Ocak 2026 Enflasyonu: Düşüş Var Ama İkna Edici mi?

Ocak enflasyonu düşüşü teyit ediyor ancak hız sınırlı; eşik aşılırsa para politikası beklentileri yeniden şekillenebilir.

Ocak ayı enflasyonu, sadece yeni yılın ilk verisi olması nedeniyle değil, aynı zamanda dezenflasyon sürecinin ne kadar sağlam ilerlediğini göstermesi açısından da kritik bir eşik niteliği taşıyor. İstanbul Ticaret Odası’nın açıkladığı %4,56’lık oran, piyasa medyanı olan %4,2’nin üzerinde, bizim %3,9 civarındaki tahminimizin ise belirgin şekilde üstünde gerçekleşti. Bu tablo, yıllık enflasyonda düşüş eğiliminin sürdüğünü ancak bu düşüşün hızının giderek sınırlı kaldığını düşündürüyor.

Mevcut görünüm, yıllık enflasyonun %30’un biraz altına inebileceğine işaret ediyor. Bu seviye, psikolojik eşik açısından önemli olsa da tek başına yeterli bir başarı olarak görülmemeli. Çünkü dezenflasyon sürecinde asıl mesele, sadece yıllık oranın düşmesi değil; aylık fiyat artışlarının kalıcı biçimde düşük bir patikaya oturmasıdır. Ocak ayı gibi mevsimsellikten arındırıldığında genellikle güçlü gelen bir ayda %4’ün üzerindeki bir gerçekleşme, fiyatlama davranışlarında tam anlamıyla bir kırılma oluşmadığını gösteriyor.

Bu noktada veriye ilişkin belirsizlikleri de göz ardı etmemek gerekiyor. Baz yılı güncellemesi ve sepet ağırlıklarındaki değişiklikler, ocak ayı verisini geçmiş dönemlerle birebir karşılaştırmayı zorlaştırıyor. Piyasadaki birçok tahmin, eski ağırlık yapısına dayanarak yapıldığı için, yeni sepetle birlikte teknik kaynaklı sürprizler görmek mümkün. Bu durum, manşet rakamın ötesinde alt kırılımların ve mevsimsellikten arındırılmış göstergelerin daha fazla önem kazanacağı bir döneme girildiğini gösteriyor.

Eğer mevsimsellikten arındırılmış enflasyon verisi aylık bazda daha ılımlı bir artışa işaret ederse, manşet rakam yüksek kalsa bile trend açısından daha olumlu bir tablo çizilebilir. Buna karşılık hem manşet hem de arındırılmış verilerde yüksek seyir görülmesi, dezenflasyonun beklenenden daha yavaş ilerlediği algısını güçlendirir.

Ocak enflasyonunun piyasa medyanı olan %4,2’nin belirgin üzerine çıkması, para politikasına ilişkin beklentiler üzerinde doğrudan etkili olabilir. Böyle bir senaryoda, faiz indirim sürecine ilişkin zamanlama öteleneceği gibi, mevcut sıkı duruşun daha uzun süre korunacağı beklentisi güçlenir. Bu da tahvil faizlerinden döviz kuruna, hisse senetlerinden risk primine kadar geniş bir alanda fiyatlamaların yeniden yapılmasına neden olabilir.

Buna karşın, %4’ün altındaki bir gerçekleşme, piyasalarda belirgin bir rahatlama yaratır. Bu tür bir sonuç, Merkez Bankası’nın sıkı para politikasının talep ve beklentiler üzerinde etkili olmaya başladığına dair güçlü bir sinyal üretir. Ancak burada da aşırı iyimserlikten kaçınmak gerekir. Tek bir ayın iyi gelmesi, kalıcı başarı anlamına gelmez; önemli olan önümüzdeki aylarda 2-3 bandına doğru kademeli bir gerilemenin sağlanıp sağlanamayacağıdır.

Enflasyon görünümünü şekillendiren bir diğer unsur da hizmet enflasyonu ve ücret kaynaklı baskılardır. Hizmet grubunda katılık devam ettiği sürece, mal enflasyonundaki yavaşlama tek başına yeterli olmayacaktır. Ayrıca kur geçişkenliği, enerji fiyatları ve küresel emtia piyasalarındaki oynaklık da Türkiye enflasyonu açısından yakından izlenmesi gereken risk başlıkları olmaya devam ediyor.

Özetle, Ocak verisi “doğru yönde ama yavaş” bir ilerlemeye işaret ediyor. Yıllık orandaki düşüş olumlu; ancak aylık artışların seviyesi, dezenflasyon sürecinin henüz tam anlamıyla güven verici bir patikaya oturmadığını gösteriyor. Yıla nasıl başlandığı önemli, fakat asıl belirleyici olan, ilk çeyrek boyunca aylık enflasyonun kalıcı olarak aşağı çekilip çekilemeyeceği olacak. Bu başarılabilirse, hem para politikasında öngörülebilirlik artar hem de piyasalarda daha sağlam bir iyimserlik zemini oluşur.