Geçtiğimiz hafta küresel piyasalarda birbirinden oldukça farklı fiyatlamaların aynı anda yaşandığı bir dönem geride kaldı. Borsa İstanbul güçlü bir performans sergilerken ABD ve Avrupa borsalarında risk iştahı zayıfladı. Bitcoin sert yükseldi, altın ve gümüş güvenli liman talebiyle değer kazandı. Petrol ise jeopolitik gelişmelerin etkisiyle yeniden piyasanın en önemli fiyatlama araçlarından biri haline geldi. Bu tablo, yatırımcıların yalnızca şirket bilançolarını veya merkez bankası kararlarını değil, aynı zamanda tahvil faizleri, enerji fiyatları ve jeopolitik riskleri birlikte değerlendirmek zorunda olduğunu gösteriyor.
Borsa İstanbul açısından haftanın en dikkat çekici gelişmesi yükselişin geniş tabanlı olmasıydı. BIST 30’un %4,34 yükselerek 16.725 seviyesine, BIST 100’ün ise %2,42 artışla 14.515 seviyesine ulaşması, yerli piyasada risk iştahının yeniden güçlendiğine işaret ediyor. Özellikle bankacılık ve madencilik hisselerinin yükselişe öncülük etmesi önemli. Çünkü endeksin yalnızca birkaç büyük şirketin desteğiyle değil, sektör bazında farklı grupların katkısıyla yükselmesi hareketin kalıcılığı açısından daha sağlıklı bir görüntü oluşturuyor.
Burada özellikle bankacılık tarafına dikkat etmek gerekiyor. Bankalar, faiz beklentileri, tahvil getirileri, kredi büyümesi ve ekonomik aktiviteye ilişkin beklentilere son derece duyarlı. Dolayısıyla bankacılık hisselerindeki güçlenme yalnızca teknik bir tepki olarak değil, piyasanın önümüzdeki döneme ilişkin daha olumlu bir senaryo fiyatlamaya başlaması açısından da değerlendirilebilir. Ancak bu yükselişin sürdürülebilmesi için enflasyon, faiz ve şirket kârlılıkları tarafında piyasanın beklentilerini destekleyecek gelişmelerin devam etmesi gerekiyor.
Madencilik hisselerindeki yükseliş ise küresel emtia fiyatlarıyla birlikte okunmalı. Petrolün yaklaşık 94 dolara kadar yükseldiği, altın ve gümüşün de güçlü prim yaptığı bir haftada emtia bağlantılı şirketlerin yatırımcıların radarına girmesi şaşırtıcı değil. Bununla birlikte emtia fiyatlarındaki yükselişin Borsa İstanbul açısından iki taraflı bir etkisi bulunuyor. İhracatçı veya emtia fiyatlarından doğrudan fayda sağlayan şirketler açısından olumlu bir tablo oluşurken, yüksek enerji maliyetleriyle karşı karşıya kalan şirketler açısından marj baskısı yaratabilir.
Küresel tarafta ise hikâye oldukça farklıydı. ABD borsalarında üç haftalık yükseliş serisinin sona ermesi, yatırımcıların yüksek değerlemeli teknoloji hisselerinde daha temkinli davranmaya başladığını gösteriyor. S&P 500’ün haftayı %1,43, NASDAQ’ın ise %2,45 kayıpla tamamlaması, özellikle büyüme hisselerinde faiz hassasiyetinin ne kadar yüksek olduğunu bir kez daha ortaya koydu.
Burada asıl dikkat edilmesi gereken gösterge ise ABD 30 yıllık tahvil faizinin %5,276 seviyesine yükselmesi. Uzun vadeli faizlerdeki yükseliş, hisse senedi piyasalarında özellikle gelecekteki büyüme beklentilerine göre yüksek değerlemelere ulaşmış teknoloji şirketleri üzerinde baskı yaratıyor. Çünkü faiz yükseldikçe gelecekte elde edilecek nakit akışlarının bugünkü değeri düşüyor. Bu nedenle teknoloji hisselerinde yaşanan satışları yalnızca kâr realizasyonu olarak görmek eksik olur. Tahvil piyasasının verdiği mesaj, küresel yatırımcıların uzun vadeli enflasyon ve faiz risklerini yeniden fiyatladığını gösteriyor.
Petrol fiyatlarındaki yükseliş de bu tabloyu daha karmaşık hale getiriyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi, enflasyon beklentilerini yukarı çekebileceği için merkez bankalarının faiz indirimleri konusunda daha temkinli davranmasına neden olabilir. Dolayısıyla petrolün yükselmesi sadece enerji şirketleri için önemli değildir; tahvil piyasasından teknoloji hisselerine, gelişmekte olan ülkelerin para birimlerinden tüketici şirketlerinin marjlarına kadar geniş bir alanda etkisini gösterir.
Bitcoin tarafında ise son derece güçlü bir hareket yaşandı. Bitcoin’in %23,70 yükselerek 77.953 dolara ulaşması, son iki yılın en güçlü haftalarından birini ortaya koydu. Bu hareketin arkasında ABD Hazinesi’nin uzun vadeli tahvil geri alımlarını en az iki katına çıkarma kararı, düzenleyici taraftaki beklentiler ve kısa pozisyonların kapanması gibi birden fazla faktör bulunuyor.
Ancak Bitcoin’deki bu sert yükselişi değerlendirirken önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Kripto piyasasında fiyat hareketleri çoğu zaman yalnızca temel gelişmelerle açıklanamıyor. Kaldıraçlı işlemler, kısa pozisyonların tasfiyesi ve momentum yatırımları yükselişi çok daha hızlı ve sert hale getirebiliyor. Bu nedenle %23,70 gibi haftalık bir yükseliş sonrasında yatırımcıların aynı hızda yükselişin devam edeceğini varsayması riskli olur. Güçlü hareketlerin ardından volatilitenin de yükselmesi son derece normaldir.
Altın ve gümüşteki yükseliş ise piyasanın risk algısındaki değişimi daha net gösteriyor. Ons altının %5,56 yükselerek 4.624 dolara, gümüşün ise %6,89 artışla 69,47 dolara ulaşması, yatırımcıların jeopolitik risklere karşı portföylerinde koruma aradığını ortaya koyuyor. Burada dikkat çekici olan nokta, Bitcoin ile değerli metallerin aynı hafta içerisinde güçlü performans göstermesi. Geleneksel güvenli limanlarla dijital varlıkların aynı anda yükselmesi, piyasalarda likidite ve riskten korunma talebinin farklı varlık sınıflarına yayıldığını düşündürüyor.
Fakat altın açısından da yalnızca jeopolitik gelişmelere odaklanmamak gerekiyor. Altının bundan sonraki performansında ABD tahvil faizleri, reel faizler, doların seyri ve merkez bankalarının para politikası belirleyici olmaya devam edecek. Petrol kaynaklı enflasyon baskısı faizleri yukarı taşırsa, bu durum altın üzerinde zaman zaman baskı yaratabilir. Buna karşılık jeopolitik risklerin daha da tırmanması güvenli liman talebini destekleyebilir. Yani altın açısından da önümüzdeki dönemde iki farklı güç aynı anda çalışacak.
Avrupa tarafında Almanya DAX40’ın %1,15 gerilemesi de küresel risk iştahındaki bozulmanın Avrupa’ya yansımasını gösteriyor. Dört işlem günü süren düşüşün ardından cuma günü toparlanma görülmesine rağmen yüksek petrol fiyatları ve yükselen tahvil getirileri Avrupa borsalarında yatırımcıların daha temkinli kalmasına neden oldu. Avrupa ekonomisinin enerji fiyatlarına duyarlılığı dikkate alındığında, petrol fiyatlarının yükselmesi bölge açısından ABD’ye kıyasla daha önemli bir risk oluşturabilir.
Bütün bu gelişmeleri birlikte değerlendirdiğimizde geçtiğimiz haftanın temel mesajı oldukça net: Piyasalarda tek bir hikâye yok; faiz, petrol, jeopolitik risk, likidite ve büyüme beklentileri aynı anda fiyatlanıyor. Bu nedenle yalnızca “borsalar yükseliyor” veya “altın yükseliyor” şeklinde tek boyutlu değerlendirmeler yapmak giderek daha riskli hale geliyor.
Borsa İstanbul’un küresel piyasalardan pozitif ayrışması bu açıdan özellikle önemli. ABD ve Avrupa borsaları geri çekilirken BIST 100’ün %2,42, BIST 30’un ise %4,34 yükselmesi, Türkiye piyasasının kendi dinamiklerinin de güçlü olduğunu gösteriyor. Ancak bu ayrışmanın kalıcı olup olmadığını anlamak için önümüzdeki haftalarda bankacılık hisselerindeki yükselişin devam edip etmeyeceğine, yabancı yatırımcı ilgisine, tahvil faizlerine, kur hareketine ve şirketlerin kârlılık beklentilerine bakmak gerekecek.
Öte yandan yüksek petrol fiyatları Türkiye açısından özellikle yakından takip edilmeli. Enerji ithalatçısı bir ekonomi olarak petrolün 90 doların üzerinde kalması cari denge, enflasyon ve şirket maliyetleri üzerinde baskı oluşturabilir. Bu nedenle Borsa İstanbul’daki yükselişin küresel emtia fiyatlarındaki artıştan tamamen bağımsız düşünülmemesi gerekiyor.
Önümüzdeki dönemin en kritik konusu, küresel faizlerin ve petrol fiyatlarının hangi yönde hareket edeceği olacak. Eğer petrol yüksek kalırken uzun vadeli ABD tahvil faizleri de yükselmeye devam ederse, küresel risk iştahında daha fazla dalgalanma görebiliriz. Buna karşılık jeopolitik risklerin hafiflemesi ve faiz baskısının azalması durumunda hisse senetleri ve kripto varlıklarda yeniden güçlü bir risk alma dalgası oluşabilir.
Dolayısıyla yatırımcı açısından yeni dönemde en önemli konu, tek bir varlığa veya tek bir senaryoya bağlanmamak. Borsa İstanbul’daki yükseliş olumlu, ancak küresel piyasalardaki faiz ve petrol baskısı göz ardı edilmemeli. Bitcoin’deki sert yükseliş dikkat çekici, ancak yüksek volatilite unutulmamalı. Altın ve gümüşteki yükseliş güçlü, fakat faiz hareketleri yakından izlenmeli.
Sonuç olarak geçtiğimiz hafta piyasalara aynı anda hem fırsat hem de risk sundu. Borsa İstanbul pozitif ayrışırken küresel piyasalarda faiz ve enerji kaynaklı baskılar arttı; değerli metaller ve Bitcoin ise yatırımcıların alternatif korunma ve getiri arayışını yansıttı. Önümüzdeki haftalarda piyasaların yönünü belirleyecek temel soru ise artık sadece “faizler düşecek mi?” olmayacak. Buna petrolün nerede dengeleneceği, jeopolitik risklerin nasıl gelişeceği ve küresel likiditenin hangi varlık sınıflarına yöneleceği de eklenecek. Bu nedenle yatırımcıların fiyat hareketlerinin kendisinden çok, fiyatların arkasındaki makroekonomik hikâyeye odaklanması gereken bir döneme giriyoruz.











