Yapay zekâ yatırımları, son on yılın en hızlı büyüyen teknoloji alanlarından biri olarak küresel ekonomi üzerinde derin etkiler yaratmaya başladı. Dünya Ekonomik Forumu’na (WEF) göre bu etki, yalnızca teknoloji şirketleriyle sınırlı kalmıyor; enerji altyapısından işgücü piyasalarına kadar geniş bir alanı yeniden şekillendiriyor. ABD ve Çin’in öncülüğünde hızlanan yatırımlar, bir yandan enerji talebini ciddi biçimde artırırken, diğer yandan milyonlarca yeni istihdam alanının önünü açıyor.
WEF’te Yapay Zekâ, Veri ve Metaverse Başkanı olarak görev yapan Cathy Li, küresel yapay zekâ harcamalarının yaklaşık %65’inin ABD ve Çin kaynaklı olduğunu vurguluyor. 2010 yılından bu yana dünya genelinde yapay zekâ altyapısına yapılan toplam yatırımın 600 milyar doları aştığı belirtiliyor. Bu rakam, yapay zekânın artık deneysel bir teknoloji olmaktan çıkıp, küresel ekonominin temel yapı taşlarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor.
Yatırım tarafındaki bu ivme, dikkat çekici bir hızla büyüyor. Cathy Li’ye göre, küresel yapay zekâ yatırımları yıllık ortalama %33 oranında artıyor. Bu büyüme oranı, geçmişte yalnızca internetin ilk yıllarında görülen ölçekte bir dönüşüme işaret ediyor. Ancak bu hızlı genişlemenin bedeli de var. Özellikle veri merkezleri, yüksek işlem gücü gerektiren modeller ve sürekli çalışan altyapılar nedeniyle, yapay zekâ sistemleri yoğun enerji tüketimi ile öne çıkıyor.
WEF verileri, bu durumun küresel elektrik talebi üzerinde çarpıcı bir etki yaratacağını gösteriyor. Günümüzde yapay zekâ ve ilişkili dijital altyapıların yıllık elektrik tüketimi yaklaşık 420 terawatt-saat seviyesinde bulunuyor. Mevcut büyüme trendi devam ederse, bu rakamın on yılın sonuna kadar 1.200 terawatt-saat düzeyine çıkması bekleniyor. Bu artış, bazı orta ölçekli ülkelerin toplam elektrik tüketimine denk bir büyüklük anlamına geliyor ve enerji politikalarını yapay zekâ ekseninde yeniden düşünmeyi zorunlu kılıyor.
Enerji talebindeki bu sıçrama, beraberinde çevresel ve ekonomik tartışmaları da getiriyor. Uzmanlar, yapay zekâ yatırımlarının sürdürülebilir olabilmesi için yenilenebilir enerji kaynaklarıyla desteklenmesi gerektiğini vurguluyor. Aksi halde, yapay zekânın verimlilik artışı sağlarken karbon ayak izini büyütmesi, uzun vadede yeni riskler doğurabilir.
Öte yandan, yapay zekâ yalnızca enerji tüketimiyle değil, işgücü piyasaları üzerindeki dönüştürücü etkisiyle de gündemde. Dünya Ekonomik Forumu’nun Geleceğin İşleri Araştırması’na göre, 2025–2030 yılları arasında yapay zekâ kaynaklı dönüşüm, küresel işgücü piyasasındaki işlerin yaklaşık %22’sini etkileyecek. Bu etki, hem yeni işlerin doğmasını hem de bazı mesleklerin ortadan kalkmasını kapsıyor.
Araştırmaya göre, mevcut istihdamın yaklaşık %14’üne denk gelen 170 milyon yeni iş yaratılması bekleniyor. Buna karşılık, otomasyon ve yapay zekâ destekli sistemler nedeniyle yaklaşık 92 milyon işin, yani toplamın %8’inin, ortadan kalkabileceği öngörülüyor. Bu tablo, ilk bakışta belirsizlik yaratsa da, genel dengeye bakıldığında küresel ölçekte %7’lik net bir istihdam artışı ortaya çıkıyor. Bu da yaklaşık 78 milyon yeni iş anlamına geliyor.
Ortaya çıkan bu yeni istihdamın büyük bölümünün; veri analizi, yapay zekâ sistemlerinin eğitimi, enerji altyapısı yönetimi, siber güvenlik ve insan–makine etkileşimi gibi alanlarda yoğunlaşması bekleniyor. Yani yapay zekâ, bazı geleneksel işleri ortadan kaldırırken, daha yüksek beceri gerektiren yeni meslekleri beraberinde getiriyor. Bu durum, eğitim politikalarının ve iş gücü dönüşüm programlarının önemini daha da artırıyor.
Tüm bu başlıkların, 19–23 Ocak tarihleri arasında İsviçre’nin Davos-Klosters kentinde düzenlenecek Davos 2026 Dünya Ekonomik Forumu toplantısında ana gündem maddeleri arasında yer alması bekleniyor. Forum, artan jeopolitik gerilimler, hızlanan teknolojik dönüşüm ve toplumsal değişimlerin gölgesinde gerçekleşecek. Yapay zekâ ise bu başlıkların tam merkezinde bulunuyor.
Sonuç olarak, Dünya Ekonomik Forumu’nun ortaya koyduğu tablo net: Yapay zekâ yatırımları enerji talebini ciddi biçimde artıracak, ancak aynı zamanda küresel ekonomiye milyonlarca yeni iş ve uzun vadeli büyüme potansiyeli sunacak. Önümüzdeki yıllarda asıl belirleyici unsur, bu dönüşümün ne kadar dengeli, kapsayıcı ve sürdürülebilir yönetilebileceği olacak.









