Küresel ekonomi, kısa bir soluklanma döneminin ardından yeniden enflasyonun gölgesinde. Orta Doğu’da tırmanan gerilim, petrol fiyatlarının varil başına 100 doları aşmasıyla piyasalarda şok etkisi yarattı. Brent tipi ham petrol, Husi saldırıları ve Hormuz Boğazı ile Kızıldeniz’deki tedarik risklerinin artmasıyla Mayıs ayından bu yana en yüksek seviyesine ulaşırken, WTI de 90 dolar bandına oturdu. Bu yükseliş, yalnızca enerji faturalarını şişirmekle kalmıyor; küresel tedarik zincirlerinde maliyet baskısını hızla artırıyor. Analistler, boğazlardaki kesintilerin sürmesi halinde petrolün 120 doları bile görebileceğini öngörüyor. Enerji fiyatlarındaki bu ani sıçrama, daha birkaç hafta önce savaş öncesi seviyelere gerileyen piyasaları tersine çevirdi ve enflasyon beklentilerini yeniden yukarı çekti.
Buna paralel olarak ABD’de Başkan Donald Trump’ın yeni gümrük vergisi hamleleri devreye girdi. Yönetim, onlarca ülkeye yönelik yüzde 10-12,5 oranında yeni tarifeleri yürürlüğe koyarak ortalama ithalat vergisini yaklaşık yüzde 13 seviyesine taşıdı. Yale Budget Lab hesaplamalarına göre bu politikalar, Amerikan hanelerine yıllık ortalama 1.100 dolar ek maliyet yükleyebilir. New York Fed’in son araştırması, firmaların yüzde 44-47’sinin tarife maliyetlerini hâlâ fiyatlara yansıtmaya devam ettiğini gösteriyor. Tarifeler bir kez daha “tek seferlik” olarak nitelense de, geçiş etkisinin yavaş ve kalıcı olması enflasyonun yapışkanlığını artırıyor. Petrol şokuyla birleşince, gıda ve ara mal fiyatlarında ikinci tur etkilerin kaçınılmaz olduğu görüşü güçleniyor.
Üçüncü ve belki de en yapısal baskı ise yapay zekâ yatırımlarından geliyor. Büyük teknoloji şirketleri — Microsoft, Alphabet, Amazon, Meta ve Oracle — 2026’da 700 milyar doları aşan sermaye harcaması planlıyor. Bu rakam, bazı tahminlere göre 800 milyar dolara yaklaşabilir. Veri merkezleri, çipler ve enerji altyapısına akan bu muazzam miktar, yarı iletken, elektrik ve inşaat maliyetlerini yukarı çekiyor. Hiperscaler’ların serbest nakit akışlarını aşan bu harcamalar, kısa vadede talep enflasyonunu besliyor. AI yatırımlarının uzun vadede verimlilik artışı yoluyla fiyatları düşürmesi umulsa da, şu anki aşamada talep tarafı baskın çıkıyor. Enerji fiyatlarındaki yükselişle birleşince, çip üretiminde kritik olan helyum gibi girdilerin de pahalanması riski ortaya çıkıyor.
Bu üçlü darbe, merkez bankacılarının enflasyon görünümünde bir miktar rahatlama görmeye başladığı hassas bir döneme denk geldi. Fed ve İngiltere Merkez Bankası’nın önümüzdeki günlerde alacağı kararlar, yeni tehlikelere ne kadar hızlı tepki vereceklerini gösterecek. Petroldeki ani sıçrama ve tarifelerin geçiş etkisi, daha önce “geçici” sayılan baskıları kalıcı hale getirme riski taşıyor. ABD’de tüketici fiyatları hâlâ Fed’in yüzde 2 hedefine uzak; İngiltere’de de benzer bir tablo var. Merkez bankaları faiz artırımına gitmek zorunda kalırsa, büyüme yavaşlarken enflasyonun yüksek kalması stagflasyon endişelerini yeniden canlandırabilir.
Küresel ekonominin bu zorlu dönemde direnç göstermesi mümkün, ancak riskler net. Enerji arzındaki kesintilerin uzaması, tarifelerin genişlemesi ve AI yatırımlarının enflasyonist etkisinin abartılması, 2022’deki enflasyon şokunun gölgesini yeniden düşürebilir. Yatırımcılar ve politika yapıcılar, bu üç faktörün birbirini güçlendirdiği bir ortamda temkinli olmak zorunda. Kısa vadede fiyat baskılarının artması kaçınılmaz görünüyor; uzun vadede ise jeopolitik gerilimin yatışması ve verimlilik kazanımlarının devreye girmesi umudu canlı tutulmalı. Aksi halde, enflasyonla mücadele yeniden merkez bankalarının öncelikli gündemi haline gelecek ve ekonomik toparlanma süreci daha da karmaşıklaşacak.











