Küresel piyasalar haftanın son işlem gününe hisse senetlerinde yükseliş, petrol fiyatlarında geri çekilme ve tahvil faizlerinde düşüş temasıyla giriyor. Wall Street’te perşembe günü görülen güçlü toparlanmanın Asya piyasalarına taşınması, yatırımcıların ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımının ardından ilk şoku geride bırakmaya çalıştığını gösteriyor. Bununla birlikte piyasalarda fiyatlamaların yönünü belirleyen temel başlıklar değişmiş değil: yüksek enerji fiyatlarının enflasyon üzerindeki etkisi, merkez bankalarının faiz patikası ve jeopolitik riskler yakından izleniyor.
Haftanın son işlem gününde Asya tarafının en önemli gündemi Japonya Merkez Bankası’nın faiz kararı oldu. politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 1,25’e yükseltti. Böylece Japonya’da politika faizi 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Kararın 7’ye karşı 2 oyla alınması, para politikasındaki normalleşmenin devam edeceğine ilişkin beklentileri desteklese de karar metninin ve mesajların ilave faiz artırımlarının zamanlaması konusunda piyasanın beklediği kadar şahin olmaması yen üzerinde baskı oluşturdu.
Kararın ardından dolar/yen paritesi 157,13 seviyesine kadar yükselirken yen yaklaşık yüzde 0,7 değer kaybetti. Dolayısıyla Japonya’da faiz artırılmış olması tek başına para birimini güçlendirmeye yetmedi. Piyasa açısından bundan sonraki kritik unsur, ’nın faiz artışlarının devam edip etmeyeceği ve edecekse bunun hangi koşullarda gerçekleşeceğine yönelik açıklamaları olacak. BOJ’un faizleri yükseltmesi önemli olmakla birlikte, piyasalar artık yalnızca faiz seviyesine değil, bir sonraki adımın zamanlamasına odaklanıyor.
Asya borsalarında ise genel görünüm pozitif. MSCI Asya Pasifik Endeksi yaklaşık yüzde 0,7 yükselirken Hong Kong’da yüzde 0,6, Şanghay’da yaklaşık yüzde 1’lik artış görüldü. Japon Nikkei 225 de gün içinde yaklaşık yüzde 2 yükseldi. ABD’de S&P 500 ve Nasdaq 100’ün ağustos başından bu yana en güçlü seanslarından birini gerçekleştirmesi, küresel teknoloji hisselerine de destek verdi.
Özellikle yapay zekâ yatırımlarının yarattığı çip talebine yönelik beklentiler, Asya teknoloji hisselerinin performansında belirleyici oluyor. Nvidia kaynaklı güçlü talep beklentileri sonrasında Samsung Electronics ve SK Hynix gibi bellek çipi üreticileri öne çıkarken, yapay zekâ sunucularında kullanılan yüksek performanslı bellek ürünlerine yönelik talep küresel yarı iletken sektörünün ana temalarından biri olmayı sürdürüyor. Çinli CXMT’nin de NAND bellek pazarına yönelik yatırım planları, AI kaynaklı talep artışının sektörde kapasite yarışını hızlandırdığını gösteriyor.
Petrol cephesinde ise son günlerdeki gevşeme küresel piyasalar açısından önemli bir rahatlama kanalı oluşturuyor. Brent petrol üç gün üst üste gerileyerek 104 dolar seviyesinin altına yaklaşırken, WTI yaklaşık 101 dolar civarında işlem görüyor. Son düşüşte özellikle Suudi Arabistan’ın petrol akışını yeniden artırabileceğine yönelik beklentiler etkili oluyor. Suudi Arabistan’ın East-West petrol boru hattındaki kapasitenin bir bölümünü yeniden devreye alabileceği ve Asya’ya alternatif güzergâhlardan sevkiyatları artırdığı yönündeki gelişmeler arz endişelerini bir miktar azalttı.
Ancak burada risklerin tamamen ortadan kalktığını söylemek için erken. Hürmüz Boğazı, İran kaynaklı gelişmeler ve bölgedeki enerji altyapısına yönelik saldırılar petrol piyasasının önündeki temel riskler olmaya devam ediyor. Dolayısıyla petrol fiyatlarındaki düşüş şu aşamada daha çok arz şokunun hafifleyeceğine ilişkin beklentiyi yansıtıyor. Jeopolitik tansiyonun yeniden yükselmesi halinde fiyatlarda hızlı bir yön değişimi görülebilir. Reuters da bölgedeki gerilimin sürdüğüne ve petrol arzına yönelik risklerin henüz tamamen ortadan kalkmadığına dikkat çekiyor.
Petroldeki gerilemenin bir başka önemli sonucu ise tahvil piyasasında görülüyor. Enerji fiyatlarının düşmesi, enflasyon beklentileri üzerindeki baskının azalabileceği düşüncesini güçlendiriyor. Bu da özellikle uzun vadeli tahviller açısından destekleyici bir unsur. ABD 10 yıllık tahvil faizi Fed kararının ardından yüzde 5,02 seviyesine kadar yükseldikten sonra yüzde 4,94 civarına geriledi. Fed’in 16 Eylül’de politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4,00 aralığına yükselttiği düşünüldüğünde, uzun vadeli tahvil faizlerinin yüzde 5 eşiği çevresindeki seyri küresel varlık fiyatlaması açısından kritik olmaya devam ediyor.
Buradaki kritik nokta, yüzde 5 seviyesinin yalnızca teknik bir eşik olmaması. ABD 10 yıllık tahvil faizi yükseldikçe hisse senetlerinin gelecekteki nakit akımlarının bugünkü değeri üzerinde baskı oluşuyor. Özellikle yüksek çarpanlarla işlem gören teknoloji şirketlerinde iskonto oranındaki değişim değerlemeleri daha fazla etkileyebiliyor. Bu nedenle petrol fiyatlarının düşmesiyle birlikte tahvil faizlerinin de gerilemesi, hisse piyasalarındaki toparlanmanın önemli desteklerinden biri haline geliyor.
Bununla birlikte ABD tahvil piyasasındaki ana sorun yalnızca Fed politikası değil. Yüksek kamu borcu, büyük bütçe açıkları ve uzun vadeli tahvil arzının yüksek seyretmesi, uzun vadeli faizlerin üzerinde yapısal bir baskı yaratıyor. Dolayısıyla petrol fiyatlarında geçici bir düşüşün 10 yıllık tahvil faizini kalıcı biçimde aşağı çekip çekmeyeceği, önümüzdeki dönemde enflasyon ve maliye politikası gelişmelerine bağlı olacak.
Altın tarafında ise tablo yeniden güçlenmeye işaret ediyor. Önceki seansta yaklaşık yüzde 2 yükselen spot altın, Asya işlemlerinde de yükselişini sürdürerek 4.358 dolar civarına çıktı. Burada hem jeopolitik risklerin devam etmesi hem de küresel para politikalarına ilişkin belirsizlikler değerli metale destek veriyor. Petrolün gerilemesi altın açısından ilk bakışta olumlu bir gelişme gibi görünmese de, enerji kaynaklı enflasyon baskısının azalması tahvil faizlerini aşağı çektiği sürece altın için farklı bir destek mekanizması oluşabiliyor.
Kripto para piyasasında da sınırlı bir toparlanma görülüyor. Bitcoin yaklaşık yüzde 1 yükselerek 77.272 dolar seviyesine çıktı. Ancak kripto varlıklarda fiyatlamanın halen yüksek ölçüde risk iştahına, likidite koşullarına ve teknoloji hisselerindeki eğilime bağlı olduğu unutulmamalı. Bu nedenle hisse senetleri ve tahvil faizlerindeki hareket, Bitcoin gibi yüksek oynaklığa sahip varlıklarda da yakından takip ediliyor.
Çin tarafında ise yuan dikkat çekiyor. Yuan dolar karşısında dört yılı aşkın sürenin en güçlü seviyesine yükseldi. Offshore yuan 6,70 seviyesinin üzerine çıkarak Temmuz 2022’den bu yana en yüksek seviyeyi gördü. Güçlü ihracat performansı ve Çin Merkez Bankası’nın para birimine yönelik desteği yuanın değer kazanmasında etkili oluyor.
Yuanın güçlenmesi yalnızca Çin açısından değil, gelişmekte olan piyasalar açısından da izlenmesi gereken bir gelişme. Çin ekonomisinin dış ticaret performansının güçlü kalması ve yuan üzerindeki baskının azalması, Asya para birimleri açısından daha dengeli bir görünüm yaratabilir. Ancak Çin’de iç talebin ve gayrimenkul sektörünün görünümü, küresel büyüme açısından hâlâ önemli değişkenler arasında bulunuyor.
Genel tabloya bakıldığında küresel piyasalar haftanın son gününe Fed’in faiz artırımına rağmen güçlü bir risk iştahıyla giriyor. Burada üç gelişme aynı anda piyasaya destek veriyor: petrol fiyatlarının gerilemesi, ABD tahvil faizlerinin yüzde 5 seviyesinden uzaklaşması ve Wall Street’te teknoloji hisseleri öncülüğündeki toparlanma. Buna BOJ’un faiz artırımının ardından Asya borsalarında görülen yükseliş de ekleniyor.
Ancak piyasadaki rahatlamanın kalıcı olup olmayacağını belirleyecek temel unsur, petrol fiyatlarının hangi seviyede dengeleneceği ve ABD 10 yıllık tahvil faizinin yüzde 5 eşiğini aşıp aşmayacağı olacak. Petrol yeniden yükselir ve tahvil faizleri yüzde 5’in üzerinde kalıcılaşırsa, mevcut risk iştahının üzerinde baskı oluşabilir. Buna karşılık enerji fiyatlarının daha fazla gevşemesi ve tahvil faizlerinin geri çekilmeyi sürdürmesi, özellikle küresel teknoloji ve büyüme hisseleri için daha elverişli bir finansal koşul yaratabilir.
Dolayısıyla haftanın son işlem gününde piyasaların verdiği mesaj şimdilik “Fed sonrası şok sindiriliyor, ancak riskler ortadan kalkmış değil” şeklinde okunabilir. Japonya’da faiz normalleşmesi, ABD’de yüksek faiz ve tahvil getirileri, Çin’de güçlü yuan ve Orta Doğu kaynaklı enerji riski aynı anda takip edilirken, küresel yatırımcıların önündeki temel soru artık yalnızca merkez bankalarının ne yaptığı değil, enflasyon ile büyüme arasındaki dengenin önümüzdeki aylarda nasıl şekilleneceği olacak.











