleri için uygun bir zemin oluşturmaya başlamıştı. Böyle bir senaryoda kredi maliyetlerinin düşmesi, iç talebin yeniden canlanması, şirketlerin satış hacimlerinin artması ve kârlılık beklentilerinin iyileşmesi mümkün olabilirdi.

Faiz indirimlerinin yalnızca kredi kullanan şirketlere değil, sermaye piyasalarına da önemli katkısı olurdu. Yüksek faiz dönemlerinde yatırımcıların önemli bölümü para piyasası fonları, mevduat ve tahvil gibi sabit getirili araçları tercih ederken, faizlerin düşmeye başlamasıyla birlikte risk iştahı yeniden hisse senetlerine kayabilir. Bu durum Borsa İstanbul’un uzun süredir ihtiyaç duyduğu yeni hikâyeyi oluşturabilirdi. Özellikle gelişmekte olan ülke piyasalarıyla kıyaslandığında Türkiye, düşük değerleme çarpanları ve birçok şirketin ihracat kapasitesi sayesinde yeniden yabancı yatırımcıların radarına girebilirdi.

Ancak piyasalarda planlar bazen beklenmedik gelişmeler nedeniyle ertelenebilir. ABD-İran gerilimi ve Hürmüz Boğazı etrafında oluşan riskler petrol fiyatlarını yukarı taşıyarak küresel enflasyon görünümünü bozdu. Petrol fiyatlarındaki yükseliş sadece enerji maliyetlerini değil, üretimden lojistiğe kadar tüm maliyet zincirini etkiliyor. Bunun doğal sonucu olarak da merkez bankalarının faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranması gerekiyor. Çünkü enflasyon yeniden yukarı yönlü risk üretmeye başladığında erken faiz indirimi fiyat istikrarını tehlikeye atabilir.

Tam da bu nedenle piyasalarda şu anda şirket bazlı hikâyeler ikinci planda kalmış durumda. Jeopolitik risklerin yoğun olduğu dönemlerde hisse seçiminden çok piyasa yönü belirleyici olur. Çok kaliteli bilançosu bulunan şirketler bile küresel riskten kaçış dönemlerinde satış baskısıyla karşılaşabilir. Yatırımcıların panik yaptığı ve risk iştahının azaldığı zamanlarda endeks genelindeki hareketler, şirketlerin bireysel performansının önüne geçer.

Bu nedenle mevcut ortamda petrol fiyatları en kritik göstergelerden biri olmaya devam ediyor. Kalıcı bir ateşkes, bölgedeki tansiyonun düşmesi veya enerji arzına yönelik risklerin ortadan kalkması, petrol fiyatlarını aşağı çekebilir. Böyle bir gelişme küresel enflasyon beklentilerini iyileştirirken aynı zamanda merkez bankalarına faiz indirimleri konusunda yeniden alan açabilir. İşte o noktada hem küresel piyasalarda hem de Borsa İstanbul’da çok daha olumlu bir fiyatlama görülmesi mümkün olabilir.

Diğer taraftan piyasaların zaman zaman aşırı iyimser veya aşırı kötümser fiyatlamalar yaptığını da unutmamak gerekiyor. Borsa İstanbul’un henüz yeterince güçlü bir düzeltme yaşamadığını düşünüyorum. Endeksin 11.000-12.000 bandına doğru geri çekilme ihtimalini tamamen göz ardı etmiyorum. Böyle bir senaryoda hem değerlemeler daha cazip hale gelebilir hem de uzun vadeli yatırımcılar açısından risk-getiri dengesi bugüne kıyasla çok daha avantajlı bir noktaya taşınabilir.

Elbette bu, mutlaka böyle bir düşüş yaşanacağı anlamına gelmiyor. Piyasalar haber akışına son derece duyarlı ve jeopolitik gelişmeler çok kısa sürede yön değiştirebiliyor. Ancak yatırım kararları oluşturulurken yalnızca iyimser senaryoya göre hareket etmek yerine, olası risklerin de hesaba katılması gerekir. Sermaye piyasalarında en önemli kurallardan biri, fırsat kadar riski de doğru fiyatlayabilmektir.

Önümüzdeki dönemde yatırımcıların yalnızca şirket bilançolarını değil; petrol fiyatlarını, enflasyon verilerini, merkez bankalarının faiz kararlarını, tahvil faizlerini ve jeopolitik gelişmeleri yakından takip etmesi gerekiyor. Çünkü Borsa İstanbul’un yeni yükseliş hikâyesi büyük ölçüde bu değişkenlerin alacağı şekle bağlı olacak.

Benim görüşüm, Borsa İstanbul’un uzun vadeli potansiyelini tamamen kaybetmediği, ancak bu potansiyelin gerçekleşmesinin şimdilik ertelendiği yönünde. Jeopolitik risklerin azalması ve para politikasının yeniden normalleşme sürecine girmesi halinde endeksin yeniden gelişmekte olan ülke piyasaları arasında öne çıkma ihtimali devam ediyor. Ancak o zamana kadar temkinli kalmak, nakit yönetimine önem vermek ve olası geri çekilmeleri uzun vadeli fırsat olarak değerlendirmek daha sağlıklı bir yaklaşım olacaktır.