Türkiye’de Yabancı Sermayenin Sessiz Yükselişi

Türkiye'de yabancı kontrollü girişim sayısı 2024'te 11.086'ya ulaştı; Almanya lider konumunu korurken ciro payı yüzde 12,6'ya geriledi.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 yılına ait yabancı kontrollü girişim istatistikleri, ülkenin küresel sermaye hareketlerindeki yerini bir kez daha gözler önüne serdi. Yabancı kontrolündeki girişim sayısı 2023’teki 10.673’ten 2024’te 11.086’ya yükseldi. Bu rakam, Türkiye’nin yabancı yatırımcılar için cazibesini koruduğunu gösterse de tablonun arka planına bakıldığında, bazı yapısal sorular kaçınılmaz biçimde gündeme geliyor.

Sayısal büyüme ilk bakışta umut verici. Ancak bu girişimlerin toplam cirodaki payı 2023’teki yüzde 12,9’dan 2024’te yüzde 12,6’ya geriledi. Yani yabancı kontrollü şirket sayısı artarken bu şirketlerin ekonomik ağırlığı görece küçüldü. Bu durum, yeni kurulan yabancı sermayeli girişimlerin büyük çaplı üretim ya da ticaret hacmine henüz ulaşamadığına işaret ediyor olabilir. Küçük ölçekli, belki de piyasayı yoklamaya yönelik girişimlerin sayıyı şişirdiği, ancak gerçek ekonomik katkıyı sınırlı tuttuğu bir tablo söz konusu.

İstihdam tarafında da benzer bir daralma göze çarpıyor. Yabancı kontrollü girişimlerdeki çalışanların toplam istihdamdaki payı 2023’te yüzde 5,2 iken 2024’te yüzde 5,1’e indi. Bu düşüş küçük görünse de büyüyen bir ekonomide yabancı sermayenin istihdam üretme kapasitesinin görece zayıfladığını ortaya koyuyor. Yabancı yatırım denildiğinde yalnızca sermaye girişi değil, nitelikli istihdam yaratma potansiyeli de değerlendirilmelidir.

Sektörel dağılıma bakıldığında dikkat çekici bir tablo ortaya çıkıyor. Tütün ürünleri imalatında yabancı kontrollü girişimlerin ciro payı yüzde 94,6 ile tüm sektörlerin açık ara önünde. Bu oran, söz konusu sektörün fiilen yabancı sermaye tarafından yönetildiğini söylemekle eş değer. İkinci sırada yüzde 40,6 ile motorlu kara taşıtı, treyler ve yarı treyler imalatı yer alıyor. Otomotiv sektöründeki bu güçlü yabancı varlık, Türkiye’nin küresel otomotiv tedarik zincirindeki stratejik konumunu yansıtıyor; ancak bu bağımlılık, olası küresel krizlerde ülkeyi dışsal şoklara açık hale getirebilir.

Ülke bazında değerlendirildiğinde Almanya liderliğini sağlam biçimde koruyor. 11.086 yabancı kontrollü girişimin 1.309’u Alman kontrolünde bulunurken, bu girişimlerin toplam yabancı kontrollü cirodaki payı yüzde 13,1 olarak kaydedildi. Almanya’yı 1.010 girişim ve yüzde 12,3’lük ciro payıyla ABD, ardından 737 girişim ve yüzde 8,3’lük payla Birleşik Krallık izledi. Bu üçlü, Türkiye’deki yabancı yatırımın coğrafi haritasını çiziyor ve Batı Avrupa ile Kuzey Amerika’nın ülke ekonomisindeki yapısal ağırlığını bir kez daha teyit ediyor.

Burada asıl sorulması gereken soru şu: Yabancı sermaye Türkiye’ye ne getiriyor, ne götürüyor? Doğrudan yabancı yatırımlar, teknoloji transferi, yönetim bilgisi ve ihracat kapasitesi açısından ev sahibi ekonomilere önemli katkılar sunabilir. Tütün ve otomotiv gibi sektörlerdeki yoğunlaşma, bu katkıların hangi alanlarda gerçekleştiğini ortaya koyuyor. Öte yandan kâr transferleri, döviz talebini artırarak cari açık üzerinde baskı oluşturabilir; bu da özellikle döviz kuru hassasiyetinin yüksek olduğu Türkiye ekonomisi için göz ardı edilemeyecek bir risk faktörüdür.

Girişim sayısının artması, yatırım ortamının iyileştiğine dair olumlu bir sinyal olarak okunabilir. Hukuki güvenlik, yargı bağımsızlığı, enflasyon ortamı ve bürokrasinin kalitesi, yabancı yatırımcıların karar süreçlerini doğrudan etkileyen unsurlardır. Bu bağlamda 11.086 rakamı, tüm zorluklara karşın Türkiye’nin yabancı girişimciler için anlamlı bir pazar olmayı sürdürdüğünü gösteriyor.

Sonuç olarak TÜİK verileri, yüzeysel bir okumada başarı hikâyesi gibi görünse de derinlemesine incelendiğinde hem fırsatları hem de yapısal gerilimleri bir arada barındırıyor. Sayısal artış sevindirici, ancak ciro ve istihdam paylarındaki gerileme, nitelik sorusunu ön plana çıkarıyor. Türkiye’nin önümüzdeki dönemde yabancı sermayeyi yalnızca çekmekle kalmayıp bu sermayeyi katma değer üretecek, istihdam yaratacak ve teknoloji transferini hızlandıracak alanlara yönlendirmesi, uzun vadeli ekonomik dönüşümün temel koşullarından biri olmaya devam edecek.