Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi tarafından yayımlanan Nisan 2026 dönemi “Hanehalkı Enflasyon Beklentileri” raporu, Türkiye’de enflasyon algısının hızla bozulduğunu ortaya koydu. Açıklanan verilere göre, hanehalkının önümüzdeki 12 aya ilişkin ortalama enflasyon beklentisi bir önceki aya kıyasla 10,3 puan artarak yüzde 60 seviyesine yükseldi. Bu artış, son dönemde beklentilerde görülen en sert yükselişlerden biri olarak dikkat çekiyor.
Raporda yer alan detaylar, yalnızca ortalama beklentinin yükselmediğini, aynı zamanda toplumun enflasyona dair genel kanaatinin de olumsuz yönde değiştiğini gösteriyor. Enflasyonun mevcut seviyesinin altına ineceğini düşünenlerin oranı, bir önceki aya göre 11,8 puan azalarak yüzde 17,9’a geriledi. Buna karşılık katılımcıların büyük bir bölümü, enflasyonun önümüzdeki dönemde yüzde 41-60 aralığında gerçekleşeceğini öngörüyor. Bu dağılım, yüksek enflasyonun kalıcı olacağı yönündeki algının güçlendiğine işaret ediyor.
Demografik kırılımlar incelendiğinde ise dikkat çekici farklılıklar ortaya çıkıyor. Kadınların enflasyon beklentisi yüzde 64,7 ile erkeklerin yüzde 56,8 seviyesindeki beklentisinin belirgin şekilde üzerinde yer alıyor. Yaş grupları arasında ise en yüksek beklenti yüzde 70,9 ile 55-64 yaş grubunda ölçüldü. Bu durum, özellikle sabit gelirli ve harcama kalıpları daha hassas olan kesimlerin enflasyon riskini daha yüksek algıladığını gösteriyor.
Meslek gruplarına göre dağılım da ekonomik algının farklı kesimlerde nasıl şekillendiğini ortaya koyuyor. En yüksek enflasyon beklentisi işsizler ve öğrencilerde görülürken, en düşük beklenti yüzde 52,3 ile kendi hesabına çalışanlar ve işverenlerde kaydedildi. Emekliler ve yevmiyeli çalışanlarda ise beklenti yüzde 66 seviyesinde bulunuyor. Bu tablo, gelir güvencesi düşük olan grupların enflasyona karşı daha kırılgan bir beklentiye sahip olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, söz konusu verilerin yalnızca bir beklenti göstergesi olmadığını, aynı zamanda ekonomik davranışlar üzerinde doğrudan etkili olduğunu vurguluyor. Yükselen enflasyon beklentileri, tüketicilerin harcama kararlarını öne çekmesine, firmaların ise fiyatlama davranışlarını daha agresif hale getirmesine yol açabiliyor. Bu durum da enflasyonun kendi kendini besleyen bir döngüye girmesine neden olabiliyor.
Öte yandan, para politikasının etkinliği açısından beklentilerin kontrol altına alınması kritik önem taşıyor. Enflasyonla mücadelede yalnızca mevcut fiyat artışlarının değil, geleceğe yönelik beklentilerin de yönetilmesi gerektiği belirtiliyor. Bu kapsamda iletişim politikaları, güven unsuru ve ekonomik öngörülebilirlik, önümüzdeki dönemde daha da belirleyici hale gelecek.
Son veriler, Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadelenin yalnızca rakamsal değil, aynı zamanda psikolojik bir boyut kazandığını ortaya koyuyor. Hanehalkı beklentilerindeki bu bozulmanın kalıcı hale gelmesi durumunda, fiyat istikrarını sağlamak daha zorlu bir sürece dönüşebilir.











