ABD Ekonomisinde Sert Fren: Dördüncü Çeyrek Büyümesi Beklentinin Yarısında Kaldı

ABD ekonomisi 2025'in son çeyreğinde yalnızca yüzde 0,7 büyüdü; 43 günlük hükümet kapanması, zayıflayan tüketim ve istihdam tablosu resesyon tartışmalarını yeniden alevlendiriyor.

Güçlü bir yılın ardından ABD ekonomisi, 2025’in son çeyreğinde beklenmedik bir fren yaptı. Yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 4,4, ikinci çeyreğinde ise yüzde 3,8 büyüyen dünyanın en büyük ekonomisi, yıl kapanışında ivmesini dramatik biçimde yitirdi. ABD Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı revize veriye göre dördüncü çeyrek büyümesi yıllık bazda yalnızca yüzde 0,7 olarak gerçekleşti. Bu rakam hem ilk tahminin yarısına indi hem de piyasanın yüzde 1,4’lük beklentisinin oldukça altında kaldı. Üstelik ekonomistler revizyonun yukarı yönlü sürpriz getireceğini düşünüyordu; tablonun tam tersi çıkması, şaşkınlık etkisini daha da derinleştirdi.

Büyümedeki bu sert geri çekilmenin tek bir tetikleyicisi yok; ancak geçen sonbaharda yaşanan 43 günlük hükümet kapanması, katkı payları incelendiğinde açıkça öne çıkıyor. Federal hükümet harcamaları ve yatırımları söz konusu dönemde yüzde 16,7 oranında çakıldı ve bu tek kalem, dördüncü çeyrek büyümesinden 1,16 puanlık pay götürdü. Başka bir deyişle, büyümenin neredeyse tamamı salt bu geçici yapısal kriz tarafından yutuldu. Hükümet kapanmalarının ekonomiye gerçek maliyet biçtiği teorik olarak bilinse de bu denli sert bir sayısal yansıma, politika yapıcılar için önemli bir uyarı niteliği taşıyor.

Hükümet harcamalarının dışında tablonun geri kalanı da pek iç açıcı değil. Tüketici harcamaları yüzde 2,0 artışla üçüncü çeyrekteki yüzde 3,5’in belirgin biçimde gerisinde kaldı. Amerikalı haneler tasarruf tamponlarını tükettikçe ve kredi maliyetleri yüksek seyretmeye devam ettikçe, büyümenin tarihsel lokomotifi olan tüketim harcamaları yavaşlıyor. İhracat ise yüzde 3,3 oranında geriledi — bu veri, küresel talep zayıflığını ve dolar değerinin dış ticaret üzerindeki baskısını bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Yapay zeka altyapısına yönelik harcamaların da desteğiyle konut dışı iş yatırımları yüzde 2,2 artış kaydetti; ancak bu performans bile önceki çeyrekteki yüzde 3,2’nin altında kaldı. Teknoloji yatırımlarındaki bu görece canlılık, ekonominin en parlak noktası olmayı sürdürüyor.

Yıllık resme bakıldığında erozyon daha belirgin. 2025 yılının tamamında GSYH büyümesi yüzde 2,1 olarak gerçekleşti — 2024’teki yüzde 2,8 ve 2023’teki yüzde 2,9 seviyelerinin kayda değer ölçüde altında. Tek başına felaket habercisi olmayan bu rakam, trendin yönünü netleştirdiği için önem taşıyor: ABD ekonomisi sistematik olarak yavaşlıyor.

İşgücü piyasası verileri bu yavaşlamayı daha da somut bir zemine oturtuyor. Geçen ay 92.000 istihdam kaybı yaşandı; 2025 boyunca aylık ortalama istihdam artışı 10.000’in altına inerek 2002’den bu yana resesyon dışı dönemlerin en zayıf seviyesine geriledi. Bu iki veri yan yana konulduğunda ciddi bir soruyu gündeme taşıyor: İstihdam yaratma kapasitesi bu denli törpülenmiş bir ekonomide büyüme momentumunu kim taşıyacak? Tüketim zaten sönümleniyor, kamu harcamaları bütçe kısıtlarıyla sıkışıyor, dış talep zayıflıyor. Denklemin aktif tarafında yalnızca özel yatırım kalıyor; o da her ne kadar yapay zeka rüzgarıyla kısmen destekleniyor olsa da tek başına yeterli değil.

Burada Fed’in pozisyonuna da değinmek kaçınılmaz. Büyümenin bu denli zayıflaması, faiz indirimini hızlandırması için merkez bankasına argüman sağlıyor gibi görünse de işin içinde bir ikilem var. Enflasyon henüz hedef banda tam anlamıyla yerleşmeden faiz indirmeye gitmek, fiyat istikrarını yeniden tehlikeye atabilir. Fed, büyüme yavaşlamasına karşı hamle yapmak ile enflasyon kazanımlarını korumak arasındaki dar geçitte ilerlemeye devam ediyor. Bu ikilemi çözmeden agresif bir genişleme politikasına geçmesi beklenmemeli.

Dördüncü çeyreğe ilişkin nihai büyüme verisi 9 Nisan’da açıklanacak. Bu veri, revizyonların hangi yönde derinleşeceğini ortaya koyacak ve hem Fed hem de piyasalar için kritik bir referans noktası oluşturacak. Mevcut görünüm, ABD ekonomisinin 2026’ya girerken önemli bir ayrışma noktasında durduğuna işaret ediyor: ya parasal gevşeme ve mali esneklikle desteklenen bir toparlanma dönemi başlayacak ya da yavaşlayan büyüme, zayıf istihdam ve dış ticaret baskısının bileşimi resesyon tartışmalarını teorik olmaktan çıkaracak. Her iki senaryo da yakından izlenmeye değer.