Uluslararası Para Fonu’nun küresel büyüme tahminini bu yıl için %3,1’den %3,3’e yükseltmesi, ilk bakışta küresel ekonomi adına moral verici bir gelişme olarak okunuyor. Özellikle son yıllarda art arda gelen pandemi, savaşlar, tedarik zinciri şokları ve yüksek enflasyon döneminin ardından, böylesi bir revizyon “ekonomi sandığımızdan daha dayanıklı” mesajını veriyor. IMF’nin bu iyimserliği; güçlü iş gücü piyasaları, talebin beklenenden hızlı toparlanması ve en önemlisi yapay zekâ eksenli teknolojik yatırımların hız kazanması ile açıklaması, küresel büyümenin artık klasik dinamiklerin ötesine geçtiğini de gösteriyor.
Gerçekten de yapay zekâ yatırımları bugün yalnızca bir teknoloji başlığı değil, ekonominin neredeyse tüm damarlarına nüfuz eden yeni bir büyüme hikâyesi sunuyor. Kuzey Amerika ve Asya’da yoğunlaşan bu yatırım dalgası, şirketlerin verimlilik artışı, maliyet düşüşü ve üretim kapasitesi genişlemesi beklentilerini güçlendiriyor. Hisse senedi piyasalarında son dönemde gözlenen iyimserliğin önemli bir bölümünün de bu beklentilerle beslendiği açık. Yapay zekâ, adeta 1990’ların internet devrimine benzer şekilde, geleceğe dair güçlü bir anlatı oluşturuyor.
Ancak IMF’nin altını çizdiği kritik nokta şu: Bu beklentiler gerçekleşmezse tablo hızla tersine dönebilir. Yapay zekâ yatırımlarının vaat edilen ölçekte verimlilik üretmemesi ya da kârlılığa dönüşmesinin gecikmesi, bugün şişkin görünen varlık fiyatlarında sert düzeltmelere yol açabilir. Böyle bir senaryoda, finansal piyasalardaki düşüşlerin hanehalkı servetini aşındırması, tüketimi zayıflatması ve kırılganlıkları artırması olası. Kısacası, büyümeyi destekleyen aynı dinamikler, hayal kırıklığı yarattığında istikrarsızlığın da kaynağı olabilir.
Öte yandan küresel ekonomi yalnızca teknolojiyle şekillenmiyor. Ticaret politikaları ve jeopolitik gerilimler, risk başlıkları arasında güçlü şekilde varlığını sürdürüyor. Geçmiş dönemde uygulanan gümrük tarifelerinin etkisinin zamanla azalması beklenirken, yeni ticaret savaşları ya da artan korumacılık eğilimleri bu kazanımları kolayca silebilir. IMF’nin uyarısı net: Ticaret akışlarındaki bozulmalar, şirket kârlılıklarını baskılarken maliyetleri yükselterek enflasyonist baskıları kalıcı hale getirebilir. Bu da merkez bankalarının “faiz indirimi” hayallerini ertelemesi anlamına gelir.
Bölgesel projeksiyonlar ise küresel ekonominin ne kadar dengesiz ama dirençli olduğunu gösteriyor. ABD için açıklanan %2,6’lık büyüme beklentisi, gelişmiş ekonomiler arasında hâlâ güçlü bir performansa işaret ediyor. Dayanıklı iç talep ve iş gücü piyasasındaki görece sağlam görünüm, ABD ekonomisinin lokomotif rolünü koruduğunu düşündürüyor. Buna karşın Euro Bölgesi’nde %1,3’lük sınırlı büyüme tahmini, yapısal sorunların ve zayıf talebin henüz aşılamadığını ortaya koyuyor. Çin’de ise %4,5’lik büyüme öngörüsü, Asya’nın küresel büyümedeki ağırlığının artmaya devam edeceğine işaret ediyor.
Tüm bu tablo bir araya getirildiğinde, küresel ekonomi için net bir ikilik ortaya çıkıyor. Bir yanda yapay zekâ ve teknoloji yatırımlarının taşıdığı büyük potansiyel, diğer yanda bu potansiyelin gerçekleşmemesi halinde doğabilecek finansal ve makroekonomik riskler. IMF’nin mesajı aslında ne tam iyimser ne de karamsar: Dünya ekonomisi ayakta ve dirençli, ancak beklentilerle gerçekler arasındaki makas açılırsa bedel ağır olabilir. Önümüzdeki dönemde asıl sınav, teknolojik dönüşümün sadece borsalarda değil, reel ekonomide kalıcı ve kapsayıcı bir büyümeye dönüşüp dönüşemeyeceği olacak.











