Türkiye ekonomisinin 2025 yılına ilişkin büyüme karnesi, yarın Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanacak verilerle netleşecek. Kurumun saat 10.00’da yayımlayacağı Ekim-Aralık dönemi gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) rakamları, sadece son çeyreğin performansını değil, aynı zamanda yılın tamamına ilişkin büyüme patikasını da ortaya koyacak. Ekonomistlerin beklentisi, 2025’in son çeyreğinde yıllık bazda yüzde 3,6 büyüme gerçekleşmesi yönünde. Yıl geneline dair medyan tahmin ise yüzde 3,7 büyüme seviyesinde bulunuyor.
Yılın ilk üç çeyreğine bakıldığında ekonomi dalgalı ama görece dengeli bir seyir izledi. İlk çeyrekte yüzde 2,5, ikinci çeyrekte yüzde 4,9 ve üçüncü çeyrekte yüzde 3,7 büyüme kaydedildi. İkinci çeyrekteki güçlü performansın ardından büyüme hızının kademeli olarak normalize olduğu görülüyor. Bu tablo, iç talep ile dış talep arasındaki denge arayışının ve sıkılaşan finansal koşulların büyüme üzerinde etkili olduğunu düşündürüyor.
Son çeyrekte yüzde 3,6’lık bir büyüme gerçekleşmesi halinde, Türkiye ekonomisi 2025’i potansiyeline yakın ama aşırı ısınmadan uzak bir tempoda kapatmış olacak. Bu oran, yüksek enflasyonla mücadele edilen ve para politikasında sıkı duruşun korunduğu bir dönemde “kontrollü büyüme” olarak yorumlanabilir. Özellikle kredi genişlemesinin sınırlı seyrettiği, iç talebin daha seçici ilerlediği bir ortamda bu düzeyde büyüme, üretim tarafında direncin sürdüğüne işaret eder.
Büyümenin kompozisyonu ise en az oran kadar kritik olacak. Eğer büyüme ağırlıklı olarak tüketimden geliyorsa, bu durum enflasyonla mücadele açısından soru işaretleri doğurabilir. Buna karşılık yatırımlar ve net ihracat katkısının artması, daha sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme yapısına işaret edecektir. Küresel talebin zayıf seyrettiği, Avrupa ekonomisinde durgunluk risklerinin konuşulduğu bir dönemde ihracatın performansı özellikle önem taşıyor.
Öte yandan, büyüme ile enflasyon arasındaki hassas denge ekonomi yönetiminin en kritik sınavı olmaya devam ediyor. Yüzde 3,7 civarında gerçekleşmesi beklenen yıllık büyüme, bir yandan istihdamı desteklerken diğer yandan fiyat istikrarı hedefiyle çelişmeyecek bir çerçeve sunabilir. Ancak burada belirleyici olan, büyümenin finansman kalitesi ve verimlilik artışıyla desteklenip desteklenmediği olacak. Sadece krediye ve tüketime dayalı bir genişleme modeli, orta vadede kırılganlık üretmeye devam eder.
2025 performansı aynı zamanda 2026’ya ilişkin beklentilerin de zeminini oluşturacak. Eğer son çeyrekte beklentilere paralel bir büyüme görülürse, ekonomi yönetimi dezenflasyon sürecini riske atmadan büyümeyi sürdürebildiği mesajını verebilir. Ancak beklentilerin belirgin altında ya da üstünde bir veri gelmesi, piyasalarda faiz, kur ve risk primi beklentilerini yeniden şekillendirebilir.
Sonuç olarak yarın açıklanacak veriler yalnızca bir istatistik seti değil, ekonomi politikalarının etkinliğine dair önemli bir referans olacak. Yüzde 3,6’lık son çeyrek ve yüzde 3,7’lik yıllık büyüme beklentisi, Türkiye ekonomisinin 2025’i kontrollü ama temkinli bir genişleme ile tamamladığına işaret ediyor. Asıl mesele ise bu büyümenin kalitesinin ve sürdürülebilirliğinin ne ölçüde sağlanabildiği olacak.











