Küresel finans çevrelerinin yakından izlediği Türkiye para politikasına ilişkin son değerlendirme ING’den geldi. ING Global’in raporu, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirim sürecinde frene hafifçe bastığını ve bundan sonraki adımların daha dikkatli atılacağını ortaya koyuyor. Rapora göre enflasyon görünümünde görece bir iyileşme olsa da artan fiyat baskıları ve talep koşullarındaki toparlanma, para politikasında daha ölçülü bir gevşeme sürecini zorunlu kılıyor.
Ocak ayı verileri, dezenflasyon sürecinin doğrusal ve sorunsuz ilerlemediğini gösterdi. Aylık bazda görülen fiyat baskıları, hizmet enflasyonundaki katılık ve iç talepteki canlılık sinyalleri, TCMB’nin hızlı bir faiz indirim döngüsüne girmesini zorlaştırıyor. ING’nin dikkat çektiği en önemli unsur da bu: Enflasyon hedefinde resmi bir değişiklik olmamasına rağmen gerçekleşmeler hedef patikasından sapma sinyali veriyor. Bu tablo, para politikasında “ince ayar” dönemine girildiğini düşündürüyor.
Raporda, TCMB’nin geçen ay faiz indirim hızını yavaşlatmasının arkasında bu risklerin bulunduğu belirtiliyor. Merkez Bankası Başkanı’nın mart toplantısında indirim hızını artırmak için daha yüksek bir eşik gördüğünü ifade etmesi, piyasalara net bir mesaj niteliğinde. Bu söylem, her toplantıda otomatik ve güçlü indirimler yerine veri odaklı, kontrollü bir yaklaşımın benimsendiğini gösteriyor. ING, bu çerçevede mart ayında 100 baz puanlık bir indirim ihtimalini masada tutarken, geçici bir duraklama seçeneğinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguluyor.
ING’nin temel senaryosu, politika faizinin kademeli olarak yüzde 28 seviyesine gerilemesi yönünde. Ancak bu patikanın yukarı yönlü riskler içerdiği açıkça ifade ediliyor. Yukarı yönlü risklerden kasıt, enflasyonun beklenenden daha dirençli seyretmesi, talebin yeniden hız kazanması veya küresel finansal koşulların sıkılaşması olabilir. Özellikle ABD Merkez Bankası’nın (Fed) faiz patikasına ilişkin belirsizliklerin sürdüğü bir dönemde, gelişmekte olan ülkeler için dış finansman koşulları belirleyici olmaya devam ediyor.
TCMB açısından en kritik denge, büyüme ile fiyat istikrarı arasında kuruluyor. Faiz indirimi ekonomik aktiviteyi desteklerken, erken veya hızlı bir gevşeme enflasyon beklentilerini bozabilir. Son iki yılda verilen sıkılaşma mesajlarının ve sağlanan politika kredibilitesinin korunması, en az faiz indiriminin kendisi kadar önemli. Bu nedenle piyasa artık yalnızca “kaç baz puan indirim yapılacağına” değil, Merkez Bankası’nın iletişim tonuna ve enflasyon beklentilerindeki çıpaya odaklanıyor.
İç talepteki toparlanma sinyalleri de para politikası açısından hassas bir başlık. Kredi büyümesi, ücret ayarlamaları ve kamu harcamalarının seyri, dezenflasyon sürecinin hızını doğrudan etkiliyor. Eğer talep tarafı beklenenden güçlü kalırsa, faiz indirim süreci daha da yavaşlayabilir. Bu noktada TCMB’nin yalnızca politika faizini değil, makroihtiyati araçları da aktif biçimde kullanmaya devam etmesi beklenebilir.
Sonuç olarak ING’nin değerlendirmesi, TCMB’nin “otomatik pilotta” bir indirim sürecinde olmadığına işaret ediyor. Kademeli, veri odaklı ve gerektiğinde duraklayabilen bir faiz patikası öne çıkıyor. Politika faizinin yüzde 28’e inmesi ana senaryo olsa da, bu yolun düz bir çizgi halinde ilerlemeyeceği anlaşılıyor. Önümüzdeki aylarda enflasyon gerçekleşmeleri ve beklenti anketleri, bu sürecin hızını belirleyen temel pusula olacak. Para politikasında artık hızdan çok denge ve güven ön planda görünüyor.









