Savaşın Gölgesinde Büyüyen Açlık: İran Krizi Küresel Felakete Dönüşebilir

İran savaşı uzarsa 45 milyon kişi daha açlık riskiyle karşı karşıya. Artan maliyetler ve kesilen yardımlar krizi büyütüyor.

Küresel dengelerin zaten kırılgan olduğu bir dönemde, İran merkezli çatışmaların uzaması yalnızca bölgesel bir güvenlik sorunu olmaktan çıkıp tüm dünyayı etkileyen derin bir insani krize dönüşme riski taşıyor. Birleşmiş Milletler’e bağlı Dünya Gıda Programı’nın (WFP) ortaya koyduğu veriler, bu riskin artık teorik bir ihtimal olmadığını açıkça gösteriyor. Aksine, mevcut gidişat devam ederse, dünya genelinde açlıkla mücadele eden insan sayısının dramatik şekilde artacağı ve yeni bir küresel gıda krizinin kapıda olduğu görülüyor.

WFP analizine göre, savaşın sürmesi halinde 45 milyon insan daha ciddi açlık riskiyle karşı karşıya kalacak. Bu sayı, zaten halihazırda açlık sınırında yaşayan yüz milyonlarca insanın bulunduğu bir dünyada, sistemin kaldırabileceği sınırların zorlandığını ortaya koyuyor. Üstelik mesele sadece gıdaya erişim değil; aynı zamanda gıdanın üretimi, taşınması ve dağıtımı gibi hayati zincirlerin de savaş nedeniyle sekteye uğraması.

Çatışmaların en tehlikeli etkilerinden biri, insani yardım koridorlarının kesintiye uğraması. Kritik bölgelerdeki sevkiyatların gecikmesi veya tamamen durması, özellikle Afrika ve Orta Doğu’daki kırılgan ülkelerde zincirleme etki yaratıyor. Bir bölgede duran yardım, binlerce kilometre ötede açlık anlamına gelebiliyor. Bu durum, küresel sistemin ne kadar birbirine bağlı olduğunu ve bir savaşın etkisinin sınır tanımadığını bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ekonomik boyut ise krizin daha da derinleşmesine neden oluyor. WFP Başkan Yardımcısı Carl Skau’nun da vurguladığı gibi, gıda, petrol ve nakliye maliyetlerindeki artış doğrudan sofralara yansıyor. Sadece birkaç hafta içinde nakliye maliyetlerinin yüzde 18 artması, zaten sınırlı bütçelerle yürütülen yardım operasyonlarını daha da zorlaştırıyor. Bu artışlar, yardım kuruluşlarının daha az insana ulaşmasına ve mevcut kaynakların hızla tükenmesine yol açıyor.

Bununla birlikte, küresel siyasi önceliklerin değişmesi de krizi büyüten bir diğer faktör. Artan güvenlik harcamaları ve savunma bütçeleri, insani yardımlara ayrılan payın azalmasına neden oluyor. Bağışçı ülkelerin önceliklerini değiştirmesi, sahadaki yardım faaliyetlerinin kesintiye uğramasına ve milyonlarca insanın kaderine terk edilmesine yol açabilir. Bu durum, yalnızca bugünü değil, gelecekteki sosyal ve ekonomik istikrarı da tehdit ediyor.

Aslında yaşananlar, küresel sistemin uzun süredir biriken sorunlarının bir yansıması. İklim krizi, pandemi sonrası ekonomik dalgalanmalar ve bölgesel çatışmalar zaten gıda güvenliğini zayıflatmıştı. İran merkezli savaş ise bu kırılgan yapıya son darbeyi vurabilecek potansiyele sahip. Gıda krizleri artık sadece yoksul ülkelerin değil, tüm dünyanın ortak sorunu haline geliyor.

Eğer uluslararası toplum hızlı ve koordineli bir şekilde harekete geçmezse, bu süreç yalnızca açlıkla sınırlı kalmayacak. Açlık; göç dalgalarını, siyasi istikrarsızlığı ve yeni çatışmaları da beraberinde getirebilir. Tarih, gıda krizlerinin toplumları nasıl derinden sarstığını ve büyük dönüşümlere yol açtığını defalarca gösterdi. Bugün yaşananlar da benzer bir kırılma noktasına işaret ediyor olabilir.

Sonuç olarak, İran’daki savaşın uzaması sadece bir ülkenin ya da bölgenin sorunu değil; küresel bir insani felaketin tetikleyicisi olabilir. Bu nedenle meseleye yalnızca jeopolitik bir çatışma olarak değil, aynı zamanda insanlığın ortak geleceğini ilgilendiren bir kriz olarak yaklaşmak gerekiyor. Aksi halde, bugün konuşulan rakamlar yarının çok daha ağır gerçeklerinin sadece başlangıcı olabilir.