Türkiye’de bankaların uyguladığı yüksek faiz politikası, ekonomiyi soğutmak amacıyla tercih edilen bir araç olarak sunuluyor. Ancak sahadaki gerçeklik bambaşka. Faiz yükseldikçe enflasyonun düşmesi beklenirken, milyonlar için hayat daha da pahalı hale geliyor ve insanlar ayakta kalabilmek için borca sarılıyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo, artık klasik bir “borçluluk” meselesini aşmış durumda. Türkiye, hızla bir borç ekonomisine dönüşüyor.
Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi’nin kasım ayı verileri bu gerçeği tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Toplam nakdi kredi hacmi 23 trilyon 342 milyar TL’ye ulaştı. Daha da çarpıcı olan ise geri ödenemeyen kredilerdeki patlama. Tasfiye olunacak krediler son bir yılda yüzde 93 artarak 698 milyar TL’ye dayandı. Bu rakam, sistemde biriken görünmez bir krizin habercisi.
Vatandaşın gelirleri enflasyon karşısında erirken, harcamalar kredi kartı ve ihtiyaç kredileriyle çevriliyor. Bireysel kredi kartı ve kredi borcu, kasım 2025 itibarıyla yüzde 49 artarak 5 trilyon 671 milyar TL’ye yükseldi. Bunun 2 trilyon 828 milyar TL’si kredi kartlarından oluşuyor. Yani insanlar artık alışverişi taksitle değil, doğrudan borçla yapıyor. Kredi kartı, ödeme aracı olmaktan çıkıp geçim aracı haline gelmiş durumda.
Kredi kartlarını 1 trilyon 376 milyar TL ile ihtiyaç kredileri izliyor. İhtiyaç kredisi kullanan kişi sayısı 10,1 milyon. Ortalama borç tutarı ise bir yılda yüzde 62 artarak 135 bin 869 TL’ye çıktı. Bu şu anlama geliyor: İnsanlar artık tatil, eşya veya konfor için değil; kira, fatura, gıda ve sağlık giderleri için borçlanıyor.
Daha da sarsıcı olan veri, bankalara borcu olan kişi sayısında görülüyor. Kasım ayında bankalara borcu bulunan kişi sayısı 43,6 milyona yükseldi. Bu sayı, bir yılda 1,9 milyon kişi arttı. Yaklaşık 86 milyon nüfusa sahip bir ülkede, nüfusun yarısından fazlası bankalara borçluysa, bu sadece ekonomik değil aynı zamanda toplumsal bir kırılma noktasıdır.
Kişi başına düşen ortalama borç tutarı da vahim boyutlarda. Bir yılda yüzde 42,5 artarak 130 bin 16 TL’ye yükseldi. Bu rakam, bugün itibarıyla yaklaşık 4,6 asgari ücrete denk geliyor. Yani ortalama bir vatandaş, dört aydan uzun süre hiçbir harcama yapmadan çalışsa bile ancak borcunu kapatabilecek durumda.
Bu tablo bize şunu söylüyor: Türkiye’de gelirler değil, borçlar büyüyor. Ücret artışları, fiyat artışlarının gerisinde kalıyor. İnsanlar borçlanarak yaşamaya, borcu borçla kapatmaya çalışıyor. Bu ise sürdürülebilir değil.
Yüksek faiz politikasının teoride amacı talebi kısarak enflasyonu düşürmek. Ancak pratikte yaşanan şey şu: Geliri artmayan vatandaş, yüksek faiz pahasına da olsa borçlanmak zorunda kalıyor. Çünkü temel ihtiyaçlardan vazgeçme şansı yok. Bu da hem bireysel iflas riskini artırıyor hem de bankacılık sistemi üzerinde ileride büyük bir tahsilat sorunu yaratıyor.
Bir diğer sorun, borç yapısının giderek kısa vadeli ve pahalı finansmana kayması. Uzun vadeli, düşük maliyetli konut ve yatırım kredileri yerine; kredi kartı ve ihtiyaç kredileri öne çıkıyor. Bu durum, ekonominin üretim yerine tüketime dayalı borçla dönmeye çalıştığını gösteriyor.
Asıl mesele şudur: Türkiye’de sorun sadece faiz seviyesi değil, gelir dağılımındaki bozulma ve üretim eksikliğidir. İnsanlar yeterince kazanmadığı için borçlanıyor. Borçlandığı için daha fazla çalışmak zorunda kalıyor. Daha fazla çalıştığı halde yine yetmiyor.
Bu kısır döngü kırılmadıkça ne faiz tek başına düşebilir ne de enflasyon kalıcı olarak gerileyebilir.
Gerçek çözüm;
- Ücretlerin enflasyona karşı korunması,
- Vergi yükünün dolaylı vergilerden doğrudan vergilere kaydırılması,
- Üretimi ve istihdamı artıracak yatırımların teşvik edilmesi,
- Hanehalkı borçluluğunu azaltacak yapılandırma ve destek mekanizmalarının oluşturulmasıdır.
Aksi halde önümüzdeki dönemde daha fazla icra dosyası, daha fazla takibe düşen kredi ve daha fazla sosyal sorunla karşılaşmak kaçınılmazdır.
Bugün karşımızdaki tablo şunu net biçimde gösteriyor: Türkiye’de milyonlar geçim sıkıntısı değil, geçim çaresizliği yaşıyor. Bu da ekonomik politikaların sadece rakamlarla değil, insan hayatıyla ölçülmesi gerektiğini hatırlatıyor.











