Türkiye ekonomisi mart ayına hem içeride yükselen enflasyon hem de dışarıda artan jeopolitik risklerin baskısı altında giriyor. İran’a yönelik saldırılar ve bölgesel gerilimin tırmanması petrol fiyatlarını yukarı iterken, yurt içinde açıklanan şubat verileri dezenflasyon sürecinin kırılganlığını bir kez daha ortaya koydu. Şubatta aylık enflasyon yüzde 2,96, yılın ilk iki ayında ise kümülatif artış yüzde 7,95 oldu. Daha da dikkat çekici olan ise yıllık enflasyonun yüzde 31,53’e yükselerek Eylül 2025’ten bu yana ilk kez yukarı yönlü hareket etmesi.
Enflasyonun bileşenlerine bakıldığında gıda tarafı öne çıkıyor. Özellikle taze meyve ve sebzede ilk iki ayda yüzde 43,44’lük artış yaşanması manşet enflasyona güçlü katkı yaptı. Şubat ayında gıda ve alkolsüz içecekler grubunun manşete 1,71 puanlık katkı vermesi fiyat baskısının ne kadar yoğun olduğunu gösteriyor. Mevsimsel etkilerle yaz aylarında bu kalemde bir normalleşme beklense de, kısa vadede tüketici üzerindeki baskı hissedilir düzeyde. Giyim ve ayakkabıda indirim sezonunun etkisiyle görülen düşüş manşeti sınırlı da olsa aşağı çekti; ancak mart itibarıyla yeni sezon fiyatlamaları bu etkiyi tersine çevirebilir.
Asıl risk ise enerji tarafında birikiyor. Uzmanların hatırlattığı üzere Brent petrolde her 10 dolarlık artış enflasyonu yaklaşık 1,6 puan yukarı taşıyor. Savaşın seyri ve arz güvenliği endişeleri petrol fiyatlarını kalıcı olarak yukarı taşırsa, ulaştırma ve enerji kalemleri üzerinden ikinci tur etkiler kaçınılmaz olabilir. Şubat ayında ulaştırma grubunun manşete 0,43 puan katkı vermesi bu riskin ilk sinyallerini oluşturuyor. Benzin fiyatları ve taşımacılık maliyetleri arttıkça, bu durum zincirleme biçimde diğer sektörlere de yansıyacaktır.
Bu tablo altında gözler 12 Mart’taki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu toplantısına çevrilmiş durumda. Piyasa beklentileri birkaç hafta öncesine kadar faiz indirimi ihtimalini tartışırken, gelinen noktada bu beklentinin belirgin şekilde zayıfladığı görülüyor. Özellikle TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihalelerine ara vermesi ve TLREF’te yaşanan 3 puanlık yükseliş, likidite politikasında sıkılaşma sinyali olarak yorumlandı. Bu gelişmeler, Merkez Bankası’nın riskleri daha temkinli okumaya başladığını gösteriyor.
Mevcut koşullarda TCMB’nin faiz indirimine gitmesi hem enflasyon beklentileri hem de kur istikrarı açısından ciddi soru işaretleri yaratabilir. Yılın ilk iki ayında yüzde 7,95’e ulaşan enflasyon, hedeflerle uyumlu bir patikadan sapma riskine işaret ediyor. Üstelik küresel belirsizlikler artarken atılacak erken bir gevşeme adımı, finansal oynaklığı artırabilir. Bu nedenle ağırlıklı beklenti, Merkez Bankası’nın mart ayında faizi pas geçmesi, hatta bazı senaryolarda gecelik borç verme faiz oranında artışa gitmesi yönünde şekilleniyor.
Burada kritik unsur beklenti yönetimi. Enflasyonla mücadelede en az politika faizi kadar önemli olan konu, piyasanın Merkez Bankası’nın kararlılığına olan inancıdır. Eğer enerji fiyatları yükselmeye devam eder ve jeopolitik tansiyon düşmezse, para politikasında daha uzun süreli bir sıkı duruş gerekebilir. 22 Nisan’daki toplantıya kadar geçecek sürede petrol fiyatları, döviz kuru ve gıda enflasyonu yakından izlenecek başlıklar olacak.
Sonuç olarak Türkiye ekonomisi bir yol ayrımında. Jeopolitik riskler ve enerji fiyatları yukarı yönlü baskı oluştururken, enflasyonun yeniden ivme kazanma ihtimali para politikasında temkinli duruşu zorunlu kılıyor. TCMB’nin mart toplantısında atacağı adım sadece kısa vadeli faiz kararını değil, yılın geri kalanına ilişkin para politikası çerçevesini de şekillendirecek. Mevcut veriler ışığında en rasyonel seçenek, riskler netleşene kadar frene basmak ve sıkı duruşu korumak gibi görünüyor.









