İhracat Zayıflıyor, İthalat Güçleniyor: 2026 Mart Verileri Ne Anlatıyor?

Martta dış açık 11,3 milyar dolar oldu. İhracat düşerken ithalat arttı, dış dengede bozulma ve yapısal riskler büyüyor.

Türkiye Ekonomisinde Denge Arayışı Derinleşiyor

Türkiye ekonomisi 2026 yılına dış ticaret cephesinde zorlu bir başlangıç yaptı. Mart ayında açıklanan veriler, dış dengede bozulmanın hız kesmeden devam ettiğini ortaya koyuyor. İhracatın yıllık bazda yüzde 6,4 düşerek 21,9 milyar dolara gerilemesi, buna karşılık ithalatın yüzde 8,4 artışla 33,2 milyar dolara yükselmesi, ekonominin en kırılgan alanlarından biri olan dış ticaret açığını yeniden gündemin merkezine taşıdı. Mart ayı itibarıyla dış ticaret açığının 11,3 milyar dolar olarak gerçekleşmesi, sadece aylık değil, yapısal bir sorunun da altını çiziyor.

Bu tabloyu daha çarpıcı hale getiren unsur ise yılın geneline yayılan eğilim. İlk üç ayda toplam 28,7 milyar dolarlık dış ticaret açığı, Türkiye’nin üretim ve tüketim dengesinde ciddi bir uyumsuzluk yaşadığını gösteriyor. Ekonominin büyüme kompozisyonuna bakıldığında, iç talep odaklı bir yapı dikkat çekerken, bu durum ithalatı tetikleyen en önemli faktörlerden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle enerji, ara malı ve yatırım mallarına olan bağımlılık, ithalat kalemlerini yukarı çekerken ihracatın aynı ölçüde güçlenememesi açığın derinleşmesine neden oluyor.

İhracattaki düşüşün arkasında yalnızca iç dinamikler yok. Küresel ekonomideki yavaşlama, Avrupa başta olmak üzere Türkiye’nin ana ihracat pazarlarında talep daralmasına yol açıyor. Bunun yanında jeopolitik gerilimlerin artması, lojistik maliyetler ve finansmana erişimde yaşanan zorluklar da ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatıyor. Küresel talep zayıflarken, Türkiye’nin yüksek maliyet yapısıyla rekabet etmekte zorlanması, ihracat performansını aşağı çeken temel unsurlar arasında yer alıyor.

İthalat tarafında ise farklı bir hikâye var. İç talebin canlı kalması, kredi genişlemesi ve kur baskısı nedeniyle ithalatın cazip hale gelmesi, dış ticaret dengesini bozuyor. Özellikle enerji fiyatlarının dalgalı seyri ve sanayinin üretim için ithal girdilere bağımlılığı, ithalatın düşmesini zorlaştırıyor. Bu da Türkiye ekonomisinin kronik sorunlarından biri olan “yüksek büyüme = yüksek cari açık” döngüsünü yeniden gündeme getiriyor.

Bu noktada ekonomi yönetiminin önünde iki temel yol bulunuyor: Ya iç talebi soğutarak ithalatı baskılamak ya da ihracatın rekabet gücünü artıracak yapısal adımları hızlandırmak. Kısa vadede sıkı para politikası ve kredi kısıtlamalarıyla ithalat frenlenebilir; ancak bu yaklaşım büyüme üzerinde baskı yaratacaktır. Uzun vadede ise katma değeri yüksek üretim, teknolojik dönüşüm ve ihracat pazarlarının çeşitlendirilmesi kaçınılmaz görünüyor.

Özellikle yüksek teknoloji ihracatının toplam ihracat içindeki payının artırılması, Türkiye’nin bu kısır döngüden çıkabilmesi için kritik önemde. Aksi halde düşük katma değerli ürünlerle küresel rekabette kalıcı bir avantaj sağlamak zor görünüyor. Bununla birlikte enerji bağımlılığının azaltılması, yenilenebilir kaynaklara yatırım ve yerli üretim kapasitesinin artırılması da dış ticaret açığını kalıcı olarak düşürebilecek önemli adımlar arasında yer alıyor.

Mart ayı verileri bir uyarı niteliğinde. İhracatın gerilediği, ithalatın hızlandığı bir ortamda dış ticaret açığının büyümesi, yalnızca cari dengeyi değil, kur istikrarını ve enflasyon görünümünü de doğrudan etkiliyor. Bu nedenle atılacak adımların kısa vadeli pansuman çözümlerden ziyade, uzun vadeli ve yapısal reformlara dayanması gerekiyor.

Sonuç olarak Türkiye ekonomisi bir yol ayrımında. Ya mevcut tüketim odaklı büyüme modelini sürdürerek dış dengesizlikleri kabullenecek ya da üretim ve ihracat odaklı yeni bir modele geçiş yapacak. Mart ayı verileri, ikinci seçeneğin artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor.