TÜİK tarafından açıklanan mart ayı dış ticaret verileri, Türkiye ekonomisinde dış denge açısından dikkat çekici bir bozulmaya işaret etti. Verilere göre, ihracat geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 6,4 azalarak 21 milyar 899 milyon dolara gerilerken, ithalat yüzde 8,2 artışla 33 milyar 120 milyon dolara yükseldi. Bu gelişmeyle birlikte dış ticaret açığı yüzde 56 gibi sert bir artışla 11 milyar 221 milyon dolara çıktı. Aynı dönemde ihracatın ithalatı karşılama oranının yüzde 76,5’ten yüzde 66,1’e gerilemesi, dış ticaret dengesindeki zayıflamanın en net göstergelerinden biri oldu.
Yılın ilk çeyreğine ilişkin veriler de benzer bir tabloyu ortaya koydu. Ocak-Mart döneminde ihracat yüzde 3,2 düşüşle 63 milyar 227 milyon dolara, ithalat ise yüzde 4,7 artışla 91 milyar 895 milyon dolara ulaştı. Bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 27,5 artarak 28 milyar 667 milyon dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı da yüzde 68,8’e gerileyerek yılın geneline dair zayıf bir başlangıca işaret etti.
Enerji ürünleri ve parasal olmayan altın hariç tutulduğunda dahi dış ticaretteki bozulmanın sürdüğü görüldü. Mart ayında bu kapsamda ihracat yüzde 5,5 azalırken, ithalat yüzde 11,2 arttı. Böylece enerji ve altın hariç dış ticaret açığı 5 milyar 435 milyon dolar olarak hesaplandı. Bu durum, sorunun yalnızca enerji fiyatlarından kaynaklanmadığını, temel üretim ve tedarik yapısına dayalı bir kırılganlık bulunduğunu ortaya koydu.
Sektörel dağılım incelendiğinde, ihracatın lokomotifi olan imalat sanayinin ağırlığı devam etti. Mart ayında toplam ihracatın yüzde 93,7’si imalat sanayinden gelirken, tarımın payı yüzde 3,7, madenciliğin payı ise yüzde 1,9 olarak gerçekleşti. Ancak dikkat çeken bir diğer unsur, yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payının sadece yüzde 3,5 seviyesinde kalması oldu. Bu oran, katma değerli üretim ve ihracat kapasitesinin sınırlı kaldığını gösteriyor.
İthalat tarafında ise üretim yapısının dışa bağımlılığı öne çıktı. Mart ayında ithalatın yüzde 70’ini ara malları oluşturdu. Sermaye mallarının payı yüzde 14,6, tüketim mallarının payı ise yüzde 14,9 seviyesinde gerçekleşti. Bu tablo, Türkiye ekonomisinin üretim sürecinde büyük ölçüde ithal girdilere bağımlı olduğunu ve bu durumun dış ticaret açığını yapısal olarak beslediğini ortaya koyuyor.
Ülke bazlı verilere bakıldığında, ihracatta en büyük pazarın 1 milyar 820 milyon dolarla Almanya olduğu görüldü. Almanya’yı Birleşik Krallık, ABD, İtalya ve Fransa izlerken, bu beş ülke toplam ihracatın yüzde 31,2’sini oluşturdu. İthalatta ise ilk sırada 4 milyar 759 milyon dolarla Çin yer aldı. Çin’in ardından Rusya, Almanya, İsviçre ve ABD geldi.
Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış verilere göre de kısa vadeli eğilim olumsuz sinyaller verdi. Mart ayında bir önceki aya kıyasla ihracat yüzde 2 azalırken, ithalat yüzde 2,3 arttı. Bu durum, dış ticaret açığındaki genişlemenin geçici değil, kısa vadede de devam eden bir eğilim olabileceğini gösteriyor.
Ekonomistler, bu verilerin özellikle kur, enerji maliyetleri ve küresel talep koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. İhracattaki düşüşte Avrupa pazarındaki talep zayıflığı etkili olurken, ithalattaki artışta ise enerji fiyatları ve üretim için gerekli ara malı ihtiyacı belirleyici olmaya devam ediyor. Mevcut tablo, Türkiye’nin dış ticaret dengesini iyileştirebilmesi için yüksek katma değerli üretime yönelmesi, enerji bağımlılığını azaltması ve ihracat pazarlarını çeşitlendirmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor.











