Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre Aralık 2025’te toplam ücretli çalışan sayısı yıllık bazda yüzde 1,2 artarak 15,7 milyonun üzerine çıktı. Bir önceki yılın aynı döneminde 15 milyon 583 bin 773 olan çalışan sayısının yaklaşık 180 bin kişi artması, istihdamda artışın sürdüğünü gösterse de bu yükselişin niteliği dikkatle analiz edilmeyi hak ediyor. Rakamlar ilk bakışta pozitif görünse de sektörler arası dağılım, ekonominin yönüne dair daha derin sinyaller veriyor.
Yıllık değişime bakıldığında en dikkat çekici unsur, sanayi sektöründe yüzde 3,6’lık gerileme yaşanması. Türkiye gibi üretim ve ihracat odaklı büyüme hedefleyen bir ekonomi için sanayideki istihdam kaybı, yalnızca geçici bir dalgalanma olarak görülmemeli. Sanayi üretimi; katma değer, verimlilik ve sürdürülebilir büyümenin temel taşıdır. Bu alandaki daralma, dış talepte zayıflama, maliyet baskıları ya da finansmana erişimdeki sıkılaşmanın bir yansıması olabilir. Özellikle yüksek faiz ortamı ve küresel talep koşulları sanayi firmalarının kapasite kullanımını ve yeni istihdam iştahını sınırlıyor olabilir.
Buna karşılık inşaat sektöründe yüzde 7,0’lik güçlü artış, istihdamın sürükleyici kalemlerinden biri oldu. İnşaatın istihdam yaratma kapasitesi yüksek olmakla birlikte, bu sektörün büyüme modeli genellikle iç talep ve kredi koşullarına duyarlıdır. İnşaat kaynaklı istihdam artışı kısa vadede işsizlik oranlarını aşağı çekebilir; ancak uzun vadede sürdürülebilirlik açısından sanayi kadar güçlü bir çarpan etkisi üretmez. Bu nedenle istihdam kompozisyonundaki değişim, büyümenin kalitesi açısından kritik önem taşır.
Ticaret ve hizmet sektöründe yüzde 2,6’lık artış ise Türkiye ekonomisinin son yıllarda giderek daha fazla hizmet ağırlıklı bir yapıya evrildiğini gösteriyor. Turizm, lojistik, perakende ve çeşitli hizmet alanları istihdam artışına katkı sunmaya devam ediyor. Hizmetler sektörü esnek yapısı sayesinde ekonomik dalgalanmalara daha hızlı adapte olabiliyor. Ancak burada da verimlilik ve kişi başına katma değer konusu belirleyici olacaktır. Düşük ücretli ve düşük verimlilikli hizmet istihdamı, toplam refah artışını sınırlayabilir.
Aylık verilere bakıldığında ise tablo daha temkinli bir görünüm sunuyor. Aralık ayında toplam ücretli çalışan sayısı bir önceki aya göre yalnızca yüzde 0,1 artış gösterdi. Sanayide yüzde 0,1 azalış, inşaatta yüzde 0,6 artış, ticaret-hizmette ise yüzde 0,2 artış kaydedildi. Bu veriler, istihdam piyasasında ivmenin zayıfladığını düşündürüyor. Yıllık bazda artış sürse de aylık artışın sınırlı kalması, ekonomik aktivitedeki yavaşlamanın iş gücü piyasasına gecikmeli yansımaya başladığını gösterebilir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer unsur da ücretli çalışan verisinin kayıtlı istihdamı kapsaması. Kayıt dışı istihdamın seyri, toplam iş gücü piyasası sağlığını daha geniş perspektiften değerlendirmek açısından önemlidir. Ayrıca nüfus artışı ve iş gücüne katılım oranındaki değişimler dikkate alındığında, 180 bin kişilik yıllık artışın işsizlik oranına etkisi sınırlı kalabilir.
Ekonomik büyümenin kompozisyonu ile istihdamın sektörel dağılımı arasında güçlü bir ilişki vardır. Eğer büyüme daha çok iç talep, inşaat ve hizmetler üzerinden şekillenirse, kısa vadede istihdam artışı sağlanabilir; ancak dış ticaret dengesi, verimlilik ve uzun vadeli kalkınma açısından riskler oluşabilir. Buna karşılık sanayi ve teknoloji yoğun sektörlerde istihdam artışı, hem ihracat kapasitesini hem de kişi başına geliri yukarı taşır.
Önümüzdeki dönemde para politikası sıkılığı, küresel talep koşulları ve iç tüketim dinamikleri istihdamın yönünü belirleyecek. Özellikle sanayideki gerilemenin kalıcı hale gelip gelmeyeceği kritik olacak. Eğer sanayi üretiminde toparlanma sağlanamazsa, istihdam artışı daha çok düşük katma değerli alanlara sıkışabilir. Bu da gelir dağılımı ve ücret artışları üzerinde baskı oluşturabilir.
Sonuç olarak, toplam istihdam artışı olumlu görünse de detaylar ekonominin üretim ekseninde zayıfladığını, hizmet ve inşaat ağırlıklı bir yapının güçlendiğini gösteriyor. Sürdürülebilir ve dengeli büyüme için istihdam artışının yeniden sanayi ve yüksek katma değerli alanlara yönelmesi büyük önem taşıyor.










