Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global Ratings, Türkiye ekonomisine ilişkin değerlendirmesini yayımladı. Kuruluş, Türkiye’nin yabancı ve yerel para cinsinden uzun ve kısa vadeli kredi notlarını “BB-/B” seviyesinde teyit ederken görünümü “durağan” olarak korudu. Ayrıca ulusal ölçek notlarının da trAA+/trA-1+ seviyelerinde sabit tutulduğu açıklandı. Bu karar, Türkiye’nin mevcut ekonomik politika çerçevesinin sürdürülebilirliğine duyulan temkinli güveni yansıtırken, küresel risklerin etkisinin devam ettiğine işaret etti.
S&P’nin değerlendirmesinde, özellikle Orta Doğu’daki jeopolitik gelişmelerin tetiklediği enerji fiyat şokunun Türkiye ekonomisi üzerinde baskı oluşturduğu vurgulandı. Artan enerji maliyetlerinin büyüme, enflasyon ve ödemeler dengesi üzerinde olumsuz etkiler yarattığı belirtilirken, çatışmaların yatışması ve enerji fiyatlarının gerilemesi durumunda bu etkilerin sınırlı kalabileceği öngörüldü. Kuruluş, mevcut senaryosunda enerji fiyatlarının yılın ikinci yarısında düşeceğini ve 2027-2028 döneminde savaş öncesi ortalamalara yaklaşacağını varsayıyor. Ancak enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seyretmesi bu görünüm açısından en büyük risklerden biri olarak öne çıkıyor.
Raporda, Türkiye’nin ekonomik görünümünün belirlenmesinde 2026-2028 Orta Vadeli Program hedefleriyle uyumlu politikaların sürdürülmesinin kritik rol oynadığı ifade edildi. Bu kapsamda özellikle sıkı para politikası, kontrollü ücret artışları ve döviz rezervlerinin korunması, not görünümünün “durağan” kalmasının temel gerekçeleri arasında yer aldı. S&P, bu politikaların devam etmesi halinde Türkiye ekonomisinin mevcut şokları yönetebileceğini değerlendiriyor. Buna karşılık, politika yönünde olası bir değişim veya rezervlerde yeniden zayıflama yaşanması durumunda not indiriminin gündeme gelebileceği uyarısında bulundu.
Kuruluş, Türkiye ekonomisine ilişkin büyüme ve enflasyon tahminlerini de güncelledi. Buna göre, 2026 yılı büyüme beklentisi yüzde 3,4 olarak açıklandı. Bu oran 2025 yılı için öngörülen yüzde 3,6 seviyesinin hafif altında kalırken, büyümenin özellikle tarım sektöründeki toparlanma, yüksek altın fiyatlarının hanehalkı servetine katkısı ve kredi genişlemesi ile destekleneceği belirtildi. Ancak enflasyon tarafında yukarı yönlü revizyon dikkat çekti. 2026 yılı ortalama enflasyon tahmini yüzde 23,4’ten yüzde 29,3’e yükseltildi. Bu artışta, asgari ücret artışlarının hedef enflasyonun üzerinde gerçekleşmesi, güçlü iç talep ve hizmet ile gıda fiyatlarındaki katılık etkili oldu.
Dış dengeye ilişkin projeksiyonlarda ise cari açığın artacağı öngörüldü. 2025 yılında GSYH’nin yüzde 1,9’u seviyesinde olan cari açığın, 2026’da yüzde 3,1’e çıkarak yaklaşık 50 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu artışta, yükselen enerji ithalatı maliyetleri ve turizm gelirlerinde olası zayıflama belirleyici faktörler olarak sıralandı. Ayrıca, Şubat 2026 itibarıyla kalan vadeye göre kısa vadeli dış borcun 226 milyar dolar seviyesinde olduğu bilgisi paylaşıldı.
Kamu maliyesi tarafında ise dengeli ancak dikkat gerektiren bir tablo çizildi. Genel yönetim bütçe açığının 2025’te yüzde 2,9’dan 2026’da yüzde 3,5’e çıkması beklenirken, kamu borcunun GSYH’ye oranının yüzde 30’un altında kalmaya devam edeceği ifade edildi. Bununla birlikte, akaryakıt ürünlerinde yapılan ÖTV indirimlerinin, petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi halinde kamuya GSYH’nin en az yüzde 0,5’i kadar ek maliyet oluşturabileceği hesaplandı.
Bankacılık sektörüne ilişkin değerlendirmelerde ise genel olarak olumlu bir tabloya yer verildi. S&P, Türk bankacılık sektörünün kârlı, yeterli sermayeye sahip ve likit durumda olduğunu belirtti. Ancak enerji fiyatlarındaki artışın kur üzerinde baskı yaratması halinde sektörün de etkilenebileceği uyarısı yapıldı. Takipteki alacak oranlarının özellikle perakende segmentinde yüzde 9’a, KOBİ segmentinde yüzde 3’e yükseldiği, buna rağmen bu bozulmanın yönetilebilir seviyede olduğu ifade edildi. Ayrıca kredi büyümesinde yavaşlama beklentisi dikkat çekti; 2025’te yüzde 47 olan kredi artışının 2026’da yüzde 35’e gerilemesi öngörülüyor. Türk bankalarının toplam borcunun yaklaşık yarısının kısa vadeli olması ve 107,6 milyar dolarlık kısmının 12 ay içinde vadesinin dolacak olması, finansman koşullarının önemini artıran bir diğer unsur olarak öne çıktı.
S&P, Türkiye için not artışı ihtimaline de kapıyı tamamen kapatmadı. Kuruluş, döviz rezervlerinde kalıcı bir toparlanma sağlanması, enflasyonun tek haneye düşürülmesi ve Türk lirasına uzun vadeli güvenin yeniden tesis edilmesi halinde kredi notunun yükseltilebileceğini ifade etti. Ancak mevcut koşullar altında, özellikle küresel enerji piyasalarındaki belirsizlikler ve jeopolitik riskler nedeniyle temkinli duruşun sürdürüldüğü görülüyor.









