Açlık Sınırı Yükselirken Geçim Mücadelesi Derinleşiyor

Türk-İş verileri, artan açlık ve yoksulluk sınırının ücretleri geride bıraktığını, alım gücündeki kaybın sürdüğünü ortaya koyuyor.

Türk-İş’in Haziran 2026 araştırması, Türkiye’de milyonlarca çalışanın ve emeklinin her geçen gün daha ağırlaşan geçim mücadelesini bir kez daha gözler önüne serdi. Açıklanan verilere göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin 758 liraya, yoksulluk sınırı ise 116 bin 478 liraya yükseldi. Bekâr bir çalışanın yaşayabilmesi için gerekli aylık maliyetin 46 bin 248 liraya ulaşması ise yalnızca ailelerin değil, tek başına yaşayan çalışanların da ciddi bir gelir baskısıyla karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Haziran ayında açlık sınırı yalnızca bir ay içerisinde 584 lira artarken, mutfak enflasyonu aylık bazda yüzde 1,66, yıllık bazda ise yüzde 36,93 olarak gerçekleşti. Son altı aylık artışın yüzde 18,63 seviyesine ulaşması, yılın ilk yarısında gıda fiyatlarının vatandaşın bütçesini zorlamaya devam ettiğini gösteriyor. Yıllık ortalama mutfak enflasyonunun yüzde 40,44 seviyesinde bulunması ise fiyat baskısının kalıcı hale geldiğine işaret ediyor.

Veriler incelendiğinde gıda fiyatlarında önceki aylara göre daha sakin bir görünüm oluştuğu görülüyor. Ancak bu durum fiyatların düştüğü anlamına gelmiyor. Tam tersine, fiyat artış hızındaki yavaşlama vatandaşın markette ödediği tutarın yüksek kalmaya devam ettiği gerçeğini değiştirmiyor. Ekonomide enflasyonun hız kesmesi ile fiyatların gerilemesi aynı şey değildir. Bugün birçok temel gıda ürünü hâlâ geçen yıllara göre oldukça yüksek seviyelerde satılıyor ve bu durum dar gelirli kesimin bütçesini zorlamayı sürdürüyor.

Haziran ayında süt, yoğurt ve peynir grubunda fiyatlar büyük ölçüde yatay seyrederken, et grubunda dikkat çeken farklılaşmalar yaşandı. Kurban Bayramı sonrasında dana eti fiyatlarında gerileme görülmesine rağmen kuzu eti fiyatlarının yükselmeye devam etmesi, kırmızı et tüketiminin hâlâ birçok aile için ulaşılması güç bir harcama kalemi olduğunu gösteriyor. Yumurta fiyatlarında arz fazlası ve mevsimsel etkiler nedeniyle yaşanan düşüş ise tüketiciler açısından sınırlı da olsa olumlu bir gelişme olarak öne çıktı. Bakliyatta ise kuru fasulye ve kırmızı mercimekte fiyat artışlarının devam etmesi, uygun fiyatlı protein kaynaklarının da giderek pahalandığını ortaya koyuyor.

Sebze ve meyve grubunda mevsim etkisi belirleyici olmaya devam etti. Yeni ürünlerin pazara girmesiyle bazı ürünlerde fiyatlar gerilerken, patates fiyatlarındaki yükseliş dikkat çekti. Türk-İş’in araştırmasına göre ortalama sebze kilogram fiyatı 101,44 lira, ortalama meyve kilogram fiyatı ise 139,23 lira olarak hesaplandı. Meyve ve sebzenin ortalama kilogram fiyatının 108,78 liraya ulaşması, sağlıklı beslenmenin maliyetinin her geçen ay daha da arttığını gösteriyor.

En dikkat çekici noktalardan biri ise ücretlerle yaşam maliyeti arasındaki farkın giderek büyümesi. Asgari ücrete yılın ikinci yarısında ara zam yapılmaması, sabit gelirli milyonlarca çalışanın enflasyon karşısında daha da güç kaybetmesine neden oluyor. Gelirler aynı kalırken temel ihtiyaçların maliyetinin artmaya devam etmesi, alım gücündeki erimenin daha belirgin hissedilmesine yol açıyor. Açlık sınırının birçok ücret seviyesinin üzerine çıkması, çalışanların önemli bir bölümünün yalnızca temel gıda ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlandığını gösteriyor.

Geçen yılın aynı dönemine bakıldığında tablo daha da çarpıcı hale geliyor. Haziran 2025’te 26 bin 115 lira olan açlık sınırı, bir yıl içinde yaklaşık yüzde 37 artarak 35 bin 758 liraya yükseldi. Yoksulluk sınırı ise 85 bin 65 liradan 116 bin 478 liraya çıktı. Bu artış yalnızca fiyatların yükseldiğini değil, aynı zamanda yaşam standartlarının korunmasının giderek daha maliyetli hale geldiğini ortaya koyuyor.

Ekonomide enflasyonla mücadele programının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olsa da vatandaş açısından asıl önemli olan günlük yaşamda hissedilen alım gücü. Enflasyon oranlarının düşmesi tek başına yeterli olmuyor. Gelir artışlarının yaşam maliyetini karşılayacak seviyede gerçekleşmemesi durumunda ekonomik dengelenme toplumun geniş kesimleri tarafından hissedilemiyor. Bu nedenle yalnızca enflasyondaki gerilemeye odaklanmak yerine ücret politikaları, verimlilik artışı, üretim kapasitesinin güçlendirilmesi ve gıda arzını artıracak yapısal reformlar da büyük önem taşıyor.

Önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon verileri ve ücret politikaları, özellikle sabit gelirli kesimin alım gücü açısından belirleyici olacak. Gıda fiyatlarında kalıcı istikrar sağlanması, tarımsal üretimin desteklenmesi, lojistik maliyetlerinin azaltılması ve rekabeti artıracak uygulamaların hayata geçirilmesi, yalnızca enflasyonla mücadele açısından değil, toplumun refah seviyesinin korunması açısından da kritik önem taşıyor.

Türk-İş’in haziran ayı araştırması bir kez daha gösteriyor ki, ekonomik göstergelerde yaşanan iyileşmenin vatandaşın günlük yaşamına yansıması için fiyat istikrarının yanında gelirlerin de sürdürülebilir şekilde güçlenmesi gerekiyor. Aksi halde enflasyondaki yavaşlama, mutfaktaki yangını söndürmeye tek başına yetmeyecek.