BM Raporu Işığında Türkiye Ekonomisi: Dengelenme ile Büyüme Arasında İnce Hat

BM’ye göre Türkiye’de büyüme hızlanıyor ancak enflasyon düşse de çift haneli kalıyor; ekonomi dengeli ama kırılgan bir süreçte.

Birleşmiş Milletler’in Dünya Ekonomik Durumu ve Beklentiler 2026 raporu, Türkiye ekonomisine dair son yılların en “denge arayışını” yansıtan projeksiyonlarından birini ortaya koyuyor. Raporda çizilen tablo, bir yandan kademeli olarak hızlanan bir büyümeye, diğer yandan ise düşmesine rağmen kalıcı şekilde yüksek seyreden enflasyona işaret ediyor. Bu ikili yapı, önümüzdeki dönemde ekonomi yönetiminin en kritik sınavının büyüme ile fiyat istikrarı arasındaki hassas denge olacağını gösteriyor.

BM tahminlerine göre Türkiye ekonomisi 2025 yılında yüzde 3,7 oranında büyüdü. Bu büyümenin 2026’da yüzde 3,9’a, 2027’de ise yüzde 4,1’e yükselmesi bekleniyor. Küresel ekonomide belirsizliklerin sürdüğü, dış talebin zayıf kaldığı ve finansmana erişimin hâlâ maliyetli olduğu bir ortamda bu oranlar, Türkiye açısından dikkat çekici bir iç dinamik gücüne işaret ediyor. Raporda büyümenin temel sürükleyicileri olarak iç talep ve hizmetler sektörü öne çıkarken, bu durum Türkiye ekonomisinin yapısal olarak hizmet ağırlıklı bir büyüme patikasına daha fazla yaslandığını gösteriyor.

Özellikle tüketici güvenindeki toparlanma, büyümenin arka planında belirleyici bir unsur olarak dikkat çekiyor. 2023’ün ikinci çeyreğinden bu yana en yüksek seviyelere çıkan tüketici güveni, özel tüketim harcamalarını desteklemiş durumda. Dayanıklı tüketim malları ve hizmet harcamalarındaki artış, hane halkının enflasyon baskısına rağmen harcamalarını tamamen kısmadığını, aksine geleceğe dair beklentilerinin görece iyileştiğini ortaya koyuyor. Bu durum kısa vadede büyümeyi desteklese de, orta vadede enflasyonla mücadele açısından dikkatle yönetilmesi gereken bir alan olarak öne çıkıyor.

Enflasyon cephesinde ise BM raporu, iyimser ama temkinli bir tablo çiziyor. Enflasyondaki düşüş eğiliminin sürmesi beklenirken, oranların hâlâ çift haneli seviyelerde kalacağı vurgulanıyor. Buna göre, enflasyonun 2026 yılında yüzde 22,4, 2027 yılında ise yüzde 19,8 seviyesine gerilemesi öngörülüyor. Bu rakamlar, fiyat istikrarı açısından ilerleme anlamına gelse de, Türkiye ekonomisi için hâlâ yüksek kabul edilen bir enflasyon gerçekliğine işaret ediyor. Sıkı para ve maliye politikalarının etkisi hissedilmeye başlanmış olsa da, enflasyonun kalıcı biçimde tek haneye inmesi için zamana ve kararlılığa ihtiyaç olduğu anlaşılıyor.

Raporda dikkat çeken bir diğer unsur, kamu tüketiminin görece sınırlı kalması ve buna karşılık yatırımların güç kazanması. Özellikle inşaat ile makine ve teçhizat yatırımlarındaki artış, ekonomik aktivitenin yalnızca tüketime değil, üretim kapasitesine de dayanmaya başladığını gösteriyor. Bu eğilim, uzun vadeli büyüme potansiyeli açısından olumlu bir sinyal olarak değerlendirilebilir. Ancak yatırımların sürdürülebilirliği, finansman koşullarının seyrine ve küresel risk iştahına doğrudan bağlı olmaya devam ediyor.

Hizmetler sektörünün büyümedeki belirleyici rolü ise raporun en net mesajlarından biri. Turizm, ticaret ve ulaştırma faaliyetleri, ekonomik büyümenin ana taşıyıcıları konumunda. Özellikle turizm gelirlerinin cari denge üzerindeki olumlu etkisi, Türkiye’nin dış finansman ihtiyacını kısmen dengeleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. Buna karşın sanayi tarafında tablo daha temkinli. Yılın ikinci yarısında sanayi üretimindeki toparlanmanın ivme kaybetmesi ve imalat PMI verisinin ekim ayında 46,5 seviyesine gerilemesi, zayıf talep koşullarına işaret ediyor. Bu durum, büyümenin sektörel dağılımında dengesizlik riskini de beraberinde getiriyor.

BM raporunun satır aralarında verilen en önemli mesajlardan biri, Türkiye ekonomisinin dirençli ancak kırılgan bir yapıda olduğudur. İç talep sayesinde büyüme sürerken, yüksek enflasyon, dış finansman ihtiyacı ve küresel ekonomik belirsizlikler bu büyümenin önündeki temel riskler olarak varlığını koruyor. Önümüzdeki dönemde başarının anahtarı, enflasyonu düşürürken büyümeden sert bir şekilde vazgeçmemek, yatırımları ve üretkenliği destekleyen reform adımlarını geciktirmemek olacaktır.

Sonuç olarak BM’nin 2026 raporu, Türkiye ekonomisi için ne aşırı karamsar ne de fazlasıyla iyimser bir tablo çiziyor. Daha çok, temkinli bir iyimserlik sunuyor. Eğer fiyat istikrarı konusunda kararlılık korunur, hizmetler sektöründeki ivme üretim ve sanayiyle dengelenebilirse, Türkiye ekonomisi önümüzdeki yıllarda daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme patikasına girebilir. Aksi halde, büyüme rakamları yükselse bile, yüksek enflasyonun gölgesi ekonominin üzerinde kalmaya devam edebilir.