Keşke Endeks’lere Yatırım Yapılabilseydi

Endeksler yükseliyor, hisseler yerinde sayıyor; yatırımcı ise “keşke endeksi alsaydık” diyerek borsanın ironisini yaşıyor.

Nasıl Bir Yatırım: Endeksler Gidiyor, Hisselerde Tık Yok

Borsa İstanbul’da yine tanıdık bir sabaha uyanıyoruz. Endeks yeşil, grafikler yukarı bakıyor, yorumcular “pozitif görünüm sürüyor” diyor. Yatırımcı ise ekranın karşısında aynı soruyu soruyor: “Endeks gidiyorsa benim hisse niye yerinde sayıyor?” İşte tam bu noktada iş, ekonomiden çıkıp traji-komik bir tiyatro oyununa dönüşüyor.

Endeks yükseliyor ama hisseler yükselmiyor. Daha doğrusu endeks bir yere giderken yatırımcı yerinde duruyor. Bu durum artık istisna değil, neredeyse piyasanın yeni normali. Eskiden “Endeks yükselirse çoğu hisse de yükselir” gibi saf, masum bir inanç vardı. Şimdi o inanç, Borsa İstanbul müzesinde sergileniyor; yanında da küçük bir not: “Bir zamanlar yatırımcılar buna inanırdı.”

Ekrana bakıyorsunuz, endeks +%2. Portföyünüze bakıyorsunuz, en iyi hisse +%0,3. Kötüler mi? Onlar zaten görevini yapmış, -%3 yazmış. Ama endeks nasıl oluyor da bu kadar rahat yükseliyor? Cevap basit ama can yakıcı: Endeks birkaç büyük hisseyle yukarı taşınıyor, geri kalanlar ise adeta sabitlenmiş gibi davranıyor. Yani sahnede bir-iki başrol oyuncusu var, figüranlar ise kuliste bekliyor.

İşin daha ironik tarafı şu: Endeks yükseldiğinde “treni kaçırmayın” deniyor, düştüğünde “panik yapmayın, uzun vadeli düşünün” deniyor. Uzun vadeli düşünüyorsunuz, hisse yine gitmiyor. Kısa vadeli düşünüyorsunuz, bu sefer de “sabırsız yatırımcı kaybeder” uyarısı geliyor. Ne yapsanız bir aforizmaya çarpıyorsunuz.

Bu noktada yatırımcının hayali çok net: “Keşke endeksin kendisini alsaydık.” Hisse seçmek yok, bilanço okumak yok, patron röportajı dinlemek yok. Endeks ne yapıyorsa onu yapmak. Ama hayır, yatırımcıya bu lüks tanınmıyor. Ona deniyor ki: “Endeks yükseliyor, sen de doğru hisseyi seçseydin.” Doğru hisse… Hangisi? Dün doğru olan bugün yanlış, bugün yıldız olan yarın sessizliğe gömülüyor.

Borsada şöyle tuhaf bir psikoloji oluştu: Endeks yükselince sevinemiyorsun, çünkü portföy yerinde. Endeks düşünce üzülüyorsun, çünkü portföy zaten düşmüş durumda. Yani kazançta moral yok, zararda sürpriz yok. Bu da yatırımcının ruh halini “temkinli iyimserlik”ten “alışılmış hayal kırıklığı”na taşıyor.

Bir de işin algı boyutu var. Manşetler hep parlak: “Borsa rekor kırdı”, “Endeks tarihi zirvede”. Küçük yatırımcı ise bu haberleri okurken içinden sessizce mırıldanıyor: “Hangi borsa, kimin rekoru?” Çünkü kendi hesabında tarih yazılmıyor, sadece aynı rakamlar dönüp duruyor.

Elbette bu bir şikâyet yazısı olduğu kadar bir kabulleniş de. Piyasa böyle çalışıyor, endeksle portföy arasındaki mesafe açılıyor. Ama yine de insan sormadan edemiyor: Endeks gidiyorsa, yatırımcı neden yerinde sayıyor? Belki de asıl yatırım, artık sabra yapılıyor. Getirisi belirsiz, vadesi bilinmeyen ama mecburen taşınan bir yatırım.

Sonuçta tablo net: Endeks koşuyor, hisseler yürüyor, yatırımcı ise kenardan izliyor. Her gün aynı cümleyle ekranı kapatıyor: “Yarın belki…”

Borsanın en istikrarlı vaadi de bu zaten.