Borsa İstanbul’u Asıl Ne Düşürüyor?

21,1 milyar TL'lik halka arzlar likiditeyi bölüyor. Piyasadaki para sınırlıyken artan arz, hisseler üzerinde satış baskısı yaratıyor.

Borsa İstanbul’da endeks her geri çekildiğinde aynı senaryo tekrar ediyor. Bir gün jeopolitik gelişmeler suçlanıyor, ertesi gün küresel piyasalardaki satışlar, ardından yabancı yatırımcıların çıkışı, faiz politikası, enflasyon beklentileri ya da şirket bilançoları gündeme getiriliyor. Elbette bunların tamamı fiyatlamalar üzerinde etkili olabilir. Ancak son dönemde yaşanan satışların arkasında çok daha somut, ölçülebilir ve göz ardı edilen bir gerçek var: Likidite.

Sermaye piyasalarının en temel kurallarından biri şudur: Piyasadaki para miktarı kısa vadede sınırlıyken arzı artırırsanız, mevcut para daha fazla yatırım aracına bölünür. Bunun doğal sonucu ise mevcut hisselere giden talebin azalması ve fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı oluşmasıdır. Ekonomi kitaplarında anlatılan bu kadar temel bir kuralın, Borsa İstanbul değerlendirmelerinde çoğu zaman geri planda bırakılması düşündürücüdür.

Son iki haftada Sermaye Piyasası Kurulu tarafından onaylanan halka arzların toplam büyüklüğünün yaklaşık 21,1 milyar TL seviyesine ulaşması bu tartışmayı yeniden gündeme taşımaktadır. Burada asıl sorulması gereken soru şudur: Bu para nereden geliyor?

Bu kaynak gökten inmiyor. Yatırımcıların önemli bir bölümü halka arzlara katılabilmek için portföylerinde bulunan hisselerin bir kısmını satıyor veya nakde geçiyor. Böylece mevcut hisselerden para çıkarken yeni halka arzlara kaynak aktarılıyor. Sonuç olarak piyasadaki likidite mevcut şirketlerden yeni ihraç edilen hisselere doğru kayıyor. Özellikle işlem hacimlerinin düşük olduğu dönemlerde bunun etkisi çok daha sert hissediliyor.

Bugün birçok yatırımcı ekranına baktığında elindeki kaliteli şirket hisselerinin neden değer kaybettiğini sorguluyor. Oysa aynı dönemde piyasaya milyarlarca liralık yeni arz sunuluyorsa bunun fiyatlara baskı oluşturması şaşırtıcı değildir. Çünkü likidite sonsuz değildir. Bir yatırımcının cebindeki para aynı anda hem eski hisselerde hem de yeni halka arzlarda bulunamaz.

Burada yanlış anlaşılmaması gereken önemli bir nokta vardır. Halka arzlar sermaye piyasalarının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Büyümek isteyen şirketlerin özkaynak yoluyla finansman sağlaması, bankalara bağımlılığın azalması ve sermayenin tabana yayılması sağlıklı bir piyasa açısından son derece değerlidir. Sorun halka arz yapılması değildir. Sorun, zamanlama ve miktarın piyasanın taşıma kapasitesiyle uyumlu olup olmadığıdır.

Son yıllarda Borsa İstanbul’da halka arzlara yönelik yoğun ilgi oluştu. Birçok yatırımcı kısa vadeli kazanç beklentisiyle halka arzlara yöneldi. Bu durum, yeni arzların neredeyse otomatik olarak büyük talep görmesine neden oldu. Ancak aynı süreçte mevcut şirket hisseleri üzerindeki talep zayıfladı. Yani yeni şirketler piyasaya gelirken eski şirketlerden sermaye çıkışı hızlandı.

Ekonomide buna likiditenin yeniden dağılımı denilir. Toplam para miktarı önemli ölçüde artmıyorsa, yeni yatırım araçlarına yönelen her kaynak mevcut yatırım araçlarından eksilir. Bu nedenle piyasanın sürekli yeni arzlarla beslenmesi belirli bir noktadan sonra endeks üzerinde baskı oluşturmaya başlayabilir.

Üstelik bu etkinin yalnızca endeks üzerinde değil, yatırımcı psikolojisi üzerinde de önemli sonuçları vardır. Portföyündeki hisseler sürekli değer kaybeden yatırımcı, yeni arzlara katılmak için daha fazla satış yapabilir. Böylece satışlar yeni satışları besleyen bir döngüye dönüşebilir. Bu süreçte işlem hacimleri azalırken fiyatlar üzerinde aşağı yönlü baskı daha da belirgin hale gelir.

Borsa İstanbul’un son dönemde yaşadığı dalgalanmaları yalnızca dış gelişmelerle açıklamak eksik bir değerlendirme olur. Küresel faiz politikaları, jeopolitik riskler, enflasyon görünümü ve yabancı yatırımcı hareketleri elbette önemlidir. Ancak içeride uygulanan halka arz takviminin piyasa üzerindeki etkisini görmezden gelmek de aynı ölçüde hatalıdır.

Bir başka önemli konu ise şirketlerin finansman ihtiyacıdır. Evet, kredi maliyetlerinin yüksek olduğu dönemlerde şirketlerin sermaye piyasalarına yönelmesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak sermaye piyasalarının temel amacı sadece şirketlere kaynak sağlamak değildir. Sermaye piyasalarının asli görevi, hem şirketlerin hem de yatırımcıların çıkarlarını dengeli biçimde koruyan sürdürülebilir bir piyasa oluşturmaktır. Eğer bu denge bozulursa uzun vadede hem yatırımcı zarar görür hem de sermaye piyasalarına olan güven azalır.

Piyasalar güven üzerine kuruludur. Yatırımcı, kuralların öngörülebilir olduğuna ve piyasa dengesinin gözetildiğine inanırsa uzun vadeli yatırım yapar. Ancak piyasaya sürekli yeni arz gelirken mevcut hisselerin değer kaybettiği algısı güçlenirse, yatırımcıların borsaya olan ilgisi zamanla zayıflayabilir. Bunun sonucunda sermaye piyasalarının derinleşmesi yerine tam tersi bir süreç yaşanabilir.

Bu nedenle halka arz politikalarının yalnızca şirketlerin finansman ihtiyacına göre değil, piyasadaki likidite, yatırımcı talebi, işlem hacmi ve endeksin genel görünümü dikkate alınarak planlanması daha sağlıklı olacaktır. Sermaye piyasalarının gelişmesi, sadece daha fazla halka arz yapılmasıyla değil, mevcut yatırımcıların korunması ve piyasa dengesinin sürdürülebilmesiyle mümkündür.

Sonuç olarak Borsa İstanbul’daki her düşüşün tek nedeni halka arzlar değildir. Bunu söylemek doğru olmaz. Ancak yaklaşık 21,1 milyar TL büyüklüğündeki halka arzların kısa sürede piyasaya sunulmasının likidite üzerinde ciddi bir baskı oluşturabileceği gerçeğini de görmezden gelmek mümkün değildir. Ekonominin en temel arz-talep dengesi bunu açık biçimde ortaya koymaktadır. Piyasalar yalnızca haberlerle değil, para akışıyla hareket eder. Para nereye giderse fiyat da büyük ölçüde oraya yönelir. Borsa İstanbul’un geleceği açısından tartışılması gereken konu da tam olarak budur: Likidite yönetimi. Sağlıklı, derin ve güven veren bir sermaye piyasası için halka arzların devam etmesi kadar, bu arzların piyasanın taşıyabileceği hız ve büyüklükte planlanması da büyük önem taşımaktadır.