Türkiye’nin Girişimcilik Karnesi: Sayıların Ötesinde Bir Ekonomi Hikâyesi

Türkiye’de 5 yılda 607 bin şirket kuruldu, 130 bin şirket kapandı; her kapanan şirkete karşılık 4,7 yeni şirket faaliyete başladı.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin son beş yıla ilişkin verileri, ülke ekonomisinin tüm dalgalanmalara rağmen canlılığını koruduğunu gösteren çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. 2021-2025 döneminde 607 bin 694 şirketin kurulmuş olması, Türkiye’de girişimcilik refleksinin ne denli güçlü olduğunu kanıtlıyor. Aynı dönemde 129 bin 961 şirketin kapanmış olması ise ekonomideki zorlukların ve artan rekabetin doğal bir sonucu olarak okunabilir. Bu verilerin en dikkat çekici noktası ise kapanan her bir şirkete karşılık ortalama 4,7 şirketin faaliyete başlamış olmasıdır. Bu oran, Türkiye ekonomisinin dinamizmini ve yenilenme kapasitesini açıkça ortaya koymaktadır.

2021 yılında 109 bin 695 olan kurulan şirket sayısının, 2022’de 140 bin 229’a yükselmesi, pandemi sonrası toparlanmanın ve yeni iş fırsatlarının güçlü bir şekilde devreye girdiğini gösteriyor. 2023 yılı ise ayrı bir parantezi hak ediyor. Kahramanmaraş merkezli depremler gibi büyük bir felakete rağmen 128 bin 528 yeni işletmenin kurulması, girişimcilik ruhunun yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir direnç göstergesi olduğunu da ortaya koyuyor. 2024 ve 2025 yıllarında kurulan şirket sayısındaki görece düşüş ise ekonomik sıkılaşma politikaları, finansmana erişimde yaşanan zorluklar ve maliyet artışlarıyla ilişkilendirilebilir.

Diğer taraftan kapanan şirket sayılarındaki artış dikkat çekici bir eğilimi işaret ediyor. 2021’de 16 bin 222 olan kapanan şirket sayısının 2025’te 33 bin 270’e çıkması, beş yılda iki katın üzerinde bir artış anlamına geliyor. Bu tablo, özellikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin yüksek enflasyon, kredi maliyetleri ve daralan iç talep karşısında zorlandığını düşündürüyor. Ancak kapanan şirket sayısındaki artışa rağmen toplam tablo hâlâ pozitif. Çünkü net şirket sayısı artmaya devam ediyor ve bu durum ekonominin canlılığını koruduğunu gösteriyor.

Şirket türlerine bakıldığında ise Türkiye’de girişimcilerin ağırlıklı olarak limited şirket modelini tercih ettiği görülüyor. Son beş yılda kurulan şirketlerin 532 bin 554’ünün limited olması, bu türün kuruluş kolaylığı, görece düşük sermaye gereksinimi ve esnek yapısından kaynaklanıyor. 75 bin 49 anonim şirket kurulmuş olması ise özellikle daha büyük ölçekli, kurumsallaşma hedefi olan girişimlerin de önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor. Kolektif şirket sayısının yalnızca 86 ile sınırlı kalması ise bu modelin pratikte neredeyse tercih edilmediğini ortaya koyuyor.

Yabancı ortak sermayeli şirketlerin seyri ise Türkiye ekonomisinin küresel algısına dair önemli ipuçları sunuyor. 2022 yılında 20 bin 135 ile zirve yapan yabancı sermayeli şirket kuruluşları, sonraki yıllarda belirgin bir düşüş yaşamış durumda. 2024’te 7 bin 639 ve 2025’te 7 bin 793 seviyeleri, yabancı yatırımcıların temkinli bir tutum sergilediğini düşündürüyor. Bununla birlikte, beş yılda toplam 61 bin 253 yabancı ortaklı şirketin kurulmuş olması, Türkiye’nin hâlâ uluslararası yatırımcılar için tamamen gözden çıkarılmış bir ülke olmadığını da gösteriyor. Bu noktada hukuki güven ortamı, öngörülebilir ekonomi politikaları ve finansal istikrarın yabancı sermaye açısından belirleyici olduğu unutulmamalıdır.

Bu veriler yalnızca sayılardan ibaret değil; aynı zamanda Türkiye’deki ekonomik dönüşümün bir aynasıdır. Dijitalleşme, e-ticaret, yazılım ve hizmet sektörlerindeki büyüme, yeni şirket kuruluşlarının önemli bir kısmını oluşturuyor. Geleneksel sektörlerde rekabet artarken, teknoloji odaklı girişimlerin ön plana çıkması ekonominin yapısal dönüşüm sürecinde olduğunu gösteriyor.

Gelecek açısından bakıldığında, şirket kuruluşlarını artırmanın tek başına yeterli olmadığı, kurulan işletmelerin sürdürülebilirliğinin de büyük önem taşıdığı görülüyor. Eğitimli iş gücü, uygun finansman mekanizmaları, vergi sisteminde sadeleşme ve bürokrasinin azaltılması gibi adımlar, kapanan şirket sayısını azaltmada kritik rol oynayabilir. Aynı zamanda girişimcilerin yalnızca şirket kurmaya değil, iş modellerini geliştirmeye ve küresel pazarlara açılmaya teşvik edilmesi gerekiyor.

Sonuç olarak Türkiye, tüm zorluklara rağmen girişimcilik potansiyeli yüksek bir ülke olmaya devam ediyor. Her kapanan şirkete karşılık neredeyse beş yeni şirketin kurulması, ekonominin kendini sürekli yenileyen bir yapıya sahip olduğunu kanıtlıyor. Asıl mesele, bu dinamizmi kalıcı büyümeye ve yüksek katma değere dönüştürebilmektir.