Trump’tan Tarife Savunması: Ticaret Açığı Yüzde 78 Düştü

Trump ticaret açığının %78 azaldığını savundu; ancak açık daralması güçlenme değil, geçici dengelenme olabilir.

Ticaret Açığında “%78 Azalış” İddiası: Gerçek Başarı mı, Seçici Okuma mı?

Donald Trump, Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada uygulanan gümrük vergileri sayesinde ABD’nin ticaret açığının yüzde 78 oranında azaldığını ve bu yıl dış ticaret dengesinin uzun yılların ardından ilk kez pozitife döneceğini iddia etti. Bu açıklama ilk bakışta güçlü bir ekonomik başarı hikâyesi gibi sunulsa da, rakamların arka planına bakmadan yapılan bu tür değerlendirmeler eksik ve yanıltıcı olabilir.

Trump’ın ikinci başkanlık döneminde özellikle Çin başta olmak üzere birçok ülkeye yönelik tarifeleri artırması, “Amerikan imalatını yeniden ayağa kaldırma” ve ticaret açığını kapatma hedefiyle gerekçelendirilmişti. Gerçekten de yüksek tarifeler kısa vadede ithalatı baskılayabilir ve kağıt üzerinde ticaret açığını daraltabilir. Ancak burada temel soru şu: Ticaret açığındaki daralma yapısal bir güçlenmeden mi, yoksa ekonomik yavaşlamadan mı kaynaklanıyor?

Ticaret açığı iki ana unsurdan oluşur: ihracat ve ithalat. Eğer ithalat, talep daralması nedeniyle düşüyorsa, açık teknik olarak azalır. Ancak bu durum ekonominin güçlendiği anlamına gelmez; aksine iç talebin ve üretim kapasitesinin zayıfladığına işaret edebilir. ABD gibi tüketim odaklı bir ekonomide ithalatın sert düşmesi çoğu zaman ekonomik soğumayla birlikte görülür. Dolayısıyla açığın azalması tek başına refah artışı demek değildir.

Öte yandan tarifelerin maliyeti genellikle ithalatçı firmalar ve nihai tüketiciler üzerinde kalır. Yani Çin’e uygulanan vergi fiilen Amerikan şirketlerinin ve tüketicilerinin ödediği bir ek maliyet haline gelir. Bu da enflasyonist baskıyı artırabilir. Nitekim geçmiş tarife dalgalarında ABD’de bazı ara malı ve tüketim ürünlerinde fiyat artışları görülmüştü. Korumacılık politikaları kısa vadede bazı sektörleri korusa da, genel ekonomi için maliyetli bir stratejiye dönüşme riski taşır.

Trump’ın “uzun yılların ardından ilk kez pozitif seviyeye çıkacak” ifadesi de dikkatle ele alınmalı. ABD ekonomisi onlarca yıldır yapısal olarak cari açık veren bir ekonomi. Bunun temel nedeni doların rezerv para olması, ABD’nin küresel tasarrufları çekebilme kapasitesi ve yüksek tüketim eğilimidir. Bu yapısal özellikler değişmeden kalıcı bir fazla vermek oldukça zor. Eğer geçici bir fazla oluşursa bile bunun sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Yapısal dinamikler değişmeden kalıcı denge sağlamak mümkün değildir.

Tarifelerin küresel piyasalarda yarattığı dalgalanmalar da göz ardı edilemez. Kanada ve Avrupa Birliği gibi müttefiklerle ticari gerilimlerin artması, küresel tedarik zincirlerini yeniden şekillendiriyor. Bu durum sadece Çin’i değil, ABD’li üreticileri de etkiliyor. Küresel ekonomi artık derin şekilde entegre; bir ülkedeki korumacı adım zincirleme karşılıklar doğurabiliyor. Ticaret savaşları genellikle “kazananı olmayan” süreçler olarak tanımlanır.

Trump yönetimi tarifeleri aynı zamanda diplomatik bir müzakere aracı olarak görüyor. Bu açıdan bakıldığında tarifeler ekonomik olduğu kadar jeopolitik bir araç. Ancak bu strateji uzun vadede küresel ticaret sisteminin kurallı yapısını zayıflatabilir. Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinin aşınması, çok taraflı sistem yerine ikili pazarlıkların artması anlamına gelir. Bu da belirsizliği yükseltir.

Elbette ABD’de bazı imalat sektörlerinin yeniden canlanması ve üretimin ülke içine kayması siyasi açıdan güçlü bir söylem oluşturuyor. Ancak üretimin geri dönmesi sadece tarifelerle sağlanmaz; verimlilik, teknoloji yatırımı, işgücü niteliği ve enerji maliyetleri belirleyici faktörlerdir. Sürdürülebilir sanayi politikası, yalnızca gümrük vergisine indirgenemez.

Sonuç olarak, yüzde 78’lik düşüş iddiası doğru olsa bile bunun arkasındaki nedenleri analiz etmeden başarı ilan etmek erken olur. Ticaret açığındaki daralma, ekonomik güçlenmenin değil geçici dengelenmenin sonucu olabilir. Asıl mesele, ABD ekonomisinin küresel rekabet gücünü kalıcı biçimde artırıp artırmadığıdır. Eğer üretkenlik artmıyor ve maliyetler yükseliyorsa, korumacılık uzun vadede büyümeyi sınırlayabilir.