Enflasyon Kadar Döviz Dengesi de Belirleyici
Türkiye ekonomisinde son dönemin en önemli gündem maddelerinden biri, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini ne zaman indirmeye başlayacağı sorusu olmaya devam ediyor. Piyasalarda enflasyondaki gerilemenin faiz indirimini hızlandırabileceği beklentisi bulunsa da, para politikasını belirleyen tek unsur enflasyon değil. Döviz piyasasındaki denge, Merkez Bankası rezervlerinin seyri, küresel finansal koşullar ve sermaye hareketleri de faiz kararlarında en az enflasyon kadar etkili rol oynuyor.
Son üç yıllık süreç incelendiğinde, Merkez Bankası’nın faiz kararlarında ortak bir eğilim dikkat çekiyor. Rezervlerin güçlendiği ve döviz girişlerinin arttığı dönemlerde faiz indirimi ihtimali yükselirken, rezerv kayıplarının yaşandığı dönemlerde ise faiz indirimi neredeyse tamamen gündemden düşüyor. Bunun temel nedeni ise faiz indiriminin döviz talebini artırma riski taşıması ve bunun da kur üzerinde baskı oluşturabilmesi.
Yılın ilk aylarında Türkiye’ye yönelik iyimser beklentiler sayesinde hem gelişmekte olan ülkelere hem de Türkiye piyasalarına yabancı sermaye girişleri hız kazanmıştı. Bu süreçte Merkez Bankası rezervlerini artırma konusunda önemli mesafe katetti. Ancak son haftalarda küresel belirsizliklerin yeniden artmasıyla birlikte bu güçlü girişlerin hız kestiği görülüyor. Hatta Merkez Bankası’nın yeniden sınırlı ölçekte döviz satışı yapmak zorunda kalması, döviz piyasasında dengelerin halen kırılgan olduğunu gösteriyor.
Bu nedenle Merkez Bankası’nın faiz indirimi konusunda aceleci davranması beklenmiyor. Bankanın önceliği, hem rezerv birikimini korumak hem de enflasyondaki düşüşün kalıcı olduğuna ilişkin güçlü veriler görmek olacak.
Mevcut görünüm değerlendirildiğinde Temmuz ayında politika faizinde resmi bir indirime gidilmesi düşük ihtimal olarak öne çıkıyor. Ancak bu durum para politikasında hiçbir gevşeme olmayacağı anlamına gelmiyor. Merkez Bankası’nın ilk adımı, politika faizini değiştirmeden likidite yönetimi üzerinden gecelik piyasa faizlerini kademeli olarak aşağı çekmek olabilir. Böylece bankaların fonlama maliyetleri azalırken mevduat ve kredi faizlerinde de kontrollü bir gerileme yaşanabilir. Bu yöntem, piyasaları faiz indirimine hazırlayan ara bir geçiş süreci olarak değerlendirilebilir.
Asıl politika faizi indiriminin ise Eylül ayında veya en geç Ekim toplantısında gündeme gelmesi daha olası görünüyor. Bunun gerçekleşebilmesi için önümüzdeki aylarda açıklanacak enflasyon verilerinin beklentileri karşılaması gerekiyor. Özellikle Haziran ve Temmuz aylarında gıda fiyatlarındaki normalleşme, enerji maliyetlerindeki dengelenme ve iç talepteki yavaşlama enflasyondaki düşüşü destekleyen başlıca unsurlar arasında yer alıyor. Ayrıca yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda beklenmedik yüksek artışların yaşanmaması da Merkez Bankası’nın elini güçlendirecek önemli faktörlerden biri olacak.
Yıl sonuna ilişkin beklentiler de para politikasının yönü açısından dikkat çekiyor. Mevcut baz senaryoda yıl sonu enflasyonunun yüzde 30’un biraz altında gerçekleşmesi, politika faizinin ise yaklaşık yüzde 35 seviyelerinde oluşması bekleniyor. Böylece Merkez Bankası’nın yaklaşık 5 puanlık reel faiz marjını koruyarak fiyat istikrarını desteklemeye devam etmesi öngörülüyor. Reel faizin pozitif kalması, yabancı yatırımcı güveni ve Türk lirasına olan talebin korunması açısından kritik önem taşıyor.
Ancak bu senaryonun gerçekleşmesi büyük ölçüde küresel gelişmelere bağlı olacak. ABD Merkez Bankası’nın (Fed) izleyeceği faiz politikası, jeopolitik riskler, petrol fiyatlarının seyri ve küresel sermaye hareketleri, Türkiye’nin para politikası üzerinde doğrudan etkili olmaya devam edecek. Özellikle petrol fiyatlarının 70-75 dolar bandında dengelenmesi enflasyon açısından olumlu bir tablo oluşturabilirken, fiyatların yeniden 90 dolar seviyelerine yönelmesi enflasyon görünümünü bozarak faiz indirimi sürecini geciktirebilir.
Bugünkü ekonomik görünüm, Merkez Bankası’nın veri odaklı ve temkinli duruşunu sürdüreceğine işaret ediyor. Piyasalar her ne kadar faiz indiriminin başlayacağı tarihi merak etse de, Banka açısından asıl öncelik enflasyonda kalıcı düşüşün sağlanması, rezervlerin güçlendirilmesi ve finansal istikrarın korunması olmaya devam ediyor. Bu nedenle faiz indirimi sürecinin hızlı ve sert adımlarla değil, kademeli, kontrollü ve veri odaklı ilerlemesi daha olası görünüyor.
Önümüzdeki dönemde açıklanacak her enflasyon verisi, rezerv gelişmesi ve küresel piyasalardaki her değişim, Merkez Bankası’nın yol haritasını yeniden şekillendirecek. Bu nedenle yatırımcıların yalnızca politika faizine değil, rezervlerdeki değişime, döviz girişlerine, likidite adımlarına ve küresel ekonomik gelişmelere de yakından odaklanmaları gerekiyor. Çünkü mevcut konjonktürde faiz kararlarını belirleyen en önemli unsur yalnızca enflasyon değil; finansal istikrarın bütününü oluşturan ekonomik dengeler olmaya devam ediyor.










