Enflasyonun Dili: Rakamlar Düşerken Hayat Pahalılığı Neden Hâlâ Hissediliyor?

TCMB raporu, yıllık enflasyon gerilese de gıda ve hizmetteki güçlü artışlar nedeniyle enflasyonun ana eğiliminin yükseldiğini gösteriyor.

TCMB’nin Ocak raporu, yıllık enflasyonda sınırlı gerilemeye rağmen ana eğilimin yükseldiğini ve fiyat baskılarının özellikle gıda ve hizmette güçlendiğini ortaya koyuyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın yayımladığı Ocak Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu, enflasyonla mücadelede gelinen noktayı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Manşet rakamlara bakıldığında, tüketici fiyatlarının ocak ayında yüzde 4,84 arttığı, yıllık enflasyonun ise 0,24 puanlık düşüşle yüzde 30,65 seviyesine gerilediği görülüyor. Ancak raporun satır araları, daha karmaşık bir tabloya işaret ediyor. Merkez Bankası’nın özellikle altını çizdiği nokta, enflasyonun ana eğiliminin dönemsel olarak yükselmiş olması. Bu ifade, yıllık orandaki sınırlı düşüşe rağmen fiyat artış hızının yeniden ivme kazandığını gösteriyor.

Rapor, aylık bazda fiyat artışlarının ağırlıklı olarak gıda ve hizmet gruplarından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Gıda fiyatlarındaki yükselişin merkezinde ise sebze ve et başta olmak üzere işlenmemiş gıda kalemleri bulunuyor. İşlenmemiş gıdada aylık artışın yüzde 11,79 gibi yüksek bir seviyeye ulaşması, hanehalkı bütçeleri üzerindeki baskının neden azalmadığını açıklıyor. Buna karşılık işlenmiş gıda grubunda yıllık enflasyonun gerilemesi, tarım ve tedarik zinciri kaynaklı oynaklığın daha çok ham ürünlerde yoğunlaştığını düşündürüyor.

Hizmet sektöründeki gelişmeler de dikkat çekici. Ocak ayında hizmet fiyatları yüzde 7,39 artarken, grup yıllık enflasyonu yüzde 40,23’e geriledi. Bu düşüş olumlu görünse de, aylık artışların yüksekliği iş gücü maliyetleri, dönemsel fiyatlama ve geçmiş enflasyona endeksleme davranışının hâlen güçlü olduğunu gösteriyor. Sağlık, finansal hizmetler, eğitim, bakım-onarım gibi alanlarda çift haneli artışlar, özellikle orta gelirli kesimlerin temel harcamalarında ciddi yük oluşturuyor. Hava yolu taşımacılığında yüzde 36,9’luk artış ise ulaştırma hizmetlerinin ne kadar kırılgan bir yapıya sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor.

Temel mallarda tablo görece daha ılımlı. Ocak ayında yüzde 0,51’lik artış ve yıllık enflasyonda yüzde 17,45 seviyesine gerileme, bu grubun dezenflasyon sürecine daha fazla katkı verdiğini gösteriyor. Ancak dayanıklı tüketim mallarında otomobil, mobilya ve beyaz eşya gibi kalemlerde görülen yüzde 2,91’lik artış, kur geçişkenliği ve maliyet unsurlarının hâlâ etkili olduğunu düşündürüyor. Giyim ve ayakkabıdaki mevsimsel düşüş ise geçici bir rahatlama sağlıyor.

Enerji grubunda aylık yüzde 2,29’luk artışa rağmen yıllık enflasyonun yüzde 30,21’e gerilemesi, yönetilen ve yönlendirilen fiyatlarda geçmiş yıllara kıyasla daha sınırlı güncellemeler yapıldığını ortaya koyuyor. Elektrik ve su tarifelerindeki artışlar ile akaryakıttaki sınırlı yükseliş, bu alandaki baskının tamamen ortadan kalkmadığını gösterse de, enerji fiyatlarının genel enflasyona katkısının önceki aylara göre azaldığı görülüyor.

Raporda dikkat çeken bir diğer unsur, TÜFE’de yapılan tüketim sepeti sınıflaması ve baz yılı değişikliği. Hizmet sektörünün endeks içindeki payının yüzde 38,4’e yükselmesi, Türkiye ekonomisinde hizmetlerin artan ağırlığını yansıtıyor. Bu değişim aynı zamanda, hizmet fiyatlarındaki oynaklığın enflasyon görünümü üzerindeki etkisinin önümüzdeki dönemde daha da belirleyici olacağı anlamına geliyor.

Üretici fiyatları cephesinde ise yıllık enflasyonun yüzde 27,17’ye gerilemesi, maliyet kaynaklı baskıların kısmen hafiflediğini düşündürüyor. Ancak dayanıksız ve dayanıklı tüketim mallarındaki yüksek artışlar, bu rahatlamanın henüz tüketici fiyatlarına tam olarak yansımadığını gösteriyor.

Tüm bu veriler bir arada değerlendirildiğinde, Türkiye’de dezenflasyon sürecinin devam ettiği ancak kırılgan ve dalgalı bir zeminde ilerlediği anlaşılıyor. Yıllık enflasyondaki düşüş, baz etkileri ve sınırlı vergi ayarlamaları sayesinde mümkün olurken, aylık artışların yüksek seyretmesi kalıcı fiyat istikrarı açısından risk oluşturuyor. Özellikle gıda ve hizmet tarafında yapısal sorunlar çözülmedikçe, enflasyonla mücadelenin sadece para politikası araçlarıyla başarıya ulaşması zor görünüyor.

Sonuç olarak, rakamlar kâğıt üzerinde iyileşmeye işaret etse de, vatandaşın günlük hayatında hissettiği pahalılık büyük ölçüde devam ediyor. Bu da bize, enflasyonla mücadelenin yalnızca oranları düşürmekten ibaret olmadığını; fiyat artış hızını kalıcı biçimde kontrol altına alacak yapısal adımların en az faiz politikası kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.