Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın 2026 yılı para politikası takvimi, bu yıl daha sade ve odaklı bir çerçeveye işaret ediyor. Toplam 8 Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı planlayan TCMB, karar aralıklarını genişleterek politika etkisini daha net gözlemlemeyi hedefliyor. Ocak ayında yapılan 100 baz puanlık indirimle politika faizinin yüzde 37’ye çekilmesi, yılın geri kalanına ilişkin beklentileri de şekillendirmiş durumda. Şubat ayının “pas geçme” ayı olması nedeniyle gözler doğrudan 12 Mart 2026’daki 2. PPK toplantısına çevrildi.
Ocak indirimi, piyasalar tarafından “ölçülü ve kontrollü gevşeme” sürecinin başlangıcı olarak okundu. Ancak bu sürecin devam edip etmeyeceği tamamen enflasyon görünümüne bağlı olacak. Mart ayındaki karar öncesinde açıklanacak Şubat enflasyon verisi belirleyici olacak. Eğer enflasyon beklentilerin altında kalırsa, piyasada 50 ila 100 baz puanlık yeni bir indirim olasılığı fiyatlanabilir. Buna karşılık küresel piyasalardaki oynaklık, enerji fiyatlarında yükseliş ya da kur tarafında baskı oluşması halinde TCMB’nin “bekle-gör” stratejisiyle faizi sabit bırakması güçlü bir senaryo olarak öne çıkıyor.
Merkez Bankası’nın bu yılki takvimine bakıldığında karar sürecinin stratejik bir sıraya yerleştirildiği görülüyor. 12 Mart toplantısı bahar dönemi enflasyon sinyallerini test edecek. 22 Nisan toplantısı bayram öncesi likidite koşullarını, 11 Haziran toplantısı yılın ilk yarısının genel değerlendirmesini içerecek. Yaz aylarında 23 Temmuz toplantısında turizm gelirlerinin döviz piyasasına etkisi izlenecek. 10 Eylül ve 22 Ekim toplantıları son çeyrek hazırlığı ve yıl sonu enflasyon hedeflemesi açısından kritik olacak. 10 Aralık toplantısı ise 2027 projeksiyonlarının çerçevesini çizecek.
Şubat ayında faiz kararı olmaması, para politikasının tamamen gündem dışı olduğu anlamına gelmiyor. Aksine bugün açıklanacak olan Yılın 1. Enflasyon Raporu, Mart kararının en güçlü sinyallerini verecek. TCMB Başkanı’nın sunumunda kullanılacak ifadeler, enflasyon patikasına dair revizyonlar ve özellikle çekirdek enflasyon ile beklentilere ilişkin vurgular, faiz kararının yönünü önceden şekillendirebilir. Piyasa, sadece rakamlara değil, kullanılan ton ve iletişim diline de odaklanacak.
Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde bulunduğu mevcut konjonktürde, TCMB’nin manevra alanı tamamen enflasyon eğilimine bağlı. Eğer dezenflasyon süreci yılın ikinci çeyreğinde belirginleşirse, kademeli indirimler devam edebilir. Ancak enflasyon beklentilerinde bozulma yaşanması halinde faiz indirimi sürecinin yavaşlatılması hatta durdurulması gündeme gelebilir. Bu noktada Merkez Bankası’nın önceliği, fiyat istikrarına yönelik kredibiliteyi korumak olacak.
Küresel cephede ise ABD Merkez Bankası’nın faiz patikası, Avrupa’daki büyüme görünümü ve emtia fiyatları Türkiye’nin para politikası üzerinde dolaylı baskı unsuru oluşturuyor. Özellikle enerji fiyatlarında yukarı yönlü hareketler, enflasyon görünümünü bozabilecek temel riskler arasında yer alıyor. Bu nedenle Mart toplantısı yalnızca iç dinamiklere değil, dış konjonktüre de duyarlı bir karar olacak.
Sonuç olarak, Şubat ayında faiz kararı açıklanmayacak olsa da asıl kritik eşik 12 Mart 2026 PPK toplantısı olacak. Enflasyon verileri ve Enflasyon Raporu’ndaki mesajlar, Merkez Bankası’nın indirim sürecini sürdürüp sürdürmeyeceğini belirleyecek. Piyasa için temel soru şu: TCMB, yüzde 37 seviyesindeki politika faizini kademeli olarak aşağı çekerken enflasyonla mücadelede güveni koruyabilecek mi? Mart ayı bu sorunun ilk net cevabını verecek.









