Türkiye’nin tarım, gıda ve içecek sektörü TÜİK verilerine göre 2025’in ilk 11 ayında kâğıt üzerinde hâlâ güçlü görünse de rakamların satır araları dikkatle okunduğunda daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. İhracatın yüzde 1,02 düşüşle 24,79 milyar dolara gerilemesi ilk bakışta sınırlı bir kayıp gibi algılanabilir. Ancak aynı dönemde ithalatın yüzde 22,83 artarak 20,52 milyar dolara çıkması, sektörün yapısal kırılganlıklarını daha görünür hale getiriyor. Evet, sektör hâlâ 4,27 milyar dolarlık dış ticaret fazlası veriyor; fakat bu fazla, artan ithalat iştahı karşısında geleceğe dair soru işaretleri barındırıyor.
Olumlu tarafta en dikkat çekici unsur, birim ihracat değerindeki yükseliş. Ton başına ihracat değeri yüzde 8,8 artarak 1.422 dolara ulaştı. Bu artış, Türkiye’nin yalnızca daha fazla değil, daha katma değerli ürün satma yönünde ilerlediğini gösteriyor. Ancak bu eğilimin kalıcı olması için ürün çeşitliliğinin artması ve markalaşmanın güçlenmesi şart. Aksi takdirde küresel fiyat dalgalanmaları, bu kazanımı kısa sürede geri alabilir.
Ürün kompozisyonu da önemli ipuçları veriyor. İhracatta şekerli mamuller, yaş meyve-sebze ve sert kabuklu meyveler ilk sıralarda yer alırken, en çok ihraç edilen ürünün 972 milyon doları aşan iç fındık olması Türkiye’nin hâlâ geleneksel güçlü kalemlere dayandığını gösteriyor. Rafine ayçiçeği yağı ve buğday unu gibi ürünler ise işlenmiş tarım ürünlerinin ihracattaki önemini ortaya koyuyor. Buna karşın ithalat cephesinde soya fasulyesi, ham ayçiçeği yağı ve dane mısır gibi temel girdilerin öne çıkması, hayvancılık ve gıda sanayisinin dışa bağımlılığını net biçimde gözler önüne seriyor.
Ülke bazlı veriler de stratejik bir tablo çiziyor. Irak, Almanya ve ABD ihracatta ilk üçte yer alırken, ABD’ye yapılan ihracatın artması sevindirici bir gelişme. Buna karşılık Irak ve Almanya’daki düşüşler, Türkiye’nin bazı pazarlarda rekabet baskısı yaşadığını düşündürüyor. İthalatta ise Rusya, Brezilya ve Ukrayna ağırlığı, Türkiye’nin özellikle yem ve yağlı tohum tedarikinde sınırlı sayıda ülkeye bağımlı olduğunu gösteriyor ki bu durum jeopolitik riskleri de beraberinde getiriyor.
Bu noktada asıl mesele, rakamların bugünü değil yarını anlatması. Artan ithalat, kur baskısı ve küresel emtia fiyatlarındaki oynaklıkla birleştiğinde tarım ve gıda sektörünün dış ticaret fazlasını orta vadede eritebilir. Çözüm; verimliliği artıran tarım politikaları, yerli ham madde üretimini teşvik eden destekler ve ihracatta yüksek katma değerli, markalı ürünlere daha güçlü bir yönelimden geçiyor. Aksi halde bugün “fazla” olarak görülen tablo, yarın yerini sessiz bir denge kaybına bırakabilir.











