3 Ocak 2026, tarihin en karanlık emperyal müdahalelerinden birinin tarihi olarak kayıtlara geçti. Amerika Birleşik Devletleri, erken saatlerde Venezuela’nın başkenti Karakas’a düzenlediği büyük çaplı bir askeri saldırının ardından, seçilmiş Devlet Başkanı Nicolás Maduro ve eşi Cilia Flores’i başkanlık sarayından kaçırdı. ABD Başkanı Donald Trump, sosyal medyadan yaptığı açıklamada, Maduro çiftinin ülke dışına çıkarıldığını ilan etti. Bu hamle, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimi değil, egemenlik, uluslararası hukuk ve küresel güç dengeleriyle ilgili tüm kuralları altüst etti. Bir devlet başkanının bir başka devletin askeri operasyonuyla görevinden uzaklaştırılıp yargılanmak üzere götürülmesi, II. Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin çöküşünün en çarpıcı işareti.
Operasyon, “Mutlak Kararlılık Harekâtı” adı altında, ABD Donanması, Hava Kuvvetleri ve Deniz Piyadeleri’ne ait 150’den fazla uçağın katılımıyla gerçekleştirildi. Karakas’taki Fuerte Tiuna ana askeri üssü, La Guaira limanı ve çevredeki hava savunma tesisleri bombalandı. Bombardımanın ardından, Delta Force birlikleri taşıyan helikopterler şehre indi ve özel kuvvetler, Maduro ile eşini yatak odalarından alarak bir ABD savaş gemisine götürdü. Trump’ın daha sonra paylaştığı fotoğraf, elleri kelepçeli, gözleri bağlı ve can yeleği giydirilmiş halde USS Iwo Jima gemisinin güvertesinde oturan Maduro’yu gösteriyordu. ABD Başsavcısı Pam Bondi, çifte “narkoterörizm komplosu” da dahil olmak üzere çok sayıda suçlamayla New York’ta dava açıldığını duyurdu. Bu, 1989’da Panama’nın işgali ve General Manuel Noriega’nın kaçırılmasından bu yana görülmemiş bir olay.
Trump, Mar-a-Lago’daki basın toplantısında niyetini hiç saklamadı: “Venezuela’yı, güvenli, düzgün ve sağduyulu bir geçiş yapılana kadar biz yöneteceğiz”. Bu yönetimin somut hedeflerinden biri, dünyanın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinin kontrolü. Trump, ABD’li petrol şirketlerinin Venezuela’nın “berbat haldeki altyapısını” düzeltmek için milyarlarca dolar harcayacağını ve bu kaynaklardan elde edilecek gelirle operasyonun maliyetinin karşılanacağını söyledi. ABD Güney Komutanı Orgeneral Laura Richardson, operasyondan haftalar önce yaptığı bir konuşmada, konunun yalnızca demokrasi veya uyuşturucu olmadığını, Venezuela’daki zengin lityum ve nadir toprak elementleri (NTE) kaynaklarının da hedefte olduğunu açıkça belirtmişti. Bu, emperyalist genişlemenin en çıplak ve dürüst ifadelerinden biri.
Dünyanın tepkisi, bu cüretkar ihlal karşısında çoğunlukla zayıf ve ikircikli kaldı. Çin, eylemi “bir egemen devlete karşı açık güç kullanımı” olarak şiddetle kınadı ve BM Güvenlik Konseyi’ni toplantıya çağırdı. Brezilya Devlet Başkanı Lula da Silva, saldırıyı “Venezuela’nın egemenliğine yönelik ciddi bir hakaret” olarak nitelendirdi. Rusya ise şaşırtıcı biçimde düşük bir tonda, “derin endişe” duyduğunu ifade etti. Avrupa Birliği ve Almanya gibi aktörler ise uluslararası hukuka saygı çağrısı yapmakla yetindi. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kurallara saygı gösterilmemesinden “derin endişe” duyduğunu belirtti. Batılı güçlerin kolektif suskunluğu ve etkisiz açıklamaları, fiilen bu tarihi ihlali onayladıklarını gösteriyor. Bu, güçlünün hukuku her zamankinden daha pervasızca çiğneyebileceği yeni ve tehlikeli bir dünyanın kapısını aralıyor.
Venezuela’da ise Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodríguez, Trump’ın iddialarının aksine direniş çağrısı yaptı. Rodríguez, Maduro’nun “ülkenin tek meşru başkanı” olduğunu vurgulayarak, onun “kaçırılmasını” kınadı ve halkı savunma için seferber olmaya çağırdı. Ülkede ulusal savunma planları devreye alındı ve halk, polis ve ordu koordinasyonunda bir seferberlik ilan edildi. ABD içinde de durum net değil. New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, operasyonun bir “savaş suçu” olduğunu söyleyerek Trump’a tepki gösterdi. Washington, New York ve Boston dahil birçok ABD şehrinde, “Venezuela’ya savaşa hayır”, “Petrol için kan dökmeyin” sloganlı protesto gösterileri düzenlendi. Bu, ABD kamuoyunun önemli bir kısmının dahi bu pervasız müdahaleye destek vermediğinin göstergesi.
2025 yılı, Almanya’da aşırı sağ ve yabancı casusluk faaliyetlerinin artışından, Nijerya’da ABD’nin tek taraflı askeri müdahalelerine, Türkiye’de emeğin sistematik yoksullaştırılmasına kadar uzanan bir saldırganlık ve çürüme yılı olarak kayda geçmişti. 2026 yılının ilk haftasında, bu eğilimleri katbekat aşan bir felaketle başladık. ABD’nin Venezuela operasyonu, sadece bir rejim değişikliği veya basit bir askeri darbe değil; “Darbe 3.0” olarak adlandırılabilecek, doğrudan işgal ve sömürgecilik biçimine dönüşen yeni bir modelin habercisi. Bu model, güçlü devletlerin, zayıf devletlerin kaynaklarına el koymak için uluslararası hukukun tüm engellerini hiçe sayabileceğini gösteriyor. Trump’ın eski ve tartışmalı Monroe Doktrini’ni “Donroe Doktrini” olarak canlandırması, Latin Amerika’yı yeniden ABD’nin arka bahçesi olarak görmeye hazırlandıklarının sinyali. Bugün Karakas’ta yaşananlar, yarın La Paz, Managua veya başka bir başkentte yaşanmayacağının garantisi yok. Bu olay, uluslararası ilişkilerde kuvvetin, hukukun üzerine çıktığı ve dünyanın, kuralsız bir güç mücadelesi alanına dönüştüğü yeni ve istikrarsız bir çağın başlangıcı olarak hatırlanacak.











