Türkiye Piyasalarında Yeni Dönem mi Başlıyor?

NATO'nun uzun vadeli etkisi, enflasyonla mücadele, faiz indirimi beklentisi ve yabancı sermaye akımları Türkiye piyasalarının yönünü belirleyecek.

NATO, Enflasyon, Faiz ve Borsada Uzun Vadeli Yol Ayrımı

Türkiye ekonomisi ve finansal piyasalar, kısa vadeli dalgalanmaların ötesinde uzun vadeli yapısal gelişmelerin etkisinin giderek daha fazla hissedileceği bir döneme giriyor. Jeopolitik gelişmelerden para politikasına, enflasyondan sermaye piyasalarına kadar birçok başlık önümüzdeki dönemde yatırımcıların kararlarını şekillendirecek. Bugünkü tablo, yalnızca günlük fiyat hareketlerinden ibaret değil; aynı zamanda Türkiye’nin küresel ekonomideki konumuna ilişkin önemli sinyaller veriyor.

NATO 3.0 süreci Türkiye’nin stratejik önemini artırabilir

Kısa vadede NATO cephesinden piyasaların beklediği kadar güçlü ve hızlı pozitif gelişmelerin çıkması zor görünüyor. Olası olumlu kararlar alınsa bile bunların finansal piyasalara yansımasının zaman alması beklenebilir.

Ancak daha uzun vadeli perspektifte tablo farklılaşıyor. ABD’nin Orta Doğu’daki askeri ve diplomatik ağırlığını azaltarak stratejik odağını Çin ve Asya-Pasifik bölgesine çevirmesi, Türkiye’nin jeopolitik önemini yeniden artırıyor. Bu süreç, sıkça dile getirilen “NATO 3.0” yaklaşımı kapsamında Türkiye’nin savunma, lojistik, enerji ve bölgesel güvenlik açısından daha kritik bir konuma gelmesini sağlayabilir.

Jeopolitik avantajların ekonomik kazanıma dönüşmesi ise zaman isteyen bir süreç olacak. Bu nedenle kısa vadeli fiyatlamalar yerine uzun vadeli stratejik kazanımların takip edilmesi daha sağlıklı görünüyor.

Enflasyon hâlâ ekonominin ana gündemi

Ekonomi tarafında en önemli başlık değişmiş değil. Enflasyon ve para politikası önümüzdeki dönemin temel belirleyicisi olmayı sürdürüyor.

Son açıklanan veriler beklentilere büyük ölçüde paralel gelirken, özellikle hizmet enflasyonundaki katılık dezenflasyon sürecinin beklenenden daha yavaş ilerlediğini gösteriyor. Hizmet sektöründe fiyatların aşağı yönlü esnekliğinin sınırlı olması, enflasyonun kalıcı olarak düşürülmesini zorlaştıran en önemli unsurlardan biri olmaya devam ediyor.

Mevcut görünüm doğrultusunda 2026 yıl sonu enflasyonunun %28-29 bandında gerçekleşmesi, %30 seviyesinin üzerine çıkmaması bekleniyor.

Ancak asıl kritik soru bundan sonrası.

2027 enflasyon hedeflerine ulaşabilmek için mevcut politikalardan farklı hangi adımlar atılacak?

Piyasaların önümüzdeki aylarda en fazla odaklanacağı konu da bu olacak. Mevcut politikaların korunması ve ekonomi yönetiminde öngörülebilirliğin devam etmesi halinde 2027 yılında enflasyonun ancak %18-20 bandına kadar gerileyebileceği değerlendiriliyor.

Bunun gerçekleşebilmesi için ise erken seçim ihtimalini artırabilecek mali genişleme adımlarından kaçınılması büyük önem taşıyor.

Faiz indirimi beklentileri güçleniyor

Para politikasında da yeni bir döneme girilmesi bekleniyor.

Nisan ayından itibaren dile getirilen beklentilere göre Merkez Bankası’nın temmuz ayında yeniden haftalık repo fonlamasına dönmesi, ardından eylül ayından itibaren her toplantıda 100 baz puanlık faiz indirimlerine başlaması olası senaryolar arasında yer alıyor.

Bunun temel gerekçesi ise mevcut sıkı para politikasının ekonomik faaliyet üzerindeki baskısının giderek artması.

Özellikle sanayi üretimi, reel sektör ve ihracatçı firmalar yüksek finansman maliyetleri nedeniyle ciddi şekilde zorlanıyor. Finansmana erişimin pahalı olması yatırımları yavaşlatırken üretim kapasitesi üzerinde de baskı oluşturuyor.

Ekonomide bazı dengelerin bozulmasının ilerleyen dönemde telafi edilmesinin oldukça maliyetli olabileceği düşünüldüğünde, Merkez Bankası’nın sonbaharda kontrollü bir faiz indirimi sürecine başlamasının ekonomik denge açısından daha sağlıklı olabileceği değerlendiriliyor.

Altında güçlü yükseliş dönemi geride kalabilir

Son yıllarda yatırımcıların en fazla kazanç elde ettiği varlıkların başında gelen altın için de beklentiler daha temkinli.

Altının oluşturduğu güçlü servet etkisinin önemli ölçüde zayıfladığı belirtilirken, geçmiş dönemde görülen sert yükselişlerin aynı hızla devam etmesi beklenmiyor.

Bununla birlikte küresel ekonomide olumlu senaryonun gerçekleşmesi halinde yıl sonunda ons altının 4.800-4.850 dolar bandına ulaşabileceği öngörülüyor.

Bu nedenle altın tamamen göz ardı edilmese de önceki yıllardaki kadar güçlü getiri potansiyeli sunmayabilir.

MSCI uyarıları ve Borsa İstanbul’un yapısal sorunu

Son dönemde gündeme gelen MSCI uyarıları, aslında yeni oluşan bir problemden ziyade uzun süredir devam eden yapısal bozulmanın dış dünyadaki yansıması olarak değerlendiriliyor.

Türkiye sermaye piyasalarında COVID-19 sonrası dönemde fiyatlama davranışlarının bozulduğu, özellikle halka arzlarla başlayan süreçte piyasa disiplininin önemli ölçüde zedelendiği ifade ediliyor.

Bugün gelinen noktada sorun yalnızca fiyat hareketleriyle sınırlı değil.

Fonlar üzerinden gerçekleştirilen suni fiyatlamalar, portföy yönetim sektöründe uzun vadeli yatırım anlayışıyla çalışan kurumların rekabet gücünü de azaltıyor. Kısa vadeli yüksek getiri beklentisi, yatırımcı davranışlarını değiştirirken piyasa ahlakı ve fiyat keşif mekanizması üzerinde de olumsuz etki oluşturuyor.

Bu durumun devam etmesi halinde kalıcı yabancı yatırımcıların Türkiye piyasalarına ilgisinin sınırlı kalabileceği değerlendiriliyor.

Frontier market riski göz ardı edilmemeli

Piyasalar açısından dikkatle takip edilmesi gereken en önemli başlıklardan biri de MSCI’nin Türkiye’nin statüsüne ilişkin olası kararları.

Eğer Türkiye’nin frontier market kategorisine düşürülmesi yönünde bir karar alınırsa, yaklaşık 7,5-8 milyar dolarlık yabancı sermaye çıkışı yaşanabileceği değerlendiriliyor.

Böyle bir senaryo özellikle Borsa İstanbul açısından önemli bir satış baskısı oluşturabilir.

Yabancı yatırımcı için seçim süreci belirleyici olabilir

Uzun vadeli yabancı sermayenin Türkiye’ye dönüşü konusunda da beklentiler temkinli.

Kalıcı ve uzun vadeli yabancı yatırımcıların seçim kararının netleşeceği döneme kadar güçlü şekilde piyasaya dönmesi beklenmiyor.

Bu süreçte daha çok hedge fonların kısa vadeli alım-satım işlemleriyle piyasada etkin olmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

Dolayısıyla Borsa İstanbul’da görülebilecek yabancı girişlerinin niteliği en az miktarı kadar önemli olacak.

Kur tarafında görünüm daha dengeli

Döviz piyasasında ise mevcut görünüm görece daha istikrarlı.

2023 Mayıs ayından bu yana kur tarafında yönetilemez büyüklükte bir risk görülmediği, mevcut ekonomi politikalarının devam etmesi halinde seçim sürecine kadar bu görünümün korunabileceği değerlendiriliyor.

Bu da döviz piyasasında ani şok beklentisinin şimdilik düşük olduğuna işaret ediyor.

En büyük risk dezenflasyon programının bozulması

Türkiye ekonomisi açısından önümüzdeki dönemde en kritik risk başlığı dezenflasyon programının sekteye uğraması olacak.

Özellikle 2027 enflasyon görünümünün bozulmasına yol açabilecek mali veya siyasi gelişmeler, hem TL varlıklar hem de sermaye piyasaları üzerinde önemli baskı oluşturabilir.

Bunun dışında mevcut görünümde yönetilemez büyüklükte sistematik bir risk öngörülmüyor.

Genel değerlendirme

Önümüzdeki dönemde Türkiye piyasalarının yönünü belirleyecek temel unsur, jeopolitik gelişmelerden çok ekonomi yönetiminin enflasyonla mücadelede göstereceği kararlılık olacak.

NATO kaynaklı stratejik fırsatlar uzun vadede Türkiye’nin önemini artırabilir. Ancak kısa vadede yatırımcıların odak noktası enflasyon, faiz politikası, Merkez Bankası’nın atacağı adımlar ve yabancı sermaye akımlarının seyri olmaya devam edecek.

Buna ek olarak, MSCI’nin değerlendirmeleri, piyasa disiplininin yeniden güçlendirilmesi, kurumsal yönetim standartlarının yükseltilmesi ve yatırımcı güveninin artırılması önümüzdeki yıllarda Türkiye sermaye piyasalarının uluslararası rekabet gücü açısından belirleyici olacak. Kısa vadeli fiyat hareketlerinden ziyade öngörülebilir ekonomi politikaları, hukuki güven ve piyasa şeffaflığı sağlanabildiği ölçüde Türkiye’nin küresel sermayeden daha fazla pay alma potansiyeli güçlenecektir.