Jeopolitik Şok, Piyasalarda Deprem: Hürmüz, Enflasyon ve Borsa İstanbul

Hürmüz riski ve savaş şoku piyasaları sarstı; enflasyon, petrol ve BİST’te yüksek oynaklık dönemi başladı.

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan ve kısa sürede fiili çatışmaya dönüşen süreç, küresel piyasaların uzun süredir fiyatladığı risk senaryosunu gerçeğe dönüştürdü. İran’ın Irak, Suriye, Kuveyt, Bahreyn ve BAE’deki ABD üslerine saldırması, Tel Aviv’i hedef alması ve İran dini lideri Ali Hamaney’in öldürüldüğüne dair açıklamalar tansiyonu yeni bir eşiğe taşıdı. ABD Başkanı Donald Trump’ın hem sert hem de diplomasiye açık mesajlar vermesi, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun operasyonların süreceğini belirtmesi ve İran’da 40 günlük yas ilan edilmesi, sürecin kısa vadede kolay kapanmayabileceğini düşündürüyor. Piyasalar açısından asıl kırılma noktası ise Hürmüz Boğazı’nın kapatıldığı iddiası oldu.

Dünya petrol ticaretinin yaklaşık %20’sinin bu dar geçitten taşındığı düşünüldüğünde, boğazın kapanması yalnızca fiziki arzı değil, risk primi kanalıyla fiyatlamayı da sert biçimde etkiler. Tarihsel olarak 2019’daki İran-ABD geriliminde petrol fiyatlarının %15 yükseldiği hatırlandığında, benzer hatta daha güçlü bir tepki potansiyeli masada duruyor. Brent petrolde kısa sürede %10–15 bandında yukarı yönlü hareket şaşırtıcı olmayacaktır. Üstelik bu sadece petrol fiyatı meselesi değil; tanker sigorta primlerinin artması, navlun maliyetlerinin yükselmesi ve alternatif rotaların devreye girmesiyle birlikte küresel tedarik zinciri maliyetleri yukarı taşınır. Bu durum küresel enflasyonun yeniden ivmelenmesi anlamına gelir.

Makro çerçevede petrol fiyatlarındaki her 10 dolarlık artışın küresel büyümeyi yaklaşık 0,2–0,3 puan aşağı çektiği, enflasyonu ise 0,3–0,4 puan yukarı ittiği kabul ediliyor. Türkiye açısından etki daha belirgin olabilir. Türkiye enerji ithalatçısı bir ülke ve petrol fiyatlarındaki her %10’luk artışın yıllık enflasyonu 1,2–1,3 puan yukarı ittiğine dair Merkez Bankası çalışmaları bulunuyor. Zaten Şubat ayında aylık %3,85 olarak açıklanan yüksek enflasyonun ardından, enerji şoku ile birlikte ÜFE’den TÜFE’ye geçiş etkisi hızlanabilir. Bu da hem fiyatlama davranışlarını hem de para politikasını zorlar.

Bu noktada Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın attığı adımlar dikkat çekici. TCMB’nin bir hafta vadeli repo ihalelerine ara vermesi ve TL uzlaşmalı vadeli döviz satım işlemlerine başlayacağını açıklaması, kur oynaklığını sınırlama ve döviz likiditesini dengeleme amacı taşıyor. Merkez Bankası’nın volatiliteye izin vermeme refleksi, kur tarafında ani sıçramaların önüne geçebilir; ancak enerji fiyatları kalıcı biçimde yükselirse enflasyon beklentilerini çıpalamak zorlaşabilir. Mart ayındaki PPK toplantısında faiz indirimi beklentilerinin 50 baz puana kadar gerilemiş olması, hatta risklerin sürmesi halinde pas geçme ihtimalinin güçlenmesi bu çerçevede okunmalı.

Borsa İstanbul tarafında ise düzenleyici adımlar devreye alındı. Açığa satış işlemlerinin 6 Mart seans sonuna kadar yasaklanması, pay piyasasında emir/işlem oranının 5:1’den 3:1’e düşürülmesi ve Borsa’nın kapatılacağı iddiasının yalanlanması, piyasa işleyişini koruma ve aşırı oynaklığı sınırlama çabasıdır. Ancak jeopolitik şok ortamında ilk fiyatlama genellikle riskten kaçış şeklinde olur. Bu nedenle BİST100 endeksinde negatif açılış ve satış baskısı beklemek rasyonel görünüyor.

Sektörel ayrışma daha belirgin olabilir. Enerji fiyatlarının yükselmesi havacılık ve ulaştırma sektöründe maliyet baskısı yaratır. Sürecin uzaması halinde turizm gelirleri üzerinde de baskı oluşabilir ki bu durum cari denge açısından olumsuzdur. Bankacılık sektörü enflasyon ve faiz belirsizliğinden etkilenebilir. Buna karşılık savunma sanayi ve kısmi enerji hisseleri görece pozitif ayrışabilir. Küresel ölçekte ise savunma, enerji ve emtia bağlantılı şirketlerde değer artışı; sanayi ve ulaştırma tarafında baskı görülebilir. Güvenli liman talebiyle altın ve ABD tahvillerine yönelim artarken, dolar endeksi güç kazanabilir.

Operasyonun süresi ve coğrafi yayılımı fiyatlamanın ana belirleyicisi olmaya devam edecek. Çatışmanın sınırlı misilleme düzeyinde kalması halinde risk primi kademeli geri çekilebilir. Ancak Körfez ülkelerinin ya da başka büyük aktörlerin sürece doğrudan dahil olması durumunda bölgesel savaşa evrilme ihtimali belirgin biçimde artar. Böyle bir senaryoda yüksek oynaklık kalıcı hale gelir, CDS primleri yükselir ve gelişmekte olan ülke varlıkları baskı altında kalır.

İran dini liderinin öldürülmesi ise süreci otomatik olarak kısaltacak bir unsur olmayabilir. ABD açısından askeri hedefe ulaşıldığı algısı oluşsa da, İran tarafında rejimin varlığına yönelik saldırı algısı kolektif ve daha sert bir tepkiyi tetikleyebilir. Bu durum çatışmanın süresinden ziyade şiddetini ve yayılım alanını belirleyebilir. Dolayısıyla piyasalar için en kritik eşik, askeri tansiyonun haftalar ölçeğine yayılıp yayılmayacağıdır.

Sonuç olarak, şu aşamada hem küresel hem de yurt içi piyasalarda ana tema yüksek belirsizlik ve risk primi. Enerji fiyatları, enflasyon beklentileri, merkez bankası politikaları ve sermaye akımları bu eksen etrafında yeniden şekilleniyor. Hürmüz hattından gelecek teyitler ve diplomatik kanaldaki gelişmeler, önümüzdeki günlerde fiyatlamanın yönünü tayin edecek en önemli başlık olmaya devam edecek.