Küresel Piyasalarda Risk İştahı Baskı Altında: Gözler Warsh’un Mesajlarında

Fed kararı öncesi risk iştahı baskılanırken, enerji ve jeopolitik riskler küresel piyasalarla Türkiye'de dezenflasyon sürecini zorluyor.

Küresel piyasalar, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) yarın açıklayacağı faiz kararı öncesinde jeopolitik riskler, enerji fiyatlarındaki yükseliş, yapay zeka rekabeti ve Fed politikasına ilişkin belirsizliklerin gölgesinde hareket ediyor. Yeni Fed Başkanı Kevin Warsh’ın göreve başlamasıyla birlikte kurumun işleyişinde ve iletişim politikasında dönüşüm sinyalleri vermesi, piyasaların merkez bankasının gelecekteki politika adımlarını öngörmesini de zorlaştırıyor.

Warsh’ın “Fed’i dönüştürme” söylemiyle göreve başlamasının ardından çalışma grupları oluşturulması ve Fed’in piyasa iletişiminin azaltılması yönünde adımlar atılması, merkez bankasının geçmiş dönemdeki iletişim stratejisinden belirgin bir ayrışmaya işaret ediyor. Fed’in politika yönlendirmesini azaltması, piyasayı merkez bankasının mesajlarından ziyade kendi beklentileri üzerinden fiyatlama yapmaya itiyor. Bu durum normal piyasa koşullarında daha fazla fiyat keşfine imkan sağlayabilirken, mevcut küresel ortamda oynaklığın da yükselmesine neden olabilecek önemli bir unsur olarak öne çıkıyor.

Piyasaların Fed’in yarın faiz artışı yapacağına ilişkin beklentisi de son günlerde sert biçimde değişti. 3 Eylül’de faiz artışına yalnızca yüzde 51 ihtimal veren piyasa fiyatlaması, çekirdek TÜFE’nin beklentilerin üzerinde gelmesinin ardından hızla değişti. Artan jeopolitik riskler ve özellikle dizel fiyatlarında görülen yükseliş de enflasyonist baskıların yeniden güçlenebileceği endişelerini artırırken, faiz artışı ihtimali bu sabah itibarıyla yüzde 93 seviyesine yükseldi.

Fed yetkilileri geçmiş dönemde para politikasının tek bir ekonomik veri üzerinden oluşturulmadığını defalarca vurguladı. Buna karşın piyasa fiyatlamasının yüzde 93’e ulaşması, yatırımcıların artık yarınki kararın kendisinden çok Fed’in faiz artışı sonrasında vereceği mesajlara ve Warsh’ın para politikasının geleceğine ilişkin yaklaşımına odaklanacağını gösteriyor.

Fed’in piyasa beklentisini teyit ederek faiz artırması durumunda kararın ilk aşamada nötr karşılanması mümkün olabilir. Çünkü söz konusu hamle büyük ölçüde fiyatlamalara girmiş durumda. Bu senaryoda asıl belirleyici unsur, Warsh’ın basın toplantısında Fed’in yeni dönemine ilişkin vereceği mesajlar olacak. Buna karşılık piyasanın yüzde 93’lük faiz artışı beklentisine rağmen Fed’in faiz artırmaması, çok daha güçlü bir oynaklık kaynağına dönüşebilir. Böyle bir durumda yatırımcıların yalnızca faiz kararını değil, kararın arkasındaki politika yaklaşımını yeniden fiyatlaması gerekecek.

Dolayısıyla yarın akşamki toplantı, sadece faiz oranının hangi seviyeye getirileceği açısından değil, Warsh dönemindeki Fed’in nasıl bir merkez bankası olacağına ilişkin ilk güçlü sinyaller açısından da önem taşıyor. Fed iletişiminin azaltılması, merkez bankasının piyasaya önceden yön verme kapasitesini sınırlarken, karar günlerinde sürpriz fiyat hareketlerinin ortaya çıkma ihtimalini artırıyor.

Fed belirsizliğine küresel enerji ve jeopolitik gelişmeler de eşlik ediyor. Körfez’de tansiyonun yükselmesi ve İran’la birlikte hareket eden grupların çatışma ortamının bir parçasına dönüşmesi, enerji arzına ilişkin endişeleri yeniden gündeme taşıyor. İran’ın ABD’nin ekonomik izolasyon politikasının kendi aleyhine olduğu ve zamanın kendi lehine işlemediği değerlendirmesiyle hareket etmesi, taraflar arasındaki gerilimin ekonomik boyutunu da güçlendiriyor.

Bu ortamda petrol ve petrokimya ürünlerinde arz sorunlarının derinleşmesi, küresel enflasyon açısından yeni bir risk oluşturuyor. Enerji fiyatlarının yükselmesi yalnızca akaryakıt maliyetlerini artırmıyor; taşımacılıktan sanayiye, üretim maliyetlerinden tüketici fiyatlarına kadar geniş bir alanda zincirleme etki yaratabiliyor. Özellikle dizel fiyatlarındaki yükseliş, küresel ekonominin enerji maliyetlerine duyarlılığı nedeniyle yakından takip ediliyor.

Dizel fiyatlarındaki artışta Ukrayna’nın Rusya’nın rafinaj altyapısına yönelik saldırılarının da payı bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump iki ülke arasında enerji alanında ateşkes sağlandığını ifade ederken, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy henüz böyle bir ateşkesin gerçekleşmediğini söyledi. Enerji altyapısına yönelik saldırıların devam etmesi halinde rafineri kapasitesi ve petrol ürünleri arzına ilişkin risklerin daha uzun süre gündemde kalması mümkün.

Küresel piyasaların önündeki bir diğer önemli başlık ise yapay zeka teknolojilerinin gelişim hızına ilişkin tartışmalar. Yapay zekanın kontrolsüz biçimde hızla gelişmesinin güvenlik ve ekonomik riskler yaratabileceğine yönelik söylemler giderek daha fazla ülkenin ve şirketin gündemine giriyor.

Buradaki temel sorun ise yalnızca teknolojinin ne kadar hızlı geliştirileceği değil, gelişme hızının nasıl ve kim tarafından kontrol edileceği. ABD merkezli büyük teknoloji şirketlerinin ağırlıklı olarak kapalı kaynak modeller üzerinden ilerlemesine karşılık Çin’in açık kaynak yaklaşımını daha fazla öne çıkarması, yapay zeka yarışındaki stratejik farklılığı derinleştiriyor.

Eğer küresel ölçekte yapay zeka geliştirme hızının sınırlandırılması gündeme gelecekse, yalnızca şirketlerin kendi aralarında anlaşması yeterli olmayabilir. Şirketler arası mutabakatın yanı sıra ülkeler arasında da ortak bir çerçevenin oluşturulması gerekiyor. Aksi halde bir şirket veya ülke geliştirme hızını yavaşlatırken başka bir şirketin ya da ülkenin avantaj elde etmek amacıyla yarışa devam etmesi mümkün.

ABD Başkanı Trump’ın yapay zeka geliştirme hızının yavaşlatılmasından yana olmadığı yönündeki açıklamaları da bu tartışmayı daha önemli hale getiriyor. Önümüzdeki hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’yi ziyaret etmesinin beklenmesi, yapay zeka rekabetinin ABD-Çin görüşmelerindeki başlıklardan biri olabileceği beklentisini artırıyor. İki ülke arasında zaten çözüm bekleyen ticaret, teknoloji ve nadir elementler gibi çok sayıda başlık bulunurken, yapay zeka rekabetinin bu listeye eklenmesi küresel teknoloji savaşının yeni bir aşamaya geçtiğini gösteriyor.

Bu gelişmelerin tamamı küresel risk iştahı üzerinde baskı oluşturuyor. Yatırımcılar bir taraftan jeopolitik tansiyonun enerji fiyatları üzerindeki etkisini, diğer taraftan Fed’in ne kadar şahin bir duruş sergileyeceğini fiyatlamaya çalışıyor. Bu nedenle piyasalar açısından yarınki Fed kararı, tek başına bir faiz kararı olmaktan çıkmış durumda.

Küresel piyasalarda haftanın bu sabahındaki görünüm de risk iştahındaki bozulmayı ortaya koyuyor. ABD vadeli endeksleri yüzde 0,4-0,5 aralığında negatif seyrederken, Japonya borsasında kayıplar yaklaşık yüzde 0,3, Çin’de yüzde 0,2 civarında bulunuyor. Hong Kong’da ise yaklaşık yüzde 0,1’lik sınırlı bir yükseliş görülüyor.

Tahvil ve emtia piyasalarında da yatırımcıların temkinli duruşu dikkat çekiyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi yüzde 5,03, Dolar Endeksi 99,6 ve ons altın 4.310 dolar civarında işlem görüyor. Özellikle ABD tahvil faizinin yüzde 5 seviyesinin üzerinde bulunması, küresel finansal koşullar açısından önemli. Yüksek tahvil getirileri, risksiz getiri beklentisini yukarı çekerken gelişmekte olan ülke varlıkları üzerinde de baskı oluşturabiliyor.

Türkiye açısından ise küresel gelişmeler, dezenflasyon programının karşı karşıya olduğu riskleri artırıyor. Enerji maliyetlerindeki yükseliş, jeopolitik risklerin devam etmesi ve küresel finansal koşulların sıkı kalması, Türkiye’de dezenflasyon sürecinin beklenenden daha yavaş ilerlemesi ve ekonomik program kapsamında öngörülen iyileşmenin ötelenmesi riskini beraberinde getiriyor.

Hazine’nin dünkü borçlanma ihaleleri de iç piyasadaki finansman koşullarının yüksek faiz ortamında devam ettiğini gösterdi. 2 yıl vadeli sabit kuponlu tahvil ihalesinde 98 milyar TL’lik talebe karşılık 59,7 milyar TL satış gerçekleştirildi. 4 yıl vadeli TLREF’e endeksli tahvilde ise 228 milyar TL’lik talebin 84 milyar TL’lik bölümü karşılandı. İhalelerde oluşan faiz oranları sırasıyla yüzde 39,98 ve yüzde 40,76 oldu.

Hazine bugün ise 5 yıl ve 8 yıl vadeli sabit kuponlu tahviller ile 2 yıl vadeli sukuk ihracı gerçekleştirecek. Böylece piyasalar hem Hazine’nin borçlanma maliyetlerini hem de yatırımcı talebinin vade yapısına göre nasıl şekillendiğini takip edecek.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli noktalardan biri, küresel enerji şoku ile Fed politikasının Türkiye açısından aynı anda çalışabilecek iki ayrı kanal oluşturması. Enerji maliyetlerinin yükselmesi enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yaratırken, ABD tahvil faizlerinin ve küresel faizlerin yüksek kalması gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarını olumsuz etkileyebiliyor. Bu iki etkinin aynı anda güçlenmesi, Türkiye’nin dezenflasyon programını daha zor bir dış ortamla karşı karşıya bırakıyor.

Dolayısıyla piyasaların önünde birbirine bağlı birkaç kritik başlık bulunuyor: Fed’in yarınki faiz kararı, Warsh’ın yeni dönem iletişim stratejisi, ABD faizleri, Körfez’deki jeopolitik tansiyon, Rusya-Ukrayna savaşının enerji arzına etkisi ve ABD-Çin arasındaki yapay zeka rekabeti.

Bu başlıkların her biri tek başına piyasalar açısından önemliyken, aynı dönemde ortaya çıkmaları fiyatlamaların daha sert ve hızlı gerçekleşmesine neden olabilir. Özellikle Fed’in iletişim politikasını azaltmasıyla birlikte piyasanın merkez bankasından gelecek sinyallere erişimi azalırsa, veri sonrası fiyatlamaların geçmişe göre daha oynak hale gelmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Yarın akşamki Fed kararı bu nedenle yalnızca faiz oranı üzerinden okunmamalı. Piyasa yüzde 93’lük ihtimalle bir faiz artışını fiyatlıyorsa, kararın kendisinden ziyade “Fed bundan sonra ne yapacak?” sorusunun cevabı daha belirleyici olabilir. Warsh’ın dönüşüm projesinin ilk önemli sınavlarından biri de tam olarak burada ortaya çıkıyor: Fed piyasaya daha az yön gösterecekse, piyasaların kendi beklentilerini oluşturduğu yeni dönemde oynaklık ne kadar artacak?

Küresel piyasalarda risk iştahının zaten jeopolitik gelişmeler nedeniyle zayıfladığı bir ortamda bu soru daha da kritik hale geliyor. Faiz kararı beklenti dahilinde gerçekleşirse piyasa sakinleşebilir; ancak karar beklentiden saparsa veya Warsh’ın mesajları piyasanın mevcut varsayımlarını değiştirirse, yarın akşam sert fiyat hareketleri görülebilir. Türkiye piyasaları da küresel finansal koşullar, enerji maliyetleri ve dezenflasyon görünümü üzerinden bu dalgalanmadan doğrudan etkilenebilir.