Cari Açık Ocakta 6,8 Milyar Dolar Oldu: Cari Açığın Anatomisi

Türkiye'nin Ocak cari açığı 6,8 milyar dolara ulaşırken yıllık açık 32,9 milyar dolar oldu; finansman dengesi kırılganlık sinyalleri veriyor.

TÜİK’in açıkladığı Ocak 2026 ödemeler dengesi verileri, ilk bakışta teknik bir istatistik bülteni gibi görünebilir. Ama bu rakamların içinde Türkiye ekonomisinin yapısal gerilimlerini, finansman kalitesini ve kırılganlıklarını gösteren kritik ipuçları saklı. Ocak ayında cari işlemler hesabı 6 milyar 807 milyon dolar açık verirken, yıllıklandırılmış cari açık 32,9 milyar dolara ulaştı. Bu rakamı doğru okumak için salt büyüklüğe değil, açığın nasıl finanse edildiğine bakmak gerekiyor.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı yıllık bazda 71,2 milyar dolara çıkmış durumda. Bu, Türkiye’nin dışarıdan aldığı mal ve hizmetlerin verdiği değerin ne kadar üzerinde kaldığının somut bir göstergesi. Ancak tablonun tek karanlık yüzü bu değil. Birincil gelir dengesi 24,1 milyar dolar açık vermiş ki bu kalem, yurt dışına ödenen faiz ve kâr transferlerinin ne denli ağır bir yük oluşturduğunu gözler önüne seriyor. Dışarıdan gelen her yatırımın zamanla bir faiz ya da temettü çıkışına dönüştüğünü hatırlattığında, bu rakam soyut olmaktan çıkıyor.

Bu tablonun içinde parlayan bir istisna var: hizmetler dengesi. Yıllık bazda 63,1 milyar dolar fazla veren hizmetler kalemi, cari açığın tek gerçek tampon mekanizması olmayı sürdürüyor. Ocak ayında seyahat gelirlerinden 2 milyar 471 milyon dolar, taşımacılık hizmetlerinden ise 1 milyar 687 milyon dolar net gelir elde edilmesi, turizmin ve lojistik sektörünün ekonominin bel kemiği olma özelliğini koruduğunu gösteriyor. Ancak bu dengenin tek bir kaleme, yani turizme, bu kadar bağımlı olması yapısal bir güç değil kırılganlık işareti. Herhangi bir jeopolitik kriz, küresel seyahat talebindeki daralma ya da bölgesel bir istikrarsızlık bu tampon mekanizmayı hızla eritebilir.

Asıl soru şu: Bu açık nasıl finanse ediliyor? Ve cevap, hem umut verici hem de rahatsız edici unsurlar barındırıyor. Ocak ayında portföy yatırımları 8 milyar 392 milyon dolar net giriş kaydetti. Yurt dışı yerleşikler hisse senedi piyasasında 1 milyar 463 milyon dolar, devlet iç borçlanma senetlerinde ise 4 milyar 10 milyon dolar net alım yaptı. Bu rakamlar, yabancı yatırımcıların Türkiye varlıklarına olan ilgisinin sürdüğünü gösteriyor; kısa vadeli finansman açısından olumlu bir tablo. Ancak portföy yatırımları “sıcak para” niteliği taşıyor. Küresel risk iştahı değiştiğinde, faiz kararları sürpriz yarattığında ya da yerel bir şok yaşandığında bu akımlar aynı hızla tersine dönebiliyor.

Doğrudan yatırımların yalnızca 22 milyon dolar net girişle son derece sınırlı kalması, bu tablo içinde en çok dikkat çeken ayrıntı. Yurt dışı yerleşiklerin Türkiye’ye doğrudan yatırımları 716 milyon dolar artarken, Türkiye’de yerleşiklerin yurt dışına çıkardığı yatırımlar 694 milyon dolar yükseldi; iki rakam birbirini neredeyse sıfırladı. Oysa sürdürülebilir bir cari açık finansmanı için kalıcı, uzun vadeli ve üretim kapasitesini artıran doğrudan yatırım girişleri şart. Portföy girişlerinin güçlü, doğrudan yatırımların ise cılız kaldığı bir yapı, dışa bağımlılığı daha kırılgan bir temele oturtuyor.

Yıllıklandırılmış finansman tablosuna bakıldığında en çarpıcı kalem 36,1 milyar dolar ile krediler oluyor. Cari açığın bu ölçüde borçlanmayla karşılanması, dış borç yükünün sistemik olarak büyümeye devam ettiğine işaret ediyor. Merkez Bankası’nın döviz cinsinden net rezerv azalışının 16,5 milyar dolar olarak hesaplanması ise rezerv tamponunun ne hızda eridiğini gösteriyor; bu, para politikasının manevra alanını daraltan kritik bir unsur.

Resmi rezervlerde Ocak ayında 11,9 milyar dolar artış kaydedilmesi pozitif bir veri olarak öne çıkıyor. Ancak bu artışın kalitesi, yani ne kadarının swap anlaşmalarından, ne kadarının gerçek rezerv birikiminden geldiği, sonuçta sağlamlığını belirleyecek. Brüt rezerv artışının ardında net pozisyonun ne söylediği her zaman daha belirleyici oluyor.

Tüm bu veriler bir arada değerlendirildiğinde ortaya çıkan resim şu: Türkiye, kronik cari açık sorununu yapısal dönüşümle değil, finansman yönetimiyle idare etmeye devam ediyor. Hizmet gelirleri ve portföy girişleri kısa vadeli dengeyi sağlıyor; ama enerji bağımlılığı, düşük katma değerli üretim yapısı ve yetersiz doğrudan yatırım girişleri köklü sorunlar olarak varlığını koruyor. Altın ve enerji hariç cari açığın 1,2 milyar dolarla görece sınırlı kalması, dış ticaret açığının büyük bölümünün yapısal değil emtia kaynaklı olduğunu hatırlatıyor; bu bir teselli olabilir ama çözüm değil.

Sonuç olarak Ocak verisi bize şunu söylüyor: Kısa vadeli tablo kontrol altında, ama finansman kalitesi ve yapısal kırılganlıklar uzun vadeli sürdürülebilirlik konusundaki soru işaretlerini gündemde tutmaya devam ediyor. Sıcak paranın güvencesi yoktur, turizm tek başına bir ekonomiyi taşıyamaz ve kredi bazlı finansmanın bir sonu mutlaka gelir. Bu denklemi değiştirmek, rakamları okumaktan çok daha zor bir iş; ama tartışılmadan da önüne geçilemiyor.