Piyasalar Yeni Hikâye Arıyor

Fed'in bekle-gör politikası, kurdaki istikrar ve temkinli faiz süreci sürerken, Borsa İstanbul yeni bir büyüme hikâyesi arıyor.

Küresel Merkez Bankaları, Borsa İstanbul ve Kur Dengesi

Küresel piyasalarda 2026 yılının ikinci yarısına girilirken yatırımcıların odağında yine merkez bankalarının para politikaları, jeopolitik gelişmeler ve sermaye akımlarının yönü bulunuyor. Özellikle ABD Merkez Bankası (Fed), Avrupa Merkez Bankası (ECB), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) ve bunların finansal piyasalara etkisi yatırım kararlarını belirleyen en önemli unsurlar olmaya devam ediyor. Türkiye açısından ise bu küresel gelişmelere ek olarak faiz politikası, Borsa İstanbul’un görünümü, yabancı yatırımcı ilgisi ve döviz piyasasındaki denge yakından takip ediliyor.

Fed cephesinde piyasaların genel beklentisi, 2026 yılı boyunca faiz artırımı yapılmayacağı ve mevcut sıkı para politikasının korunacağı yönünde şekilleniyor. ABD ekonomisi büyümesini tamamen kaybetmiş değil ancak enflasyonda belirgin bir yeniden yükseliş sinyali de bulunmuyor. Bu nedenle Fed’in aceleci davranmadan veriye bağlı hareket etmesi bekleniyor. Faizlerin uzun süre mevcut seviyelerde tutulması, küresel sermaye hareketlerinde sert kırılmalar yaşanmasının önüne geçebilir.

Avrupa tarafında ise tablo ABD’den farklı bir görünüm sergiliyor. Enflasyon baskılarının hâlâ istenilen ölçüde kontrol altına alınamaması nedeniyle piyasalarda Avrupa Merkez Bankası’nın ilave faiz artırımı yapabileceği beklentisi güçleniyor. Böyle bir senaryoda euro üzerindeki baskının azalması ve euro/dolar paritesinin yukarı yönlü hareket etmesi olası görünüyor. Yıl sonuna doğru 1,15–1,16 seviyelerine ulaşabilecek bir euro/dolar paritesi, doların küresel ölçekte aşırı güçlenmeyeceği beklentisini de destekliyor.

Bu görünüm, özellikle gelişmekte olan ülkeler açısından önem taşıyor. Çünkü doların aşırı değer kazanmadığı bir küresel ortam, carry trade işlemlerinin cazibesini korumasına ve gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımlarının tamamen kesilmemesine katkı sağlayabilir. Türkiye de bu süreçten olumlu etkilenebilecek ülkeler arasında yer alıyor.

İç piyasalara bakıldığında ise Borsa İstanbul’un temel göstergelerinde dramatik bir bozulma bulunmuyor. Özellikle piyasaların Temmuz ayından itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın yeniden haftalık repo fonlamasına ağırlık vereceği beklentisini fiyatlaması, finansal sistem açısından destekleyici bir unsur olarak görülüyor. Ancak borsanın önündeki temel sorun artık makroekonomik göstergelerden çok piyasanın kendi yapısında ortaya çıkıyor.

Son yıllarda Borsa İstanbul’un yatırımcı yapısında önemli değişimler yaşandı. Resmî veriler yabancı yatırımcı oranını yüzde 35-40 bandında gösterse de halka açıklık oranları düşük şirketler ve teknik hesaplamalar dikkate alındığında fiili yabancı yatırımcı payının yüzde 20’li seviyelere kadar gerilediği değerlendiriliyor. Bu durum piyasanın derinliğini azaltırken fiyat oluşumlarının daha kırılgan hale gelmesine neden oluyor.

Yabancı yatırımcı eksikliği nedeniyle piyasayı büyük ölçüde yerli yatırımcıların tasarrufları yönlendiriyor. Ancak içeride oluşan fon akımları da çoğunlukla sektör rotasyonları üzerinden ilerliyor. Bankacılık hisselerinden sanayiye, sanayiden ulaştırmaya veya savunma sanayine yaşanan geçişler endekse dönemsel destek verse de yeni ve güçlü bir sermaye girişi oluşmadığı sürece kalıcı yükselişler sınırlı kalıyor.

Buna bir de peş peşe gelen halka arzlar eklendiğinde piyasadaki mevcut likidite çok daha fazla bölünüyor. Yeni yatırımcı girişinin zayıf olduğu bir dönemde artan halka arzlar, mevcut paranın farklı şirketler arasında dağılmasına neden oluyor. Bu durum özellikle ikincil piyasadaki işlem hacmini azaltırken bazı hisselerde satış baskısını artırabiliyor.

Bu nedenle mevcut koşullarda BIST 100 endeksinin 14 bin puan seviyelerinden 15 bin puan bandına doğru hareket etmesi mümkün görünse de bunu destekleyecek güçlü ve kalıcı bir hikâye henüz oluşmuş değil. En önemli destek unsuru faiz indirimleri olabilir. Ancak Merkez Bankası’nın enflasyonla mücadeleyi önceleyen temkinli yaklaşımı dikkate alındığında agresif faiz indirimleri beklenmiyor. Dolayısıyla borsa açısından kısa vadede güçlü bir katalizör eksikliği dikkat çekiyor.

Uluslararası gelişmeler tarafında gözler NATO zirvesine çevrilmiş durumda. Türkiye’nin ittifak içerisindeki stratejik konumu son yıllarda daha da önem kazanırken, Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde gözlenen normalleşme piyasalar tarafından olumlu karşılanıyor. Jeopolitik risk priminin gerilemesi ve Türkiye’nin CDS priminin savaş öncesi seviyelere kadar düşmesi, dış finansman açısından önemli bir kazanım olarak değerlendirilebilir.

Ancak CDS primindeki gerileme tek başına yabancı yatırımcıyı yeniden Borsa İstanbul’a çekmeye yetmiyor. Uluslararası fonların Türkiye’ye kalıcı dönüş yapabilmesi için enflasyonda belirgin düşüş, öngörülebilir ekonomi politikaları, hukuki güven ortamının güçlenmesi ve şirket kârlılıklarının yeniden yükselişe geçmesi gibi birçok unsurun aynı anda iyileşmesi gerekiyor.

Kur cephesinde ise mevcut ekonomi programı sürdüğü sürece önemli bir değişiklik beklenmiyor. Son dönemde carry trade işlemlerinin yeniden hız kazanması, Türk lirasına olan kısa vadeli talebi destekleyen unsurlar arasında bulunuyor. Londra piyasasında gecelik TL faizlerinin yaklaşık yüzde 22 seviyelerinde oluşması, yabancı yatırımcı açısından Türk lirasını cazip taşımaya devam ediyor. Ay sonu bilanço düzenlemeleri ve teknik işlemler zaman zaman kısa süreli oynaklık oluştursa da bunların kalıcı etkiler yaratması beklenmiyor.

Yaz aylarının en önemli destek unsurlarından biri ise turizm gelirleri olacak. Her ne kadar gelirlerin beklentilerin bir miktar altında kalabileceği konuşulsa da turizm sektörü Türkiye’ye milyarlarca dolarlık döviz girişi sağlamaya devam edecek. Bu kaynak, cari açığın finansmanına katkı sunarken döviz piyasasında da dengeleyici rol oynayacaktır.

Önümüzdeki aylarda piyasaların yönünü belirleyecek temel başlıklar; Fed ve ECB’nin para politikaları, TCMB’nin faiz kararları, enflasyonun seyri, yabancı yatırımcı girişleri, turizm gelirleri ve jeopolitik gelişmeler olacak. Bunlara ek olarak küresel büyüme görünümü ve enerji fiyatları da Türkiye ekonomisi üzerinde belirleyici olmaya devam edecek.

Sonuç olarak mevcut tablo, Türkiye ekonomisinin kısa vadede sert bir kur şoku ya da finansal kriz beklentisinden uzak olduğunu gösteriyor. Ancak aynı zamanda Borsa İstanbul’u güçlü biçimde yukarı taşıyacak yeni bir hikâyenin de henüz oluşmadığı görülüyor. Ekonomi programının kararlılıkla sürdürülmesi, enflasyonda kalıcı düşüş sağlanması ve uluslararası yatırımcı güveninin yeniden tesis edilmesi hâlinde hem Türk lirası hem de sermaye piyasaları açısından çok daha güçlü bir dönemin kapısı aralanabilir. Bugün için ise piyasaların en büyük beklentisi hızlı kazanç değil, istikrarın korunması ve güven ortamının kalıcı hâle gelmesidir.