Otomotiv Distribütörleri ve Mobilite Derneği (ODMD) tarafından açıklanan Nisan 2026 verileri, Türkiye otomotiv pazarında dikkat çekici bir ayrışmaya işaret ediyor. Yılın ilk dört ayında toplam pazar %3,13 daralarak 369.696 adet seviyesine gerilerken, bu düşüşün temel kaynağını otomobil satışlarındaki zayıflama oluşturdu. Aynı dönemde otomobil satışları %5,93 düşüşle 290.870 adet olurken, hafif ticari araç pazarı %8,83 artışla 78.826 adet seviyesine ulaşarak sektördeki dengeyi değiştiren ana unsur haline geldi.
Nisan ayı özelinde bakıldığında ise toplam pazar %1 daralarak 104.298 adet olarak gerçekleşti. Bu dönemde otomobil satışları %6,12 azalışla 80.182 adet olurken, hafif ticari araç satışları %20,94 artışla 24.116 adet seviyesine yükseldi. Bu tablo, ticari faaliyetlerin canlı kalmaya devam ettiğini, buna karşın bireysel otomobil talebinin daha temkinli seyrettiğini gösteriyor. Bununla birlikte satışların 10 yıllık Nisan ortalamasının %51,2 üzerinde gerçekleşmesi, pazarın uzun vadeli ortalamalara göre hâlâ güçlü bir seviyede olduğunu ortaya koyuyor.
Segment bazlı dağılım incelendiğinde, düşük vergi avantajına sahip A, B ve C segmentlerinin pazarı domine ettiği görülüyor. Toplam satışların %85,1’i bu segmentlerde gerçekleşirken, özellikle C segmenti %54 payla liderliğini sürdürüyor. B segmenti ise %30,8 payla ikinci sırada yer alıyor. Bu durum, tüketicilerin fiyat-performans dengesine daha fazla önem verdiğini ve ekonomik segmentlere yönelimin arttığını gösteriyor.
Gövde tiplerine göre tercihlerde ise SUV araçların açık ara önde olduğu görülüyor. Toplam otomobil satışlarının %64’ünü SUV modeller oluştururken (186.299 adet), sedan araçlar %20 payla, hatchback modeller ise %15,7 payla SUV’ları takip ediyor. SUV’lara olan bu güçlü talep, hem şehir içi kullanım avantajı hem de kullanıcı algısındaki “çok yönlülük” faktörüyle açıklanıyor.
Motor tiplerine göre dağılım, sektördeki dönüşümü net şekilde ortaya koyuyor. Benzinli araçlar %42,2 payla liderliğini korurken, hibrit araçlar %32,5 payla güçlü bir alternatif haline gelmiş durumda. Elektrikli otomobillerin payı ise %18,9’a ulaşarak dikkat çekici bir büyüme trendi sergiliyor. Buna karşılık dizel araçların payının %6’ya gerilemesi, dönüşümün hız kazandığını gösteriyor. Elektrikli araçlar özelinde, 160 kW altındaki modellerin %37,1 artışla %16,9 paya ulaşması, daha erişilebilir ve verimli modellerin pazarı büyüttüğünü ortaya koyarken, yüksek güçlü araçlara olan talebin sınırlı kaldığı görülüyor.
Motor hacmi tarafında ise daha küçük hacimli motorlara yönelim belirginleşmiş durumda. 1400 cc altı ve 1400-1600 cc aralığındaki araçlarda düşüş yaşanmasına rağmen, bu segmentler hâlâ pazarın önemli bölümünü oluşturuyor. Büyük motor hacimli araçların payının %1’in altına gerilemesi, vergi politikaları ve maliyetlerin tüketici tercihleri üzerindeki etkisini net biçimde yansıtıyor.
Emisyon verileri incelendiğinde, 120-140 gr/km aralığındaki araçların %29,4 ile en yüksek paya sahip olduğu, bunu %20,7 ile 100-120 gr/km bandının takip ettiği görülüyor. Bu dağılım, çevre regülasyonlarının ve yakıt verimliliği beklentilerinin satın alma kararlarında belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
Şanzıman tercihlerinde ise dönüşüm neredeyse tamamlanmış durumda. Otomatik şanzımanlı araçlar %97,5 paya ulaşırken, manuel araçların payı %2,5’e kadar geriledi. Bu durum, kullanıcı alışkanlıklarının kalıcı şekilde değiştiğini gösteriyor.
Hafif ticari araç tarafında ise özellikle van tipi araçların öne çıktığı görülüyor. %76,5 pay ve 60.269 adet satışla van modeller lider konumda yer alırken, kamyonet tipi araçlar %9 payla ikinci sırada bulunuyor. Bu tablo, e-ticaret ve lojistik faaliyetlerindeki büyümenin sektöre doğrudan yansıdığını gösteriyor.
Özetle, otomotiv pazarında bireysel talepte yavaşlama, ticari tarafta ise güçlü büyüme dikkat çekiyor. Elektrikli ve hibrit araçlara yönelim hızlanırken, SUV segmentinin baskınlığı sürüyor. Önümüzdeki dönemde faiz oranları, krediye erişim koşulları ve vergi politikalarının pazarın yönü üzerinde belirleyici olması beklenirken, özellikle elektrikli araç dönüşümünün sektördeki rekabeti yeniden şekillendireceği öngörülüyor.










