Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan Şubat 2026 Hanehalkı Beklenti Anketi ve Sektörel Enflasyon Beklentileri, Türkiye ekonomisinde algı ile beklenti arasındaki makasın açıldığını bir kez daha ortaya koydu. Veriler teknik olarak olumlu bir tabloya işaret etse de, özellikle hanehalkı cephesindeki yüksek enflasyon beklentisi dikkat çekici bir direnç gösteriyor.
Şubat 2026 itibarıyla 12 ay sonrası yıllık enflasyon beklentisi piyasa katılımcılarında yüzde 22,10’a, reel sektörde yüzde 32,00’ye geriledi. Buna karşın hanehalkının beklentisi yüzde 48,81 seviyesinde sabit kaldı. Bu tablo, profesyonel kesim ile vatandaş arasındaki enflasyon algısının ciddi biçimde ayrıştığını gösteriyor. Piyasa aktörleri ve üreticiler dezenflasyon sürecine daha fazla inanırken, vatandaşın günlük hayatında hissettiği fiyat baskısı beklentileri aşağı çekmeye yetmiyor.
Daha da çarpıcı olan veri ise gelecek 12 ayda enflasyonun düşeceğini bekleyen hanehalkı oranının gerilemiş olması. Bu oran bir ayda 4,63 puan düşerek yüzde 20,33’e indi. Yani toplumun yalnızca beşte biri enflasyonda düşüş bekliyor. Bu durum, enflasyonla mücadelede güven kanalının henüz tam anlamıyla tesis edilemediğine işaret ediyor.
Vatandaşın en çok fiyat artışı beklediği kalemler ise değişmiyor: gıda ile yakıt ve enerji. Gıdayı fiyatı en çok artan ürün grubu olarak değerlendirenlerin oranı yüzde 41,1 seviyesinde. Bu oran sınırlı bir gerileme gösterse de hâlâ yüksek. Çünkü hanehalkı için enflasyon, TÜFE ortalamasından ziyade mutfak ve akaryakıt fiyatları üzerinden ölçülüyor. Algılanan enflasyon ile açıklanan enflasyon arasındaki fark, beklentilerin kalıcılığını belirleyen temel unsur olmaya devam ediyor.
Döviz cephesinde ise görece daha ılımlı bir tablo var. 12 ay sonrası dolar/TL beklentisi 0,71 TL düşerek 51,56 TL’ye geriledi. Bu düşüş sınırlı olsa da, kur beklentilerindeki yukarı yönlü ivmenin zayıfladığına işaret ediyor. Ancak kur beklentisinin hâlâ yüksek seviyede olması, fiyatlama davranışları üzerinde baskının tamamen ortadan kalkmadığını düşündürüyor. Türkiye gibi geçişkenliğin yüksek olduğu bir ekonomide kur beklentisi, enflasyon beklentisinin ana belirleyicilerinden biri olmayı sürdürüyor.
Konut piyasasına ilişkin beklentiler de dikkat çekici. Gelecek 12 ayda konut fiyatlarının yüzde 35,41 artacağı öngörülüyor. Bu oran bir önceki aya göre 3,82 puan gerilemiş olsa da hâlâ yüksek. Bu durum, varlık enflasyonunun tüketici enflasyonundan kopmadığını, sadece hız kestiğini gösteriyor. Konutun hâlâ en önemli yatırım araçlarından biri olarak görülmesi de bu beklentiyi destekliyor.
Yatırım tercihlerinde ise açık ara “altın” öne çıkıyor. “Altın alırım” diyenlerin oranı yüzde 55,5’e yükselirken, gayrimenkul tercihi yüzde 30,0’a geriledi. Bu tablo, vatandaşın güvenli liman arayışının sürdüğünü gösteriyor. Enflasyonun yüksek seyrettiği ve finansal belirsizliğin tam olarak ortadan kalkmadığı dönemlerde altının ilk sırada yer alması şaşırtıcı değil. Tasarruf sahibinin risk algısı düşmediği sürece finansal dolarizasyon ve altın talebi güçlü kalmaya devam edecektir.
Genel tabloya bakıldığında teknik veriler dezenflasyon sürecinin başladığını ima ediyor. Ancak beklentiler tarafında özellikle hanehalkı güveninin kazanılması zaman alacak gibi görünüyor. Enflasyonla mücadelede para politikasının yanı sıra iletişim politikası da kritik önemde. Çünkü beklentiler yalnızca faiz oranlarıyla değil, güvenle yönetiliyor.
Önümüzdeki dönemde ücret artışları, enerji fiyatları, küresel emtia seyri ve kur istikrarı belirleyici olacak. Eğer gıda ve enerji kalemlerinde hissedilir bir yavaşlama sağlanabilirse, hanehalkı beklentilerinde de aşağı yönlü kırılma görülebilir. Aksi halde piyasa ile vatandaş arasındaki bu beklenti farkı, ekonomik karar alma süreçlerinde dalgalanmayı artırabilir.
Sonuç olarak, veriler bize şunu söylüyor: Rakamlar düşüyor olabilir, ancak algı henüz ikna olmuş değil. Ekonomide kalıcı istikrar için sadece enflasyonun düşmesi değil, toplumun da buna inanması gerekiyor.









