İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı 2026 Ocak ayı verileri, İstanbul’da yaşayan milyonlarca insanın gündelik hayatta zaten hissettiği ekonomik baskıyı sayılara döküyor. Aylık enflasyonun yüzde 4,56’ya, yıllık enflasyonun ise yüzde 36,15’e ulaşması, fiyat istikrarından ne kadar uzaklaşıldığını net biçimde ortaya koyuyor. Bu oranlar sadece istatistiksel bir tabloyu değil, aynı zamanda her ay eriyen alım gücünü, daralan bütçeleri ve artan geçim kaygısını anlatıyor.
Özellikle sağlık harcamalarında yüzde 11,94, ulaştırmada ise yüzde 9,96’lık artış yaşanması, enflasyonun temel ve zorunlu ihtiyaçlara daha sert yansıdığını gösteriyor. Sağlık giderleri, bireylerin kaçınamayacağı harcamalar arasında yer alırken, ulaştırma maliyetleri hem çalışanların işe erişimini hem de mal ve hizmetlerin fiyatlarını dolaylı olarak yukarı çekiyor. Bu iki kalemdeki yükseliş, zincirleme bir etki yaratarak ekonominin geneline yayılıyor.
Çeşitli mal ve hizmetlerdeki yüzde 8,52’lik artış ile lokanta ve oteller grubundaki yüzde 6,22’lik yükseliş, hizmet enflasyonunun kalıcı hale gelmeye başladığını düşündürüyor. Hizmet sektöründe fiyatların kolay kolay geriye gelmemesi, enflasyonla mücadelenin neden zorlaştığını da açıklıyor. Bu durum, özellikle sabit gelirli kesimler açısından ciddi bir risk oluşturuyor.
Gıda ve alkolsüz içeceklerdeki yüzde 4,27’lik artış, aylık ortalamanın biraz altında kalsa da mutfak harcamalarının hâlâ yüksek seyretmeye devam ettiğini gösteriyor. Kış mevsiminin etkisiyle bazı ürünlerde yaşanan arz sorunları, fiyatların gerilemesini engelliyor. Bu tablo, gıdanın hâlâ en hassas kalemlerden biri olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.
Verilerde dikkat çeken tek olumlu unsur, giyim ve ayakkabı grubunda yüzde 2,32’lik düşüş yaşanması. Ancak bu gerileme, daha çok sezon indirimleri ve piyasa koşullarından kaynaklanan geçici bir hareket olarak görülüyor. Üstelik bu kalemin bütçelerdeki payı, gıda, konut ya da ulaştırma kadar yüksek olmadığı için genel enflasyon üzerindeki rahatlatıcı etkisi sınırlı kalıyor.
İTO’nun değerlendirmesinde vurgulanan kamu kaynaklı fiyat düzenlemeleri, enflasyonun önemli belirleyicilerinden biri olmaya devam ediyor. Vergi ayarlamaları, harçlar ve çeşitli kamu hizmetlerine gelen zamlar, fiyatlar genel seviyesini doğrudan yukarı taşıyor. Bu durum, para politikası adımlarının tek başına yeterli olmadığını, maliye politikasıyla daha güçlü bir eşgüdüme ihtiyaç duyulduğunu gösteriyor.
Bugünkü tablo, enflasyonun sadece rakamlardan ibaret olmadığını, toplumsal refahı doğrudan etkileyen bir sorun olduğunu ortaya koyuyor. Yüzde 36’yı aşan yıllık enflasyon, ücret artışlarının çoğu zaman gerisinde kalan bir hızla yükseliyor ve gelir dağılımındaki adaletsizliği daha da derinleştiriyor. Orta sınıfın giderek erimesi, düşük gelirli kesimlerin ise temel ihtiyaçlara erişimde zorlanması kaçınılmaz hale geliyor.
Önümüzdeki dönemde enflasyonla mücadelede sadece faiz politikalarına değil, üretimi artıran, arzı güçlendiren ve maliyetleri düşüren yapısal adımlara ihtiyaç var. Aksi halde İstanbul’da bugün açıklanan bu rakamlar, yarının daha yüksek enflasyon oranlarının habercisi olmaya devam edecek.











