Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından yayımlanan şubat ayı Piyasa Katılımcıları Anketi, enflasyon cephesinde beklenti yönetiminin hâlâ en kritik başlık olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Ankete göre yıl sonu TÜFE beklentisi yüzde 23,23’ten yüzde 24,11’e yükseldi. Bu artış, sınırlı gibi görünse de beklentilerdeki yön değişimi açısından dikkat çekici. Çünkü enflasyonla mücadelede yalnızca gerçekleşen veriler değil, ekonomik aktörlerin geleceğe dair tahminleri de fiyatlama davranışlarını doğrudan etkiliyor.
Ankete katılan 71 reel ve finansal sektör temsilcisi ile profesyonelin değerlendirmeleri, kısa vadede enflasyon görünümüne ilişkin temkinli bir bozulmaya işaret ediyor. 12 ay sonrası enflasyon beklentisinin yüzde 22,20’den yüzde 22,10’a gerilemesi, kısa vadeli yukarı yönlü revizyona rağmen bir miktar denge arayışının sürdüğünü gösteriyor. Ancak 24 ay sonrası beklentinin yüzde 16,94’ten yüzde 17,11’e yükselmesi, orta vadede dezenflasyon sürecine dair soru işaretlerinin tamamen ortadan kalkmadığını düşündürüyor.
Beklentilerdeki bu tabloyu iki yönlü okumak gerekiyor. Birincisi, yıl sonu tahminindeki artış, fiyatlama davranışlarında katılığın sürdüğüne işaret edebilir. Özellikle hizmet enflasyonu, kira artışları ve maliyet baskıları gibi yapısal unsurlar beklentileri yukarı iten temel faktörler arasında yer alıyor. İkincisi ise para politikasının sıkı duruşunun tamamen sorgulanmadığı; zira 12 ay sonrası beklentide sınırlı da olsa geri çekilme var. Bu durum, piyasanın kısa vadede dalgalı ancak kontrollü bir patika öngördüğünü gösteriyor.
Enflasyon beklentilerinin çıpalanması, para politikasının etkinliği açısından hayati öneme sahip. Beklentiler yukarı yönlü bozulduğunda ücret talepleri, fiyat geçişkenliği ve sözleşme davranışları da bu doğrultuda şekilleniyor. Dolayısıyla yıl sonu beklentisindeki 0,88 puanlık artış, psikolojik eşik açısından küçümsenmemeli. Enflasyonla mücadelede güven unsuru, teknik adımlar kadar belirleyici olmaya devam ediyor.
Öte yandan, küresel gelişmeler de beklentiler üzerinde dolaylı baskı oluşturuyor. Enerji fiyatları, jeopolitik riskler ve gelişmiş ülke merkez bankalarının faiz politikaları gelişmekte olan ülkelerde enflasyon görünümünü etkiliyor. İçeride ise maliye politikası ile para politikası arasındaki eşgüdüm, beklentilerin yönü açısından belirleyici olacak. Sıkı para politikasının mali disiplinle desteklenmesi, orta vadeli beklentilerin yeniden aşağı yönlü güncellenmesini sağlayabilir.
Sonuç olarak anket verileri, enflasyonla mücadelede henüz istenilen noktaya tam olarak gelinmediğini, ancak tamamen kontrolden çıkmış bir görünümün de söz konusu olmadığını gösteriyor. Kısa vadede yukarı revizyon, orta vadede ise temkinli iyimserlik hâkim. Önümüzdeki aylarda açıklanacak gerçekleşen enflasyon verileri ve politika adımları, beklentilerin kalıcı olarak aşağı yönlü kırılıp kırılmayacağını belirleyecek. Ekonomide güvenin yeniden tesis edilmesi ise yalnızca rakamsal düşüşle değil, beklentilerin kalıcı biçimde çıpalanmasıyla mümkün olacak.











