Küresel piyasalar son yıllarda birçok belirsizlikle karşı karşıya kaldı. Pandemi sonrası toparlanma süreci, yüksek enflasyon dönemi, agresif faiz artırımları, jeopolitik gerilimler ve küresel ticarette yaşanan kırılmalar yatırımcıların karar alma süreçlerini zorlaştırdı. Ancak önümüzdeki dönemde piyasaları bekleyen en önemli risklerden biri ekonomik verilerden çok, bu verilerin nasıl yorumlanacağı ve özellikle ABD Merkez Bankası’nın nasıl hareket edeceği olacak gibi görünüyor.
Uzun yıllar boyunca yatırımcılar açısından Fed’in en önemli özelliklerinden biri öngörülebilir olmasıydı. Merkez bankası yetkililerinin yönlendirmeleri, ekonomik projeksiyonlar ve faiz patikalarına ilişkin verilen sinyaller piyasalara belirli bir yol haritası sunuyordu. Ancak bugün gelinen noktada bu tablo önemli ölçüde değişmeye başladı. Enflasyonun geçmiş dönemlere göre daha oynak hale gelmesi, iş gücü piyasasının alışılmış kalıpların dışında hareket etmesi ve küresel ekonomide yaşanan yapısal değişimler Fed’in karar alma sürecini daha karmaşık hale getiriyor.
Bu nedenle önümüzdeki dönemde yatırımcılar yalnızca açıklanan verileri değil, Fed’in bu verileri nasıl yorumlayacağını da anlamaya çalışacak. Sorun tam da burada başlıyor. Çünkü artık tek bir veri seti farklı politika sonuçlarına yol açabiliyor. Güçlü istihdam verileri geçmişte doğrudan faiz artırımı beklentilerini güçlendirirken, bugün aynı veri ekonomik dayanıklılığın göstergesi olarak da yorumlanabiliyor. Benzer şekilde enflasyondaki geçici yükselişlerin kalıcı mı yoksa geçici mi olduğu konusunda da net bir görüş birliği bulunmuyor.
Bu ortamda Fed’i okumak her zamankinden daha zor hale geliyor. Piyasaların son yıllarda alıştığı yüksek öngörülebilirlik yerini daha karmaşık ve daha fazla senaryonun aynı anda masada olduğu bir döneme bırakıyor. Bu nedenle Fed’in attığı her adımın piyasalara etkisi geçmiş dönemlere kıyasla daha güçlü olabilir. Çünkü belirsizlik arttıkça yatırımcıların beklenti aralığı genişliyor ve kararların fiyatlamalar üzerindeki etkisi büyüyor.
Mevcut ekonomik tabloya bakıldığında ise faiz artırımı ihtimalinin oldukça düşük olduğu görülüyor. ABD ekonomisi büyümeye devam etse de geçmiş yıllardaki kadar güçlü bir ivme sergilemiyor. Tüketim tarafında yavaşlama işaretleri görülürken, kredi koşullarındaki sıkılık ekonomik aktivite üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Bunun yanında enflasyonun zirve seviyelerden önemli ölçüde gerilemiş olması da Fed’in yeniden agresif sıkılaşma adımları atmasını zorlaştırıyor.
Bu nedenle Fed açısından en sıkı duruşun yeni bir faiz artırımı yapmak değil, faizleri uzun süre yüksek seviyelerde tutmak olduğu değerlendirilebilir. Merkez bankalarının para politikasında yalnızca faiz artırımları değil, faizlerin uzun süre yüksek tutulması da güçlü bir sıkılaşma aracı olarak kabul edilir. Özellikle finansal koşulların zaten sıkı olduğu bir ortamda ek faiz artırımları yerine mevcut seviyelerin korunması daha olası bir seçenek olarak öne çıkıyor.
Öte yandan faiz indirimi senaryosu tamamen masadan kalkmış değil. Hatta mevcut görünüm içerisinde faiz indirimi ihtimali faiz artırımı ihtimalinden daha güçlü bir senaryo olarak dikkat çekiyor. Eğer enflasyondaki gerileme devam eder ve ekonomik büyümede belirgin bir yavaşlama görülürse Fed’in önceliği fiyat istikrarından büyüme ve istihdam tarafına kayabilir. Böyle bir durumda faiz indirimleri yeniden gündeme gelebilir.
Ancak yatırımcıların burada dikkat etmesi gereken önemli bir nokta bulunuyor. Geçmişte faiz indirimleri piyasalar tarafından otomatik olarak olumlu karşılanırken, yeni dönemde indirimin nedeni çok daha önemli hale gelecek. Eğer faiz indirimi ekonomide ciddi bir yavaşlama veya resesyon endişesi nedeniyle gerçekleşirse, piyasalardaki ilk tepki olumlu olmayabilir. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca faiz kararına değil, kararın arkasındaki ekonomik gerekçelere de odaklanması gerekecek.
Küresel piyasalar açısından önümüzdeki dönemin temel teması büyük ihtimalle belirsizlik olacak. Enflasyon, büyüme, istihdam ve jeopolitik gelişmeler arasında denge kurmaya çalışan Fed’in işi geçmiş yıllara göre çok daha zor görünüyor. Bu durum piyasalarda zaman zaman sert fiyat hareketleri yaratabilir. Özellikle hisse senetleri, tahvil piyasaları, altın ve kripto varlıklar Fed’den gelecek mesajlara karşı daha hassas hale gelebilir.
Sonuç olarak yatırımcılar yeni bir dönemin eşiğinde bulunuyor. Bu dönemin en belirgin özelliği yüksek faizlerden çok azalan öngörülebilirlik olacak. Fed’in hangi veriye nasıl tepki vereceğini tahmin etmenin zorlaştığı bir ortamda, piyasalarda oynaklığın artması kaçınılmaz görünüyor. Mevcut şartlar altında faizlerin uzun süre sabit tutulması en güçlü senaryo olarak öne çıkarken, faiz indirimi ihtimali faiz artırımı ihtimaline göre daha yüksek bir olasılık taşıyor. Ancak asıl belirleyici unsur, Fed’in bundan sonra vereceği mesajların piyasalar tarafından nasıl okunacağı olacak. Çünkü yeni dönemde yatırımcılar için en değerli unsur faiz oranlarından çok, merkez bankasının sağlayabildiği güven ve öngörülebilirlik olacak.










