Goldman Sachs’ın Faiz Mesajı: Enflasyon Düşüyor Ama Mücadele Bitmedi

Goldman Sachs, çekirdek enflasyondaki direnç nedeniyle TCMB'nin 2026'nın son çeyreğine kadar faiz indirmesini beklemiyor.

Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele süreci devam ederken, uluslararası yatırım bankası Goldman Sachs’ın haziran ayı enflasyon verilerine ilişkin değerlendirmesi dikkat çekici mesajlar içeriyor. Manşet enflasyonda sınırlı bir gerileme yaşanmasına rağmen, çekirdek enflasyondaki dirençli görünümün devam etmesi nedeniyle banka, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) 2026 yılının dördüncü çeyreğine kadar politika faizinde fiili bir indirime gitmesini beklemediğini açıkladı. Bu değerlendirme, piyasalarda kısa vadeli faiz indirimi beklentilerinin yeniden sorgulanmasına neden olabilecek nitelikte.

Haziran ayında yıllık tüketici enflasyonu yüzde 32,6’dan yüzde 32,1’e gerileyerek düşüş eğilimini sürdürdü. Ancak bu gerileme beklentilerin tam anlamıyla karşılandığı anlamına gelmiyor. Goldman Sachs’ın yüzde 31,9 seviyesindeki tahmininin ve piyasa beklentisi olan yüzde 32’nin üzerinde gerçekleşen veri, enflasyondaki katılığın devam ettiğini ortaya koyuyor. Aylık enflasyonun yüzde 1’e gerilemesi ilk bakışta olumlu görünse de, bunun önemli ölçüde gıda, enerji ve hizmet fiyatlarındaki mevsimsel etkilerden kaynaklandığı belirtiliyor. Dolayısıyla bu yavaşlamanın kalıcı olup olmadığı önümüzdeki aylarda daha net anlaşılacak.

Asıl dikkat çeken nokta ise çekirdek enflasyon. Çünkü merkez bankalarının para politikası kararlarında geçici fiyat hareketlerinden ziyade temel enflasyon eğilimi belirleyici oluyor. Goldman Sachs’ın hesaplamalarına göre TÜİK’in çekirdek C endeksindeki aylık artış sınırlı şekilde gerilerken, takip edilen temel enflasyon göstergelerinde yeniden hızlanma görülmesi, fiyat baskılarının ekonominin geneline yayılmaya devam ettiğini gösteriyor. Ayrıca medyan enflasyonun yükselmeye devam etmesi, fiyatlama davranışlarının henüz istenilen düzeyde normalleşmediğine işaret ediyor.

Bankanın dikkat çektiği bir diğer önemli unsur ise Türk lirasındaki değer kaybının enflasyon üzerindeki etkisi. Mart ayından itibaren kurdaki yükselişin maliyetler üzerinden fiyatlara yansımaya başladığı değerlendirilirken, hizmet sektöründe kısmi iyileşme görülse de genel görünümün halen temkinli olmayı gerektirdiği ifade ediliyor. Türkiye gibi ithalata bağımlılığı yüksek ekonomilerde kur hareketlerinin enflasyon üzerindeki etkisi oldukça güçlü olduğu için, döviz piyasasındaki gelişmeler önümüzdeki dönemde de belirleyici olmaya devam edecek.

Goldman Sachs’ın analizinde dikkat çeken bir başka başlık ise cari açık oldu. Bankaya göre ekonomik istikrar programı açısından en büyük risk artık yalnızca enflasyon değil, aynı zamanda genişleme eğilimindeki cari açık. Bu nedenle TCMB’nin son dönemde döviz piyasasına yönelik attığı adımların da cari dengeyi korumaya yönelik bir stratejinin parçası olduğu değerlendiriliyor. Çünkü yüksek cari açık, döviz ihtiyacını artırırken kur üzerinde baskı oluşturuyor ve bu durum enflasyonla mücadeleyi daha da zorlaştırıyor.

Bu çerçevede Goldman Sachs, ek finansal sıkılaşma sağlanmadığı sürece yıl sonu için öngörülen yüzde 29’luk enflasyon hedefinin yukarı yönlü risk taşıdığı uyarısında bulunuyor. Başka bir ifadeyle banka, para politikasında erken bir gevşemenin enflasyondaki kazanımları riske atabileceğini düşünüyor. Bu nedenle 2026’nın dördüncü çeyreğine kadar faiz indirimi beklememesi, enflasyonla mücadelenin halen öncelikli politika alanı olarak görüldüğünü ortaya koyuyor.

Aslında bu değerlendirme yalnızca Goldman Sachs’a özgü bir yaklaşım değil. Son dönemde birçok uluslararası kuruluş da Türkiye’de enflasyonun düşüş eğilimine girdiğini kabul etmekle birlikte, çekirdek enflasyondaki yüksek seyir, kur geçişkenliği, ücret ayarlamaları ve hizmet sektöründeki fiyat katılığı nedeniyle sürecin beklenenden daha uzun sürebileceğini vurguluyor. Enflasyonla mücadelede kalıcı başarı yalnızca faiz politikasıyla değil; mali disiplin, üretim kapasitesinin artırılması, verimlilik odaklı reformlar ve fiyatlama davranışlarının normalleşmesiyle mümkün olacak.

Önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon verileri ve TCMB’nin para politikası kararları, hem iç piyasaların hem de yabancı yatırımcıların yakından takip edeceği en önemli göstergeler olmaya devam edecek. Manşet enflasyondaki düşüş olumlu bir gelişme olsa da, çekirdek enflasyonda kalıcı iyileşme sağlanmadan para politikasında erken gevşeme riskli görülebilir. Bu nedenle ekonomi yönetiminin önündeki en büyük sınav, enflasyondaki düşüşü sürdürülebilir hale getirirken büyüme, istihdam ve finansal istikrar arasındaki hassas dengeyi koruyabilmek olacak.