Türkiye’nin yaşadığı en büyük afetlerden biri olarak kayıtlara geçen 6 Şubat depremlerinin üzerinden üç yıl geçerken, depremden etkilenen illerde ekonomik ve ticari hayatın yeniden ayağa kaldırılmasına yönelik çalışmaların ulaştığı boyut ortaya kondu. Ticaret Bakanlığı’nın paylaştığı kapsamlı verilere göre, 2023-2025 döneminde deprem bölgesinin yeniden inşası ve ekonomik toparlanması için toplam 3,6 trilyon TL kaynak kullanıldı. 2026 yılı bütçesinde ise bölge için 653 milyar TL ek ödenek ayrıldı. Bakanlık, bu süreci “asrın felaketinden asrın inşasına uzanan büyük dönüşüm” olarak tanımlarken, yalnızca fiziksel altyapının değil, üretimden ticarete kadar tüm ekonomik yapının yeniden kurgulandığını vurguladı.
Kapsamlı destek programlarının merkezinde üretim, istihdam ve ihracat yer aldı. Deprem sonrası birçok işletme faaliyetlerine ara vermek zorunda kalsa da, sağlanan finansman ve teşviklerle birlikte bölge ekonomisinin direnç gösterdiği ifade edildi. Özellikle ihracat rakamlarında görülen artış, toparlanmanın en somut göstergelerinden biri olarak öne çıktı. Depremden etkilenen 11 ilin ihracatı 2023 yılında 22,9 milyar dolar olarak gerçekleşirken, 2024’te 24,2 milyar dolara, 2025’te ise 25 milyar dolara yükseldi. Bakanlık, bu artışın Türkiye’nin üretim gücünün yanı sıra bölge sanayisinin hızla toparlandığını gösterdiğini belirtti.
İhracatçı firmaların ayakta kalabilmesi için finansmana erişim kritik rol oynadı. Bu kapsamda Türk Eximbank aracılığıyla deprem bölgesindeki şirketlere 2023 yılında 1,65 milyar dolar, 2024 yılında 2,3 milyar dolar, 2025 yılında ise 2,19 milyar dolar kredi kullandırıldı. Bunun yanı sıra uluslararası kuruluşlardan temin edilen 200 milyon dolarlık ek kaynak, bölgedeki yatırımların ve yeniden yapılanma projelerinin finansmanında kullanıldı. Sağlanan bu kaynaklarla, özellikle ihracat potansiyeli yüksek sektörlerde üretimin hızla yeniden başlaması hedeflendi.
Ekonomik toparlanmanın yalnızca büyük ölçekli şirketlerle sınırlı kalmaması için esnaf ve sanatkârlara yönelik destekler de genişletildi. Halkbank üzerinden sağlanan faiz indirimli kredilerle 2023’te 6,7 milyar TL, 2024’te 18 milyar TL, 2025’te ise 29,5 milyar TL tutarında finansman desteği verildi. Ayrıca borç erteleme ve yapılandırma uygulamalarıyla esnafın nakit akışının korunması amaçlandı. Bu sayede küçük işletmelerin kapanmasının önüne geçilmesi ve yerel ticaretin canlı tutulması hedeflendi.
Deprem sonrası dönemde piyasalarda yaşanabilecek olası suistimallerin önüne geçmek amacıyla denetimler de artırıldı. Bakanlık, acil ihtiyaç ürünlerinde fahiş fiyat artışı yaptığı tespit edilen 331 e-satıcıya yaklaşık 79 milyon TL, hazır beton ve çimento sektöründe faaliyet gösteren 39 işletmeye 54 milyon TL idari para cezası uygulandığını açıkladı. Rekabet ihlalleri kapsamında ise 40’tan fazla teşebbüse toplam 610 milyon TL ceza kesildi. Bu uygulamalarla hem tüketicinin korunması hem de piyasa düzeninin sağlanması hedeflendi.
Makroekonomik veriler de atılan adımların etkisini ortaya koyuyor. Deprem bölgesinde oluşan millî gelir 2023 yılında 112,9 milyar dolar olarak kaydedilirken, 2024’te 140,9 milyar dolara yükseldi. Türkiye ekonomisi ise deprem gibi büyük bir yıkıma rağmen yüzde 5 büyüme performansı sergiledi. Yetkililer, bu büyümede deprem bölgesine yönelik yatırımların ve teşviklerin önemli payı olduğunu vurguluyor.
Bakanlık, önümüzdeki dönemde desteklerin yalnızca devam etmekle kalmayacağını, aynı zamanda daha hedefli ve sektör odaklı hale getirileceğini belirtiyor. Yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yüksek katma değerli üretim gibi alanlarda deprem bölgesinin özel teşviklerle desteklenmesi planlanıyor. Böylece bölgenin, yalnızca eski ekonomik seviyesine dönmesi değil, eskisinden daha güçlü ve rekabetçi bir yapıya kavuşması amaçlanıyor.
Genel tabloya bakıldığında, deprem bölgesine sağlanan trilyonlarca liralık kaynak, yalnızca yaraların sarılmasını değil, aynı zamanda uzun vadeli bir ekonomik dönüşümü hedefliyor. Üretim tesislerinin yeniden faaliyete geçmesi, ihracatın artması ve esnafın ayakta kalmasıyla birlikte ticari hayatın büyük ölçüde canlandığı görülüyor. Bu süreç, Türkiye’nin afetlere karşı ekonomik dayanıklılığını güçlendirme yolunda attığı en kapsamlı adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.







